‘Peace is possible’

Hatta, ‘Everytime peace is possible’… Çanakkale Boğazı’ndan geçerken bir kez daha düşündüm. Çanakkale’de 400 bin, yeryüzünde milyonlarca insan ölmeyebilirdi. Çünkü, ‘her zaman mümkündü’
Sihirli kelimeydi “Barış”!
Anlamını bilmeyen değerini hiç bilemezdi…
Sahalarda da durum böyle idi!
Savaşlar illa da topla tüfekle yapılmazdı…
Bu yüzden “Barışlar” geçici, “Savaşlar” sürekliydi!
Bir kez daha Edirne dolaylarındaki Fatih Terim Stadına doluşmuştuk!
Beşiktaş ilk dakikalarda pas hatası üstüne pas atası yaparken, Quaresma ile Oğuzhan’ın arasındaki “Savaş” da bir kez daha açıkça ortaya çıktı. Eli havada sağ kanatta dolaşan Quaresma’nın Oğuzhan’la tartışması “Issız Adam Quaresma”yı artık ilan ediyordu. Oyunun durduğu anda Şenol Hoca’ya şikayete geliyordu Quaresma. Birirlerine “Hastir…” çekmeleri Hocanın gözü önündeydi. Anlaşılan Lodos fırtınası, her türlü sahaya yansıyordu!

Takım içindeki gizli savaş
Görmezlikten gelinen takım içindeki “gizli savaş” da açığa çıktı.
Q17’nin “At artık şunları” dediği ortaları Olcay “baba parası” gibi harcadı!
Beşiktaş ilk yarı penaltı ile öne geçti ama daha fazla skor yapabilirdi. Quaresma’nın topu kapıp Gomez’e “Skor yap” diye attığı pasın da gol olması gerekiyordu. Ama sahanın en “güzel hareketi”(!) Olcay’ın çimlere çalım atmasıydı. Doğal olarak da yerini alkışlar altında Kerim’e bıraktı. Gomez şansla barışık değildi. Q17’nin bir kez daha kapıp verdiği atılması gereken “golü” atamadı! Şenol Hoca da bu kadar dedi ve Cenk’i aldı. Son dakikalarda Beşiktaşlıların adrenalin anları da başlıyordu tabii! 88’de Cenk’in pozisyonu adrenalin değil egoistlikti! Oğuzhan’ın golü attıktan sonra yanındaki Quaresma’ya gitmemesi de dikkati çekiciydi!
Savaşları gördükçe, ‘Peace is possible’ geliyordu insanın aklına. Barış her zaman mümkündü! İnsanlar bunu duyabilse tabii…
Duyulmazsa şayet bu çığlık, “Peace is impossible” oluyordu.

23 Kasım 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir