Şimendifere karşı

“Büyük Takımlar, Büyük Maçlarda Büyük Oynar”
Beşiktaş da Moskova’da böyle bir maça çıktı.
Yıllar önce bir haber merkezi vardı.
Herkes iyi haberciydi.
“Doğru” insanlar, ‘doğru yerde’ bir araya gelmişti.
Olay olduğunda, tüm güçleriyle “aynı habere” yüklenirlerdi!
“Aynı Habere”! Büyütürlerdi de büyütürlerdi.
‘Sıradan’ günlerde “Bugün bunlarda ‘NE’ var!?” diye kendilerini seyrettirirlerdi!
Bu yüzden de yıllarca reyting rekoru kırdılar!
Zirveden de aşağıya inmediler!
Büyük takımlar da böyleydi.
Büyük maçlarda, tüm güçleriyle oynarlardı.
Çünkü, yaşadıkları anın tekrarı yoktu!
Her şey zirvede kalmak içindi.
Büyük maçlarda “Büyük oynamaktı” işin sırrı..
Yoksa, “Köy Hizmetlerine”(!) karşı “dehşet” büyük oynamışsın ne yazardı!
Moskova’da maç başladığında taraftarların da sesi dünyaya yayılıyordu.
“Bölünür senin için uykular” diyorlardı…
“Gidilecek çok deplasman var” diye ekliyordu taraftar. E, gidilecek en “güzel”deplasmana gitmişlerdi zaten.. Sıkı taraftar stattaydı, taraftarın hiç tanımadığı Beşiktaşlılar da Moskova’daki otellerinde maçı “izliyorlardı”, tahminen yani(!)
İlk yarı bittiğinde, Beşiktaş gol atamasa da, fena top oynamadı!
“Büyük” değil, “fena” oynamadı…
Pozisyon bakımından kısır bir devre oldu.
Beşiktaş’a sadece yaratıcı gol pasları lazımdı.
Moskova ekibi 2 defa gelebildi Beşiktaş kalesine…
Beşiktaş’ın üstüne gelemeyince, arkalarında da açık bırakmadılar.
İkinci yarı Gökhan’ın kaçırdığı gol pozisyonu ile başladı maç…
Moskova, Sosa’nın hatasını affetmedi ve golü buldu.
Sosa’nın hatasını da Şenol Hoca affetmedi. Yerine Necip girdi.
Beşiktaş’ın böyle bir takıma yenilmesi çok acı verecekti.
Maçın başından beri nice topları öldüren Gökhan vardı sahada.
Oğuzhan’ın pasını golle süsleyen Mario Gomez de vardı sahada.
Gökhan’ın yerine Cenk, Quaresma’nın yerine de Kerim girdi.
Şenol Hoca kendi kanatlarını kendi bitirdi. Quaresma’nın çıkması hataydı.
Son dakikalarda Quarasma bir şans olabilirdi. Tabii pas atılırsa…
(Dikkat edin, 20 sefer top istiyor, 1 sefer top veriliyor)
Rakibin 10 kişi kalması, Beşiktaş’a iyi gelmedi! Çünkü, hiç, 1 fazla gibi oynamadılar.
Maç maalesef 1-1 bitti. Beşiktaş “Büyük”oynayamadı. 2 puan bıraktı.
Oysa kazanmak için “Büyük” oynamak lazımdı…
İyimserseniz şöyle bakın: Beraberlik yenilgiden iyidir.
Ha bu arada, maçı otelden izleyen arkadaşlar, maç için görüş belirtebilirler(!)
Neyse OC bu kez de kaçar…
En Kalbi Muhabbetlerimle…
Ben CAN; Orhan Can…

23 Ekim 2015 Cuma – Cumhuriyet Gazetesi

Yaşam yeşermeli

orxa`n_ca`n3-225x300Kadro açıklandığında rakiplerin maçı da bitmişti!
Artık stres, Beşiktaş’a aitti…
Tosic ve Quaresma yedekti. İsmail ve Olcay “görevdeydi”!
“Görev” denilince de akla, görevde şehit düşen komandolar geliyordu.
Ailelerini arkalarında bırakarak toprak oluyorlardı. Korkusuzca…
En büyük sevinçler de ölümler karşısında anlamsız kalıyordu.
Hani derler ya, “Kahkahası gürültülü insanın, geride sessiz gözyaşları vardır”!
Türkiye’de böyle durumdaydı, Beşiktaşlı da!
Başakşehir Stadı’ndaki maç sonucu ne olursa olsun, durum böyle olacaktı!
Ama hayat devam ediyordu, edecekti!
İnsanlık bir yandan ölürken, “umut” da devam ediyordu. Umudu yeniden, ama yeniden yeşertmek için oynamalıydı herkes.
Yedek kalan Quaresma, kendisini her çağıran tribünü gidiyor selamlıyordu. Ölüme ve katillere rağmen “Yaşam yeşermeliydi” her yerden!
Spor da bunun enternasyonal göstergesiydi!

4 tehlikeli geliş
‘Top’un her iki takım sahası arasında gidip gelmesi, taraftarın heyecanı yaşamın ta kendisiydi!Nâzım Hikmet’in dediği gibi, “Düşmana inat bir gün daha fazla yaşamak”! için yaşam sevinci göstermeliydi herkes!
Beşiktaş siyah, Rize fıstık yeşili forma ile sahadaydı.
İlk dakikalarda Beşiktaş “Ya 4 atarım ya da 4 yerim” diyordu.
Nitekim Rize 15 dakikada İsmail’in kanadından 4 tehlikeli geliş yaptı.
İlk yarı Beşiktaş’ın atakları ise bir türü göle dönmedi. Hakem “vasat” bile değildi.. Ki adalet beklesin her iki takım da…
İkinci yarı Olcay’ın yerine Quaresma yeni “umutlarla” girdi sahaya!
63. dakika da o “umutlar” gole döndü…
Umutlar 1-0’a dönünce, bu maçta “döktüren” Sosa yerini Necip’e bıraktı. Ancak, Quaresma da Quaresma idi bu gece…
Beşiktaş 3 puanı aldı, aklım ise hâlâ ölüme meydan okuyan o genç şehitlerde! Hatta Levent Kırca’da!
Bir insan, ölüm karşısında bu kadar korkusuz, bu kadar mağrur, bu kadar temiz durabilir mi? Levent Kırca ve şehitler durdu! 
Sadece güldürmek şaklabanlara, soytarılara, yalakalara aitti… Mizah ve hiciv ise gerçek sanatçılara aitti!
Neyse, sanal âlemin ‘Odun Adamı’“İyi insanlar bir bir eksiliyorlar belki; yerlerine kimsenin gelmeyeceğini bilerek…” diyor ama futbol ve spor olduğu sürece yaşam da olacaktı!
Nur içinde yatsın, “Öleceğim için ‘Neden ben desem’, 20 yaşında şehit düşenlere haksızlık olur” diyen Levent Kırca…

