Aylık arşivler: Nisan 2016

Karl Marx – Müslüm Baba

orxa`n_ca`n3-225x300“Toplumsal konumu gereği proletarya,
sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir”
 Karl Marx…
“Yakarsa dünyayı garipler yakar” Müslüm Baba…
Beşiktaş gol attı, gol yedi. “Attı-tuttu” gibi!
Önce sevin, hemen üzül! İşte Beşiktaş taraftarı!
Bence, “Yakarsa” bu dünyayı siyah-beyaz aşıkları yakardı!
“Proletaryanın” ya da “Halkın Takımı” olmaları belki de bu yüzdendi!
Beşiktaş taraftarının, rakip ne kadar zayıf olursa olsun, ‘rahat maç seyretme’ lüksü yoktu!
Adrenalin ve heyecan onların bir nevi “rakısıydı”!
İsmail ofsaytı bozdu, Biseswar da “ses” verdi, golü attı…
Oysa, sağına soluna baksa ve ileri çıksa, Biseswar ofsaytta kalacak ve “ses” veremeyecekti!
1-1  olunca, Gomez’in sağ-sol yaparak sol ayakla attığı golün sevinci de kısa sürdü.
Beşiktaş 3 as oyuncusu eksik Kayseri’deydi.
Sezon başından beri eleştirilen Sosa, kendisini “harcamak” isteyenleri utandırdı.
Top, çatalı yalayarak içeri girdi.
2-1 olunca Beşiktaşlı “rahat bir maç seyredecek” diye bir şey yoktu!
İkinci yarı, Olcay’ın yetişemediği top, Gomez’in Sosa’ya vererek harcadığı, Gökhan’ın atamadığı pozisyon vs…
Halbuki, 3. gol gelse yayıla yayıla maç seyredecekti taraftar.
Gökhan sakatlanıp yerini Kerim’e, Mario Gomez ise Cenk’e bıraksa da “sonuç” da nitel bir değişiklik yoktu! Oysa Gomez’in ölüsü oynardı. Zaten değişikliğe hiç sevinmedi!
Deplasmanda bir stat düşünün, 6 bin kişi olsun, bunun yarıdan fazlası da Beşiktaşlı olsun.
Beşiktaşlıya “yayılmak” hatta son düdük çalmadan “sevinmek” her zaman yasaktı!
“Hani, kurşun sıksan geçmez geceden…” diyordu ya şair… Beşiktaş da öyleydi!
Akhisar maçında da “geceden” bir türlü “geçirememişti kurşunu”!
Ahmet Arif’ten yazınca da akla Can Dündar ve Erdem Gül geliyordu tabii!
Biz maç seyrederken, onlar mapus damlarındaydı.
Gerçekten de “Akşam erken inerdi mahpushaneye” !
“Ejderha olsan kar etmez.” diyerek ekliyordu şair.
“Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete…”

Can ve Erdem, yakınlarına, arkadaşlarına, özgürlüğe hasrettiler, Beşiktaşlılar da şampiyonluğa…
Beşiktaşlı son anlarda ölüp ölüp dirilse de,
“Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe…”
 hep olacak ki..!

06 Aralık 2015 Pazar – Cumhuriyet Gazetesi

Dünyayı kurtarırken

orxa`n_ca`n3-225x300“Belki de dünya, başka bir gezegenin cehennemidir..”(x)
Belki de öyleydi!
Öyle ya, bu kadar kötü insanın aynı anda yeryüzünde olması!
Yapılan ve yapılacak olan kötülükler… Başka neyle açıklanabilirdi ki…
Doğru yazanların dokuz köyden kovulduğu, tutuklandığı bir dünya…
Ben bu düşüncelere “Dünyayı kurtarmayı” hayal ederken, Beşiktaş 4. dakikada gol yedi.
Ersan’ın yokluğu belli oluyordu Beşiktaş defansında.
Beşiktaş rakibini ablukaya aldı yüklendikçe yüklendi. 8 tane yüzde yüz gol kaçar mı? Kaçtı işte!
Akhisar’ın taktiği, arada top kapıp karşı atak yapmaktı. O şansı iyi kullanınca da 2. golü buldular. Beşiktaş’ın işi o dakikadan sonra daha da zora girdi.
“Kötü Hakemler” listesinin başındaki hakem, bu maça verilmişti!
Hani Kasımpaşa – Beşiktaş maçında yazdığı rapor “Yalanlanmıştı”!
Görüntüler ortaya çıkınca maç tekrar edilmişti.
Ben değil, Merkez Hakem Kurulu yazılan rapora “yalan” demişti.
İşte o maçın hakemi, yine Beşiktaş maçında görevliydi.
Kapanan bir takımı, üstelik öne geçmiş bir takımı “Açmak” zordu. Beşiktaş kaçırdıkça kaçırdı. Ama, Akhisar’ın 3. gol şansı direkt engelledi. Beşiktaş Cenk Tosun’dan sonra Gökhan Töre’yi de oyuna aldı. Dakika 85 olmuştu ve Beşiktaş hâlâ gol kaçırmaya devam ediyordu. Şenol Hoca için yapılacak tek hamle kalmıştı. Beşiktaş’ın gol ümidi Gomez’in yerine Kerim’i oyuna aldı.
Beşiktaş bu maçta “gol nasıl kaçırılır, pozisyon nasıl öldürülür dersi” verdi. Hatta golcü geçinen bazı oyuncuların “gol pozisyonlarını nasıl erittikleri” de dersin konusu olmalıdır!
Bence bu maçın kasedini Şenol Hoca oyunculara tekrar tekrar seyrettirmeli!
Beşiktaş 2-0 yenildi ama taraftarın takıma sahip çıkması da gecenin en güzel olayıydı.
Akhisar maçı “Atamayana atarlar maçı” oldu. Akhisar’ın Hocası maçtan önce nasıl oynayacaklarını açıklamıştı.
Öyle de oynadılar. 3 puanı da alarak döndüler.
Umarım bu sonuç Beşiktaş için münferit bir hadise olarak kalır.
Alışkanlık yapıp kötü sonuçlar “zinciri” doğurmaz. Çünkü, Şenol Hoca ve adamlarının alacağı bir ders vardır.
O da şudur: “Öndeki arabanın devrilmesi arkada araba için ihtar olmalıdır” ilkesidir.
(x)Aldous Huxley

30 Kasım 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

‘Haber namus, yorum hürdür…’

orxa`n_ca`n3-225x300Böyle büyüdük biz bu meslekte…
Eski yıllarda da güç yalakları, iktidar yalayıcıları vardı..
Ama haber hürdü. Özgürdü. Yorum, yazarlara aitti!
Sorun, haberin “hür” olmasındadır!
Haber hür olmazsa oyun değişirdi çünkü.. Tıpkı, futbol gibi..
Bu yüzden futbol ve hayat, ikiz kardeşti.
Haber taraf tutarsa, adalet duygusu incinir. “Adalet” taraf tutarsa, hayat ölürdü!
Tarafsız olması gerekenler ‘tarafsa’, “oyun bitmiştir” demekti.
Bu yüzden yenilen, yeneni tebrik etmemektedir.
Çünkü şimdi; kin vardır, nefret vardır, intikam hissi vardır!
Şimdilerde oyun açık.. “Ya bendensin ya karşıdan”…
Militan taraftarlığı ya da militan gazeteciliği.
Can Dündar ve Erdem Gül’ün kaderi yazılırken, biz statta “görevdeydik”!Haberciliğin kaderiydi bu!
Kalbin, aklın ve umudun gazeteci arkadaşlarının yanındayken, ‘sen’ haber için başka bir yerde görevde olursun!
Haber peşinde, haber kovalarsın.
Hani, hayatın kardeşi futbolda da “Çakal şey senii…” diyeceğiniz oyuncular vardır ya!
“Haram yemek tatlıdır, yedikçe yiyesi gelir insanın. Bir kez alışmasıninsanoğlu…” derler!
Futbolu sadece “aldatmadan” ibaret sanan futbolcular…
Hani, yalan yere kendini yere atan futbolcular.
Kandırdıkça’ bir daha yaparlar.
Yaptıkça, yaptıkları yanlarına kâr kaldıkça, bir daha yaparlar!
Onlar “yaptıkça”, ‘onlara’ uyanlar da çoğaldı.
Çünkü; ahlaksızlık, ahlak olmuştur bir kez.
Sicilyalılar “Aldatan, bir kere daha aldatır” der!
Oysa, ‘Birinin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğüne girdi mi’ faul olmalıydı!
“Eşitlik” değil, “Adalet” önemliydi!
Ah o adaletsiz “düdükler”..
Oysa, ‘hoyrat’ ve ‘delice’ ne çok severdim seni…

28 Kasım 2015 Cumartesi – Cumhuriyet Gazetesi

Habersiz ve korkusuzdular

orxa`n_ca`n3-225x300Avrupa “seyahatinin” en önemli maçıydı. Hoca’nın tercih ettiği ilk 11 ise bombaydı.
Cenk, Kerim, Necip sahadaydı.
Gomez, Quaresma ve Olcay yedekti!
Anlaşılan, “Rotasyon rotasyon” denilince psikolojik baskıya teslim olunmuştu.
Ancak, bu da kendine güvenin dışa vurulmuş haliydi.
İstanbul’da sabah güneş, akşam yağmur vardı.
Gökyüzü belli ki başka “bir şeye” ağlıyordu.
Cenk’in golü ile ilk yarı 1-0 bitse de kötü bir futbol vardı.
Beşiktaş bu değildi. Üstelik, Avrupa yolculuğunda en önemli viraj maçında.
Maçın dakikaları akıp giderken gazetecilerin aklı İstanbul Adliyesi’ndeydi.
Tosic’in atamadığı gol, futbol zevki adına utanç vericiydi.
Beşiktaş’ın 2 kanat oyuncusunun ikisi de sol kanta dolaşıyordu.
Gazetecilerin “tutuklanma” haberi Basın Tribünü’nde bomba gibi düşerken oyuna da Quaresma giriyordu. Oğuzhan, Gökhan’a; Gökhan, Quaresma’ya, Quaresma Cenk’e; Cenk kaleciye “yüklenince”, 2. gol dantel gibi dokundu. Beşiktaş 2-0 yapmıştı.
Yağmurun akşam saatlerinde neden ağlar gibi yağdığı da ortaya çıkmıştı.
Çünkü, gazeteciler habere koşardı. Habere koşarken gerçeği ararlardı.
Gazeteciler habere koşardı.
Haber koşusunda bazen iftiralara, bazen kalleş pusulara düşerlerdi.
Ama her gün habere koşarlardı.
Bir bakın hele, kaç gazeteci al bayrağa sarılı kanlı bedenleri ile gitti bu dünyadan.
Gazeteciler her gün habere koşardı.
Bu koşuda işsiz kalırlar, hapse girerler, hain pusularda ölürlerdi..
Ama gazeteciler her gün habere koşmaya devam ederlerdi.
Gazeteciler her gün habere koşardı.
Gerçeği aramak için. Sadece gerçek için..
Gazeteciler tarihin tanıklarıydı. ‘Olana, olmadı; olmayana, oldu, görmediğine degördüm’, diyemezlerdi ki…
O zaman, ‘tarihin diğer tanıkları’ habere koşmaya devam edeceklerdi!
Başlarına geleceklerden habersiz ve korkusuz…

Neyse OC kaçar anam babam…
En kalbi muhabbetlerimle…
Ben CAN; Orhan CAN…

27 Kasım 2015 Cuma Cumhuriyet Gazetesi

‘Peace is possible’

Hatta, ‘Everytime peace is possible’… Çanakkale Boğazı’ndan geçerken bir kez daha düşündüm. Çanakkale’de 400 bin, yeryüzünde milyonlarca insan ölmeyebilirdi. Çünkü, ‘her zaman mümkündü’
Sihirli kelimeydi “Barış”!
Anlamını bilmeyen değerini hiç bilemezdi…
Sahalarda da durum böyle idi!
Savaşlar illa da topla tüfekle yapılmazdı…
Bu yüzden “Barışlar” geçici, “Savaşlar” sürekliydi!
Bir kez daha Edirne dolaylarındaki Fatih Terim Stadına doluşmuştuk!
Beşiktaş ilk dakikalarda pas hatası üstüne pas atası yaparken, Quaresma ile Oğuzhan’ın arasındaki “Savaş” da bir kez daha açıkça ortaya çıktı. Eli havada sağ kanatta dolaşan Quaresma’nın Oğuzhan’la tartışması “Issız Adam Quaresma”yı artık ilan ediyordu. Oyunun durduğu anda Şenol Hoca’ya şikayete geliyordu Quaresma. Birirlerine “Hastir…” çekmeleri Hocanın gözü önündeydi. Anlaşılan Lodos fırtınası, her türlü sahaya yansıyordu!