19 Ekim 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

Siyah gözlüklü adamlar vardı

Stada vardığımda hakemler sahadaydı!
Çimleri kontrol ediyorlardı.
Üstlerinde siyah gömlek, altlarında “sütlü” kahverengi pantolon!
Ayaklarında siyah iskarpin…
Gözlükler siyah mi siyah!
Başkan’ın adamları gibi…
Ama, pantolonlar ille de “sütlü”ydü!
Sütlü…!!
Pantolonlar sütlüydü, eller boştu!
“Eller”, çok şey anlatan eller!
Biliyor musunuz, uzun ince parmaklara sahip eller iyi müzik aleti çalarmış.
Ya dolma gibi parmaklı “Eller”….
Misal “Vezir parmağı”, yok o tatlıydı(!)
Ne yapayım, eskiden bir-ikisi “Olağan şüpheliydi”, şimdi tamamı!
“Ellerinden” tutularak zirveye çekilenler vardı.
Beşiktaş geçen yıl bu sahada Bilic faciası yaşamış ve 3 puan bırakmıştı!
Son “düdük” sıralamaya belirleyecekti!
Sahaya, stadın bir ucundan Eskişehir, diğer ucundan Beşiktaş çıktı.
Gol tam Şenol Güneş’in rüyasıydı. Defansta Ersan topu kesti. Oğuzhan tek pasla Q17’yi gördü, Quaresma da görerek orta yaptı. Gomez’e golü atmak kaldı.
İkinci yarı Q17’nin yerine Necip girdi.
Gomez’in kaçırdığı bir pozisyon vardı ki, inanın bu yaşımda ben atardım o golü.
Gomez’in 2. golü ise “gol vuruşu” açısından ders niteliğindeydi.
Maçın başında Beşiktaş’ta gereksiz bir panik vardı.
Goller geldikçe Beşiktaş rahatladı. Daha rahat top çevirdi.
Skibbe ise Eskişehir için tam bir hayal kırıklığıydı. Faul olmayan pozisyonlarda o kadar aşırı bağırdı ki… Gerçek şu ki kötü futbol oynatıyordu. Herkese kök söktüren takım ne haldeydi.
Eskişehir taraftarı yönetim ve teknik adamlarının istifası istedi.
Ancak, 86’da gelen Eskişehir golü statta heyecan yaratsa da “İstifa” seslerini kesemedi.
Oyuna Beşiktaşlılar için 4 “bitmeyen dakika” eklenince Şenol Güneş’i görmek lazımdı!
Eskişehir’in son saniyede direkte patlayan şutu, gol olsa bile taraftarın tepkisi dinmeyecekti!
Beşiktaşlıların (‘Son dakikalar’) makus talihi yine heyecan doluydu!
Neyse, sabah 2.5 saatte geldik trenle, aynı şekilde İstanbul’a dönüş var.
Arada bir, hostes ablalar, yüksek sesle konuşanlara “Fırça” atıyorlar ya! Olsun.
Hava Eskişehir’di sıcaktı.
Kısa kollu tişörtler vardı üstlerde.
Maçtan sonra 9 derece olacak demişlerdi! Tutmadı.
Hala çok sıcak…
Kalsak mıydı bu gece burada ne!?

05 Ekim 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

İki konu vardı statta

30 bin taraftar Beşiktaş için stattaydı.
Stattaki ses “Susma haykır, E-bilete hayır”dı!
Maç bu tezahüratla başladı.
Necip tercihi gol kadar, defans güvenliğini içindi.
İki takım da topa basmak için ileride pres yapıyordu.
Kontrollü oynarken Tolga’nın kontrpiyede kaldığı şut Portugal’a gol getirdi.
Herkes “Lizbon” diyordu de arma üstünde isimleri ‘Sporting Clube de Portugal’dı!
Portekiz ekibi oynadıkları futbol itibariyle sıradan bir futbol takımıydı.
Ancak Beşiktaşlı oyuncular kötü ötesiydi!
Karşılarında sıradan bir takım vardı ve Beşiktaş onlardan daha kötü oynuyordu.
Eğer ikinci yarı sihirli bir değnek Beşiktaşlılara değmezse durum fena görünüyordu. Adamlar ilk yarı 3-0 yapabilirlerdi Tolga olmasa…
Sıradan bir takım karşısında Beşiktaş tel tel döküldü.
İkinci yarı Beşiktaş rüzgâr altındaydı. Necip yerine Oğuzhan oyundaydı.
Oğuzhan Beşiktaş’a hareket kazandırdı ve Töre’nin golü geldi.
Gol, taraftarları da ateşledi.
Meşale yakanlar hariç!
Ceza verileceğini bilerek bunu yapan adam Beşiktaşlı da olamazdı ki!
Taraftarın coşkusunu da kesti meşaleci.
Sosa’nın yerine giren Cenk bir fırsat yakaladı, ama o 1 defa gelen fırsatı adeta tepti!İkinci yarı Beşiktaş iyiydi ama yeteri kadar değildi.

Tıpkı ortaçağ
Maç öncesi gelen bomba haber statta konuşuluyordu.
Yan hakemin koşu yolu üstünde ısınıp, hakemin görev yapmasını engelleyen Van Persie’ye değil saha komiserine ceza verildi… ;
“Tuz kokmuş anacağım tuz!” dedim.
Tecavüzcüye değil de tecavüze uğrayana ceza ha…
Tıpkı Ortaçağ’da olduğu gibi!
Papazlar genç kızlara tecavüz eder, işleri bittikten sonra “Şeytaaan, şeytan bu. İçime şeytan soktu” diye bağırıp mağdur olan genç kızı diri diri yaktırırlardı…Maalesef yıl 2015 durum bu!
Adaleti sormayın o Mars’ta su aramaya çıkmış…
Bir hakem çıkıyor, “Vicdanım yanıyor” diye itirafta bulunuyor…
Hakemden sorumlu beyler “Yanlış yaptı hakem” diyor..
Adam doğruyu söylüyor, bunlar “Neden doğruyu söylüyorsun” diye kızıyor!
Sizce tuz sağlam kalır mı!?

02 Ekim 2015 Cuma – Cumhuriyet Gazetesi

Vicdan ve devrim

orxa`n_ca`n3-225x300Vicdan “taşmasıdır” bunun adı!
Denizde de durum böyledir, bir bardak
suda da!
Dolar dolar sonunda dışarı akar…
Taşıyamazsınız artık onu!
Deniz Çoban’ın vicdanı da öyle “taştı”.
Taşıyamadı daha fazla!
Ortadaki kul hakkıdır çünkü!
Canlı yayında “Hakkınızı yedim” dedi erkekçe!
Akla, Fırat Aydınus’u “uyardığı”, onun “Sen işine bak” dediği maç geldi.
Oysa, maçtan sonra da açıkça söyleyebilseydi.
Belki de maç tekrar edilirdi.
“Oturaklı uyarsa”!
Emenike ve Emre kırmızı kartlıktı.
Soyunup saha dışına çıkan adam yeniden oyuna girmişti!
Ama sustu.
Belki korktu.
Belki çekindi.
Belki basiretsiz bir anıydı!
Orta hakem öyle istemişti!
Sustu işte! 
Ama vicdan, besbelli dolma noktasındaydı! Maçın 4. hakemiydi.
Beşiktaş bağırta bağırta hakemler tarafından doğrandı!
O gün “vicdan susmuştu”!
Vicdan susunca, “Ahlak” da susuyordu…
Aradan aylar geçti.
O, 1. hakemdi…
Dolan vicdanı taştı…
Delikanlıca, erkekçe taştı.
Çıktı, içinde taşan “vicdan suyunu” dışarı vurdu!
‘Vicdanın taşması, nasıl olur’ okullarda öğretilmeliydi!
“Hakemliği bırakacağım” deyince, puanını “Aldığı” adam “hayır” dedi!
“Dur, hepimiz hata yapıyoruz” dedi hoşgörüyle.
Rıza Çalımbay’dı.
Hani, ahlak yoksunlarının “Kapıcı çocuğu olarak” küçümsediği, güya “aşağılamak” için tribünde böyle pankart açtıkları kişi. ‘Hakkı yenen kul, hakkını yiyeni’ canlı yayında affediyordu! 
Çünkü, “Ahlak, size ne söylenirse söylensin doğru olanı söylemek ve yapmaktı”!(x)
Bu yüzden Deniz Çoban’ın yaptığı bir devrimdi!
Bakın, hayatta her şey olabiliriniz ama vicdansız olmamalısınız!
Herkes, mesleğinde başarılı olacak diye de bir şey yok!
Kimi başarılı olur, kimi yeteri kadar olamaz.
Dedim ya, vicdansız olmamalı insan!
Şimdi, ‘O maçta da neler oldu’nun vicdani dökülmesi lazım!
Vicdan, güçlüye karşı da taşacak mı!?
Elbette sıra, diğer hakemlerin “vicdani dö
külmesinde”
Vicdan ve ahlak arasına sıkışmak insanidir.
Yeter ki vicdan ile cüzdan arasına sıkışılmasın!
Neyse; o gün, “Karşı Mahalle” sakinleri için hakemler çok iyiydi.
Bir önceki derbide de kafa atan Emenike’ye yine kırmızı kart gösterilmedi.
O gün ballı börekti de, şimdi ne oldu!
‘Yirim’ sizin ‘nalıncı keseri’ vicdanınızı…
İki de bir “Sabrımızı taşırmasınlar” da demeyin!
Taşarsa, ne yapacaksınız yani…
(x) Nietzsche