Takım içindeki gizli savaş
Görmezlikten gelinen takım içindeki “gizli savaş” da açığa çıktı.
Q17’nin “At artık şunları” dediği ortaları Olcay “baba parası” gibi harcadı!
Beşiktaş ilk yarı penaltı ile öne geçti ama daha fazla skor yapabilirdi. Quaresma’nın topu kapıp Gomez’e “Skor yap” diye attığı pasın da gol olması gerekiyordu. Ama sahanın en “güzel hareketi”(!) Olcay’ın çimlere çalım atmasıydı. Doğal olarak da yerini alkışlar altında Kerim’e bıraktı. Gomez şansla barışık değildi. Q17’nin bir kez daha kapıp verdiği atılması gereken “golü” atamadı! Şenol Hoca da bu kadar dedi ve Cenk’i aldı. Son dakikalarda Beşiktaşlıların adrenalin anları da başlıyordu tabii! 88’de Cenk’in pozisyonu adrenalin değil egoistlikti! Oğuzhan’ın golü attıktan sonra yanındaki Quaresma’ya gitmemesi de dikkati çekiciydi!
Savaşları gördükçe, ‘Peace is possible’ geliyordu insanın aklına. Barış her zaman mümkündü! İnsanlar bunu duyabilse tabii…
Duyulmazsa şayet bu çığlık, “Peace is impossible” oluyordu.

23 Kasım 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

Paris ‘düşerken’

orxa`n_ca`n3-225x300(Şenol Hoca’nın fırsatlar listesiydi)
Kalplerde acı vardı…
Çünkü, Paris’te insanlığı öldürmüşlerdi.
Hangi inanışta insan değersizdir ki..
İnsan, en kutsal varlık değil miydi?
Oysa, bütün gözyaşlarının rengi, anaların acıları aynı değil miydi?
Böyle bir ortamda nefes bile almak istemiyordu insan…
Ama “Söz konusu Beşiktaş olunca gerisi teferruat” oluyordu…
İnsanlığın ortak acısını kalbine gömüyordu insan! Çılgın “Cumartesi trafiğine”rağmen Edirne’ye daha yakın olan Olimpiyat Stadı’na gitmek! 46 biletli seyirci, gazeteciler, az sayıda güvenlik, inler ve cinler ile birlikte oynanan bir maç.. Her şeye rağmen yaşamak!
İnsanlık düşmanı teröre rağmen “Yaşasın hayat” demeli insan!
Futbol açısından Şenol Hoca’nın kadrosu bir “Fırsatlar listesiydi”!
Sonunda “Oh” demeliydiler!
Özel maç da olmasa formalarına kavuşamayacaklardı.
Günay, Serdar, Motta, Kerim, Pektemek, Milosevic, Franco… Gençlerden kaleciVeysel, Eslem, Enes, Hamza, Fatih yedek…
Aslardan Ersan ve Beck kulübede.. Hazırlık da olsa her maç ciddi bir işti! Böyle bakmalıydı hayata.
Böyle düşünmezsen, hayat da acımazdı sana.
Hem formaya hasret olacaksın hem de sahada dolaşacaksın.
Öyle olmaz işte.. Yaşam sana fırsatları pek az sunar. Gerisi insana kalmış bir şey.
Misal, Kerim “Atom Karınca” gibiyken, sen “Bezgin Bekir” gibi dolaşırsan olmaz ki!
Gol atsan da fark etmez.. Pektemek’teki durgunluk değil de küskünlük vardı!
Oysa, Franco bile yerinde duramıyordu.
Gökhan’a da bir haller olmuş, bir önce kendine gelmeli.
Q17’nin daha çok topla buluştuğu bu maçta, gençler “fırsat” yakaladılar.
Gençlerden umut vaat eden Fatih, Eslem, Enes ve Hamza A takımda denendi.
Şenol Hoca, bir ‘Futbol Öğretmeni’ olduğunu genç Fatih’i oyuna 2 dakika geç alan hakeme ve sahadan oyalanarak çıkan Necip’e attığı fırçayla bir kez daha ispat etti…
Bir gün önce “Düşük seviyeli” futbol, kalplerde ise Paris’in hüznü vardı.