30 Eylül 2015 Çarşamba – Cumhuriyet Gazetesi

Mütelevvin-ül mizaç*

orxa`n_ca`n3-225x300Başkana sordular “Kim kazanır?” diye.
“Futbol oynayanların hak ettiği bir maç olsun” dedi!
“Yeter ki hakem az hatalı bir maç yönetsin” dedi.
Sihirli 2 cümle size…
Yeter ki hakemin sonuç tayin eden kararı olmasın!
Geçen “Artık kötü hakemlerden şikâyetçi değilim, yeter ki vicdansız olmasın” dedim!
Mütelevvin-ül mizaç, bukalemun meşrep kararlar ile “karakter suikastı” yapıyor, 3 puanı hak edene değil, hak etmeyene veriyorlar…(x)
Sabah gök gürültüsü, yağmur, şimşek, gündüz sıcak ve güneş, akşam gece serinliği!
Dört mevsim aynı gün böyle olmalıydı.
Oğuzhan dönmüş, hoca tercihini Olcay’dan yana kullanmıştı.
Quaresma yedekti!
Pereira da Van Persie’yi yedek tutmuştu.
Maça Fenerbahçe başladı.
Bakalım maçta neler olacaktı!?
Gözüm hakemin üstündeydi…
20. dakikada Atatürk Olimpiyat’ı sarsan gol Ersan’dan geldi…
3 dakika sonra 2. gol Gomez’den…
Olcay kafayla atamadı.
Atsaydı, maç bitmiş olacaktı.
Fenerbahçe’nin baskısı golü getirdi ve 32. dakika geçilirken 2-1 odu.
Fenerbahçe de kafayla bir gol kaçırdı ama, ilk yarının sonunda Beşiktaş’ın atağına“Ofsayt” kararına “Mütelevvin-ül mizaç” denmez de ne denir ki!?

‘İsmail çizgiye’
İkici yarı Sosa’nın yerine Necip girdi.
Isınmaması gereken yerde ısınan Van Persie’ye 4. hakem laf geçiremedi.
“Futbol babamın malı” der gibi devam etti.
Oysa yan hakemin koşu alanıydı orası…
Hakemlerden de üstün oyuncular böyle oluyordu!
Bu Türk futbolunun utancıydı.
Bunun üzerine taraftar doğru yerde ısınan İsmail’e “İsmail çizgiye” diye bağırdı. İsmail de ısınmak için oraya gitti.
Van Persie’nin yaptıklarını yapmadı ama!
Ersan’a ikinci sarı kartı vermesi gerekirken vermeyen hakem auta çıkan topa devam dedi, gol oldu!
Kale arkası çizgi hakeminin 1 metre önündeydi. Bu kadar adaletsizlik olmazdı ki…
74’te “öyle atılmaz böyle HAKKIYLA GOL atılır” dedi Gökhan – Gomez 3-2 oldu.
Balıkçı Ali ne der bilir misiniz?
“Hayat misina gibidir. Salarsan gider, toplarsan gelir.
Önemli olan hayatın ‘gamını’ almaktır.. ‘Gamını’ al, korkma, hep düzgün akar…”
(*) Mütelevvin-ül mizaç: Değişken mizaçlı
Bukalemun meşrep: Her renge girmek

28 Eylül 2015 Pazartesi – Cumhuriyet Gazetesi

Beceriksizlik

orxa`n_ca`n3-225x300Konumuz: Fırat AydınusQuaresma’yı atacak mıydı!?
Haftaya Fener maçı vardı da(!)
Düşünsenize, işler hangi noktaya gelmişti.
İnsanlar, daha maç başlamadan neleri düşünüyordu!
İnsan bir kez “Olağan şüpheli” durumuna düşmeye görsündü!
Çok değil, 3 yıl önce, bir G.Saray maçında Beşiktaş nasıl da harcanmıştı…
Soyunma odasına gidilip bir daha dönülmemişti.
Elle ‘çalınan’ topa “Devam” denilmişti, o da gol olmuştu!
Bu sefer sıcak bir Ankara akşamıydı…