16 Kasım 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

Neler oldu neler

orxa`n_ca`n3-225x300Her maç zordur. Tıpkı hayat gibi!
Her “gün” zordur çünkü…
Her “gün”, çıkılması gereken bir merdivendir!
Ve o “uzun” merdivenler teker teker çıkılır. İkişer ikişer değil.
Onu kolaya çevirmek insanın  “Çalışmasıdır-azmidir”!
Bursa maçı da böyle bir hava içeren bir maçtı.
Her ne kadar Bursa taraftarının saatler öncesinden başlayan küfürleri olsa da…
Netice de sadece bir maçtı bu! Ama küfürler tam gazdı.
Bu yüzden “ihtar” anonsu geldi.
Maç başladığında ise sanki güneydoğuda çatışma çıkmıştı.
Bu kadar patlayıcıyı içeri nasıl sokmuşlardı ki…
Önce Gökhan, sonra Quarasma’nın korner atmaya alışırken atılan maddeler! Sadece futbol
değil spor adına utanç verici anlardı…
Nerede olursa olsun, yeryüzündeki bu kin ve nefreti anlamak mümkün değildi!
Halbuki, savaş değil maç yapıyordu çocuklar…
Çünkü, “Tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir”!(x)
Keşke, bunu herkes bilseydi!
Yayınlandığı günden beri yüzlerce insanın öldürüldüğü bir dizinin müziğinin çalındığı bir yerde barış güvercinlerinin uçmasını beklemek de saflıktı zaten..
Bursaspor bu sene en iyi futbolunu oynuyordu oysa!
Sosa düşürülünce Gökhan hakeme “Bu 3’cü” diye işaret etti. Hakem de ona iki elini yanda yanıt verdi. Meali; “Ben ne halt edeyim, bu seyirci beni yer, nasıl kart vereyim” idi!
Misal, ikinci yarı İsmail’e yapılan hareket sarı değil, kırmızının tak kendisiydi…
İkinci yarı Sosa çıktı, Necip girdi. Şenol Hoca’nın da yapacağı “ataklar” da artık önceden bilinir olmuştu. 3 gün önce maç yapan aynı kadrolu Beşiktaş’ın yorgun olduğu yaptığı pas hatalarından belliydi.
Topa giren Querasma için yedek kulübesinden fırlayan Ertuğrul sarı kart verdirdi. Sonra yaptığına o da pişman oldu ve Q17’den özür diledi. Ancak, Quarasma’nın hemen arkasından sağ kanatta yaptığı hareket karttı. Hakem ona da sadece faul verdi. Oysa o kartlık pozisyondu.
Şenol Hoca da baktı Q17 ikinci karta yakın, Olcay’ı aldı oyuna.
Ummadık anda Oğuzhan’ın golü geldi.
Bu Beşiktaş için sürprizdi. İyi oynamadı Beşiktaş ama 3 puan aldı.
Edilen küfürle ise, daha önce cezaları affettiren siyasi arkadaşların kulaklarını çınlatmıştır herhalde…
Çünkü, yapanın “yaptığı” yanına kar kalmamalıydı..
(x) François Fénelon

09 Kasım 2015 Pazartesi Cumhuriyet Gazetesi

Hak’olmadı bu sonuç

orxa`n_ca`n3-225x300Bizim iki gücümüz var:
Hak ve haIk! Böyle diyordu nadir “görülen” dürüst siyasetçi. Bülent Ecevit idi, o onurlu adamın adı… Arkasında; en büyük mirası, dürüstlüğünü bırakıp göçtü bu dünyadan.
Bu sözler Beşiktaş’ın da felsefesiydi.
Çünkü, Beşiktaş ‘hakkıyla’ hakkı arayan, halkın takımıydı! 
Geride, dürüstlük mirası bırakan o güzel insanlar! Adı güzel, kendi uzak olan statta hiç de fena taraftar yoktu. Beşiktaş “Kilit” açmak isteyecekti. “Rahat” etmek için bu şarttı!
Moskovalıların ilk başta epey direnç göstereceği de bilenen bir gerekti. Öyle de oldu!
30’dan sonra ise Beşiktaş’a teslim oldular! Ne yazık ki gol gelmedi.
Olcay ve Gökhan’ın yaptığı “ilginç” çalım hataları hafızalarda hep kalacak cinstendi.
Rakip takım tek umudu ise Beşiktaş’ın kaybedeceği toplardaydı! İkinci yarı, Olcay çıktı. Taraftarın büyük desteği altında Quaresma oyuna girdi. Q17’nin o kadar çok düşmanın vardı ki, hata yapmadan çatlatması lazımdı!