Beşiktaş baskılıydı.
Şenol Güneş ağır topları ile sahadaydı.
İşi ilk yarı bitirmek istiyordu.
Ama ilk yarı sonucu itibariyle başarılı olamadı.
Gençler bir geldi, pir geldi.
İkisini kaçırdı, biri gol oldu!
Hakem, 3. defada sarı kart gösterdi Skulason’a…
“3 defadır göz yumuyordum” dedi önce işaret, sonra baş, sonra da orta parmak hareketiyle!
Anlamı, “Şurası göz göze geldiğimiz yer, orası diz dize geldiğimiz yer, burası da sarı karta geldiğimiz zaman”dı(!)
İlkinde niye göstermiyorsun ki, herkes adam gibi oynasın!
Beşiktaş ikinci yarı çift santrafora döndü.
Quaresma ve Olcay çıktı.
Yerine Cenk ve Necip girdi!
Defansı çoğaltıp gol bölgesine ikinci adam koydu Beşiktaş!
Şenol Hoca böylece, “Quaresma’yı atma zevkini tattırmadı”
“Ona göz yum, buna göz yum” politikası 55’ten sonra da kontrolü kaybettirdi dakikalarca!
Misal, Gomez’i atmalıydı hakem…
Ancak, Cenk’in nefis ortası 3.000’inci golü attırdı Gökhan’a…
Beşiktaş oyun itibariyle ilk yarı da üstündü ikinci yarı da!
Beşiktaş ligin başından beri kaçırdıkça kaçırdı.
Beşiktaş’ta forvet beceriksizliği devam ediyordu.
Rhodolfo’yu çıkardı, Necip’i stoper’e çekti ve Kerim’i de son 3 dakika kala oyuna soktu Şenol Hoca.
Bu son “Karttı”! Neyse, bakın daha 5. hafta. Biri, gözünün önünde el top çarpar“Devam” der!
Buz gibi penaltılar verilmiyordu.
Biri, kendisine “Fuck” diyene, “Fuck değil, ‘püf’ dedi bana” diyerek “Devam” der…
Biri kuralları bilmez, atak keserdi! (Gökhan’ı oyundan attılar geçen sene oysa)
Daha 5. hafta kıpraşmalar, oynaşmalar…
Bir hareketliliktir gidiyor ya..
Kısmet değil Kıspet bu!
Düştü bir kez daha aşağıya…
Ben artık hakemin kötüsüne razıyım… Vicdansızı olmasın yeter ki!
Milyon dolarlar harca, adalet dağıtması gereken biri onu yerle bir etsin…
Olup bitenleri gördükçe de akla; “Uyu yavrum uyu, Ninnilerle minnilerle avutayım seni” diyen şarkı geliyor!
“Uyu yavrum uyu, hakemlerle makemlerle şampiyon yapayım seni”…
Durum böyle olunca da Avrupa’da iki seksen uzatırlar adamı tabii..
Çünkü orada 12 kişi değil, 11 kişi oynar futbolu!•ANKARA  

22 Eylül 2015 Salı – Cumhuriyet Gazetesi

Bu cümleyi unutmayın

orxa`n_ca`n3-225x300“Do not argue with a fool. People may not notice the difference…”! 
(Bu cümleyi unutmayın, anlamı yazının en altındadır…)
Futbolcunun goşistini gördünüz mü!? 
Ben gördüm, biri Quaresma biri Gökhan’dır…
Gökhan yoktu ama öbür goşist ‘Q17’ vardı ve çok iş düşüyordu ona!
Kem gözler üstündeydi çünkü…
Cenk ve Kerim’e de tabii…
Geçmişte, yani “Kulübenin karnavalı” zamanında bir Bolu faciası vardı..
O yüzden temkinli olmak vardı.
Elbette, İnegöl, Çanakkale ve Lüleburgaz “Facialarını” da unutmamak lazımdı!
Burada sorun, “İskender” acılı mı olacaktı, acısız mı? Yoğurtlu mu olacaktı yoğurtsuz mu!?
Cenk’in 4 dakikada attığı pası Q17 gibi bir yetenek gol yapmalıydı.
Beşiktaş bize göre içinde “İhanet”, onlara göre “Ulusal Kahramanlık” olan bir kentin takımı ile oynuyordu!
Kerim’in sarı kart pozisyonunu sakına Burak’ınkilerle karıştırmayın. Buz gibi fauldü!
Cenk’in indirdiği top, Sosa’nın ayağına öyle oturdu ki, gol olmasa üzülürdük.
İlk yarı 5 olacak maç, 10 bitti. Neler kaçmadı ki!?
Ancak Quaresma’yı acımasızca eleştiren insanlar da bu maçtan sonra utanmalıdır!
Şut ve ortaları hariç, 8 kere kaybedilmiş topları yeniden kazandı Q17!
İkinci yarı kalpler Beşiktaş, aklılar Türkiye’nin her yerindeydi.
‘Cennet’e gitmek isteyen adamların dünyayı cehenneme çevirdiği zamanda yaşıyorduk’ 
Böyle bir ortamda barış için, yaşamı hissetmek için maç havasına girmek de zordu!
Futbolun 2. Goşisti Gökhan da girince oyuna Beşiktaş forvetleri gol kaçırma yarışına kaldıkları yerden devam ediyorlardı.
Gökhan’ın o pasını Sosa nasıl dışarı attı, hiçbir bilim çözemezdi!
Ya da Gomez’in kaçırdıklarını kim, nasıl açıklayabilirdi ki!?
İlk yarı Kerim yerine Gökhan’la başlamalıydı Beşiktaş.
Quaresma’nın yerine Pektemek’i sokmak bence komikti!
Beşiktaş forvetlerinin kramponlarının cilalanması lazımdı.
Bir takımın bu kadar gol kaçırması ancak halı sahada mümkündü!
“1-0 olsun benim olsun” lafı gerçek oldu.
Neyse, İngilizce’de güzel bir lafın anlamı şudur:
Bir salakla tartışma.. Dışarıdan fark anlaşılmayabilir… 
Benden söylemesi… 
İngilizce cümle için adam gibi adam gerçek gazeteci sevgili Zafer Arapkirli’ye teşekkür ederim…

18 Eylül 2015 Cuma – Cumhuriyet Gazetesi

Ya insanlık ya da!

orxa`n_ca`n3-225x300İki takımın da göğsünde Türk Bayrağı vardı.
Isınmak için saha böyle çıktılar..
Bu, insanlık düşmanı teröre karşı sporun ortak yanıtıydı!
Atatürk Olimpiyat “Şehitler ölmez” diye inliyordu.
Türkiye yaralıydı, sporseverler yaralıydı.
Kalplerin yarısı toprağa düşen Mehmetçikler ve onların gözü yaşlı yakınlarındaydı!
Kalpler buruktu ama teslimiyet yoktu…
Ya halk düşmanı teröristler kazanacaktı ya da insanlık…
Çünkü onlar beşikteki bebeğin, 80 yaşındaki dedenin, tarladaki “Hatçe kadının”, harf öğreten öğretmenin, bilimin, insanlığın, yaşamın düşmanıydı…
Büyük şair Nazım Hikmet’in dediği gibi “Onlar ümidin düşmanıydı…”!
Beşiktaş “Teröre karşı birlikteyiz” pankartı ile çıktı sahaya…
Maç, böyle duygusal bir ortamda başladı.

Quaresma, Cenk yedekti! Anlaşılan Şenol Hoca’nın aklı ‘azıcık’ Antep’te kalmıştı.
Gol, 15. dakikada Gomez ile geldi. Taraftarın tepkisi “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” idi!
Gol pasını Olcay ayağının ucuyla verdi. Yaptığı ortalar ise Sabri Reyiz gibiydi.
Oysa Quaresma yakalasaydı o orta pozisyonlarını..
Beşiktaş, adrese teslim toplarla çoktan farka gitmişti.
Oysa böyle maçlar Quaresma gibi adamların maçlarıydı.
Bunlara rağmen, son vuruşu olmayan, “aptal son paslar” sayesinde dünyaları kaçırdı Beşiktaş!

Türkiye’nin kötü teknik adamlarının taktiğidir: “Oynatma tekme at. Ayağını kır. Hakem b’işi demez. Kaza ile gol bulursan, yere yat kalkma..”!
Maalesef bu maçta da aynısı oldu!
‘Destroyerin’ insan kılığına girmiş kişisi Gökhan Töre, ‘hoş’ zamanlarında kendini satranca vermeli bence. Hızlı, yüksek manevra kabiliyetine yaratıcılığı da ekler belki(!)
Böyle bir topçunun bu kadar çok top “öldürmesi” normal olmamalıydı!
32 km’lik rüzgar, ikinci yarı Beşiktaş’a karşıydı.
Cenk, Serdar ve Quaresma ısınıyordu.
Asılında bi ısınıyor, 3 kez maçı seyrediyorlardı!
Başakşehir ise ilk yarı gelemediği Beşiktaş kalesini zorluyordu.
Isınan Beşiktaşlılardan Quarasma oyun için çağırıldığında “Destroyer” Gökhan’ın top kaptı! Topu taşımadan santrafora atınca da Gomez 2. golü attı.
Olcay’ın yerine Q17’yi aldı oyuna Şenol Hoca. Oyunun başında yapacaktı bu hareketi ya.
Son 20 geçildiğinde Beşiktaş forvetlerini bir kibarlık “tutmuştu”:
“Lütfen siz atın. Olmaz n’olur siz atın. Küserim ha siz atın” dedi Beşiktaş forveti!
Fazla kibarlık,  ‘Kibar Feyzo’ya bile yaramamıştı ki(!)
Tribünler, “Yere yatsana, yere yatsana Abdullah Avcı yere yatsana” diye inliyordu.
Bir teknik adamın böyle ün yapması futbol adına hakikatten üzücüydü.
Gomez’in golle buluşması da “mutsuzluğunu” çözmüş olmalıdır!