Vagonlara binenler
İkinci yarı Beşiktaş daha derli toplu oynadı ve golü buldu. Golü atan Quaresma, yedek kaleci Günay’a koştu. Bu, ilginç bir ayrıntıydı. Maçın ortalarında soyunan“Lokomotiv” taraftarları, görüntü itibariyle “vagonlarına binip” çoktan Moskova’ya doğru yola çıkmışlardı… Ne içtilerse artık(!)
Bu arada, “uçuşta” olan Ruslarla, Türk polisi arasında göğüs göğüse “muharebe”başladı!
Beşiktaş taraftarının “Vur vur” tezahüratı vardı. Polis barikat kurdu.
Öyle bir barikattı ki, cıbıldak Moskovalılar giyinmek zorunda kaldı! Sanırım“Ayıldılar”! 
Sahanın dışında bunlar yaşanırken, golden sonra geri çekilen Beşiktaş golü yedi.
Bu kadar ucuz gol yememeliydi Beşiktaş.
Golden sonra Beşiktaş yüklendikçe yüklendi. Ama gol gelmedi.
Son dakikada öyle bir gol kaçırdı ki… O golü atacaktın arkadaş..
Beşiktaş hiç de hak etmediği bir beraberlik aldı. Olsun, hak için halkla beraber yola devam bence!
Avrupa yolculuğuna devam…
Son olarak, biraz da işin magazini olsun!
Eskiden ‘Komünistler Moskova’ya’ diye bağırırlardı.. Keşke “Komünistler Moskova’ya” diye bağırdıkları o yıllarda, onlara uyup dediklerini yapsaymışız..
Şimdi, genci yaşlısı maç oldu mu ‘Hurra Moskova’ya gidiyor’, otelden maç izliyorlar ya…
Hani, Beşiktaş taraftarının hiç tanımadığı, statlarda görmediği Beşiktaşlılar..
İşte onlar, seneye de Moskova çıksın isterler…

06 Kasım 2015 Cuma Cumhuriyet Gazetesi

Kapılar tutulmuş neylersin!

orxa`n_ca`n3-225x300Aşk “Hedeftir”..
Aynı zamanda doğrudan “Eylem”!
Ahlâksızlığa göz yummak ve seyretmek de gerçek ahlâksızlıktır.
Liglerde ve Türkiye’de olup bitenleri gördükçe “Yıkanıp paklanmalıdır”!
Ama nerdeee…!!
Diyalektiğin kuralıdır. Aynı suda 2 defa yıkanılmaz.
Ama söz konusu Türkiye olunca, defalarca yıkanıyor bazı insanlar.
Bazı maçlar vardır sonucu çok önceden bellidir! Aynı siyasette olduğu gibi..
Bu maç Beşiktaş’ın, 1 Kasım Türkiye’nin günüdür.
Diğer maçlara bakınca Türkiye’nin aynasını görmek mümkündür.
Aynı suda yıkanmaya çalışan insanlar topluluğu.
İstedikleri kadar “yıkansınlar” asla temiz olamayacaklardır!
Bu yüzdendir, Trabzon’da olup bitenleri herkesin uyuduğu saatte ekrana getirmeler..
Gece 02.00’de bir “Gececiler”, bir de zampara abiler…
Beyler, aynı suda 2 defa yıkansalar da, temiz insanlar asla aynı suda yıkanmazlar ki!
Bu yüzden Beşiktaş gibi Türkiye’nin de işi zordur!
Elbette ki “Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurumaz…”
Bu yüzden 5-1’in rehavetine kapılmayacak bir büyük takım.
Beşiktaş doludizgin giderken, gizli eller çelme takmak için aparttadır.
Son maçların “Olağan Şüphelisi” hakemler olsa da, sonuç tayin etmek büyük takımların işidir. Onu da yenecek güçtedir Beşiktaş!
Şenol Hoca’nın dediği gibi, “Kaderi çizilen takım olmak değil, kaderini belirleyen takım olmak”gerekir.
Bakın, merdiven teker teker çıkılır. İkişer ikişer çıkanlar çabuk yorulur.
Bu anlamda da her maç Beşiktaş için artık şampiyonluk maçıdır!
Beşiktaş taraftarı da bundan gayrı tribünleri doldurmalıdır!
Çünkü, arkasında güç olmayan hiçbir “Tim” başarılı olmaz.
Beşiktaş’ın da “Özel Timi” taraftarıdır!
Lütfen statlara…

31 Ekim 2015 Cumartesi – Cumhuriyet Gazetesi

O golü kim attı?