14 Eylül 2015 Pazartesi – Cumhuriyet Gazetesi

O bir ağabeydi

orxa`n_ca`n3-225x300Güneydoğu’nun Gazi kenti Antep’teydi Beşiktaş.
Zemin “berbattı”.
Geçen haftanın o berbat hakemini hatırladıkça da Cüneyt Çakır’ı öpesim geliyordu.
“Olağan şüpheli”ye böyle muhabbetle bakacağım hiç aklıma gelmemişti.
Beşiktaş bu maça da hızlı başladı. İlk yarı bittiğinde Quaresma’nın yokluğu kendini belli etti.
Gomez, gol pasları açısından yalnız kaldı.
Yer Güneydoğu’nun Gazi kenti olunca insanın aklından da şehitler çıkmıyordu. Düşman işgalinde komşu ‘Şanlı’ Urfa gibi düşmana teslim olmamıştı Antep!
Ve o Abi vardı gözümün önünde…
Şehit kardeşinin tabutu başında acıyla haykırdı.
Tabuta sarıldı, ağladı! Kalbi ve vicdanı konuşuyordu…
Bu “Kalp ve vicdanın” yeryüzündeki sınavıydı…
Sonra, sonra linç edildi Yarbay!
Kalbi vicdanlı yapan değer, insanı hayvandan ayıran en büyük özellikti…
O yoksa insanlık da yoktu…
İnsanlığın ana sorunu, insan görünümlü hayvanlarla, insanlar arasındaki iç içe geçen savaştı…
İnsanoğlu yaratıldığından beri durum böyle idi…
Kardeş acısı çeken birini, çıkar uğruna “idam” ettiler!
Ancak bu, ‘İyilerle kötüler arasındaki amansız savaştı’
Kalp odacıklarında vicdan denilen hayat yoldaşı, göğsün içindeki ‘Tanrı’ yoksa, Sırat Köprüsü’nün korkutuculuğu da yalandı…
Şehit Yüzbaşı kardeşi için acı çeken Yarbay’ın gözyaşlarından rahatsız oldular. Serzenişi bile çok gördüler…
Hayat ne garip bir olguydu.
Ben bunları düşünürken ikinci yarı başladı.
Hayat devam ediyordu.
Şenol Hoca, Sosa’yı çıkartıp Cenk Tosun’u almıştı.
Bu hücumsal anlamda bir riskti.
Beşiktaş “Çift santrafora” dönmüştü.
Çift Santrafora dönülmüştü ama 65. dakika geçildiğinde “Çift Santrafora” top taşın yoktu ki!
Neyse ki Oğuzhan’ın teknik şaheseri frikiki gol oldu.
Cenk’in penaltısı ise benden daha çok Şenol Hoca’yı rahatlattı(!) 3. gol ise pas trafiğinin net sonucuydu.
Kerim’in 4. golü çok işi kontratak organizasyonuydu.
Gaziler kentinden bunlar yaşanırken, benim beynimde şehit Yüzbaşının acılı ağabeyi Yarbay’ın sözleri çınlıyordu.
“Bugün bir kargo aldık yıkıldık” diyordu Yarbay.
Çünkü, Genelkurkmay’ın sağlamadığı bir şeyi kendi parasıyla sipariş etmişti Yüzbaşı: Askerlerinin sayısı kadar miğfer içi koruyucu madde…

29 Ağustos 2015 Cumartesi – Cumhuriyet Gazetesi