“Susuzluktan ölmesinler diye, düşlerimi suluyorum”(x)
Böyle çevirmişti Ateş Nesin!
Beşiktaş da “Düşlerini sulamaya” devam ediyordu.
Şampiyonluk için bu şarttı. Gökhan ve Sosa yoktu. Bu yüzden Oğuzhan veQuaresma’ya büyük iş düşüyordu.
Gomez gol paslarında iyi beslenirse sorun olmayacaktı.
Eto’o, maç öncesinde takımını toplayarak “Gaz” verdi.
Ama, fazla gaz vermiş olmalı ki, ilk 3 dakikada 2 sarı kart yediler. Kramponla Quaresma’nın ayağının üstüne basılması fenaydı.
Hayret, Türk hakemleri ilk dakikalarda böyle kart mart vermezlerdi.
Oysa, hakemlerinden beklenen buydu.
Dakika kaç olursa olsun, kim suçluysa gösterecekti kartını.
İşte o zaman “İyi” hakem olma yolunda dev adımlar atarlardı!
Bu arada, Quaresma’nın korneri, döndü dolaştı ve Necip’in golü oldu…
Golden sonra Beşiktaş’ın 2 ve 3’ü bulması içten bile değildi.
Olcay, yüzde yüzlük golü kaçırdı, ama Eto’o kaçırmadı…
Q17’nin, topu söküp alarak 2. golü getirmesi de kötü TV yorumculara “gitti” tabii!
Gomez de gol anında “Burun gazisi” oldu!
Hakem iyi giderken Rodolfo’ya bedavadan kart verdi.
Spikerlerin Eto’o için ikide bir “Dünya yıldızı, dünya yıldızı” diye adeta yırtınması garipti.

Anladık, Eto’o ünlü biri de Quaresma dünya yıldızı değil miydi?
Barselona’da spikerin babası mı oynadı acaba?
Ya da Mario Gomez, film yıldızı mıydı? Eto’o için yırtınmak da neydi öyle!?
Quaresma’nın 3. goldeki “Açılımı” şahaneydi.
Sol kanattan Beck’e açtı, o da güzel pas çıkarttı Gomez’e…
3 golün mimarı Quaresma çıktı. Kerim girdi. Hataydı.
Olcay dururken Q17’nin çıkması! Ben ne zaman böyle desem Olcay gol atıyordu.
4-1 oldu! Quaresma, golü atan Olcay’ı yedek kulübesinden alkışladı. Bu futbol güzelliğiydi.

3 golün de başlangıcı Quaresma’ydı, nedense spikerler hep yok saydılar çocuğu!Ama, “Dünya Yıldızı” Eto’o’nun olmayan penaltı için ağlaması pek güzeldi doğrusu! 5. golün “Eser” sahipleri ise Kerim ve Cenk’ti.
“Açılış” maçında 5 atmak! Ve Beşiktaş, bu maçta, ‘Düşlerini bir kez daha suladı’!
Bakın, yazının girişini Ateş Nesin çevirmişti!
Türk mizahının büyük ismi Aziz Nesin’in büyük oğluydu Ateş!
Gazetelerdeki kısa “Nüktelerin” yaratıcısı.
Ailenin “Kara Ördeği” idi!
O, bir ‘yalnız’ adamdı Kitap yazar parasını alamazdı.
Tercümanlık yapardı. Öyle geçinirdi.
Ama adam gibi adamdı. O da göçüp gitti.
Ama hayat, böyledir işte: Misal, Gomez o pası Quaresma’ya verse, gol atacaktı Q17.
Belki de oyundan çıkmayacaktı!
Ama hayat bu! Sen neler verirsin de, karşındaki sana bir kez vermez.
(x) Stephen Littleword 

27 Ekim 2015 Salı – Cumhuriyet Gazetesi