Aylık arşivler: Ağustos 2015

Hangisini yazsam ?

orxa`n_ca`n3-225x300Olimpiyakos maçında Şenol Hoca’nın kafasındaki ilk 11 belli olmuştu.
Gomez yerine tercih Cenk Tosun’du.
Sosa sakat olduğu için
 Quaresma’ya ağır bir sorumluluk vermişti Şenol Hoca. Forvet arkası..
Doğrusu, orada neler yapacağı
 merak konusuydu!
Kanatlarda Gökhan ve Olcay vardı.
Hoca, kozlarını bekletmek yerine, oyuna sokarak ilerlemek istiyordu.
Maya tutmazsa, elde Gomez gibi isimler vardı.
Defans ise Atina’daki maçın aynısıydı.
Ki ben, defanstan yana kaygılıydım.
Beşiktaş oyuna fırtına gibi başladı.
Üst üste kaçan gol fırsatları siyah beyazlıların temposunu durduramıyordu. O baskı golü getirdi.
Atiba, Olcay’a, Olcay Oğuzhan’a, Oğuzhan’a Cenk’e, Cenk kaleye…!
Gol, Beşiktaşlılara “Hepimiz Mehmetçiğiz” dedirtti ve asker selamı ile şehitleri selamlattı…
Şenol Hoca, Q7 gibi “kişisel” bir oyuncudan ikinci bir “Sosa” yaratmak istiyordu.
Beşiktaş’ın defansını çözen Mesut Hoca ise savunma arkasına top attırıyordu.
İki sefer Tolga kurtardı, 3.’sü gol oldu.
Oğuzhan’ın frikiği ağlara gitse, çok şık olacaktı. Oğuzhan “Muhteşem” dönüş yapmıştı.
Beşiktaş ilk su molası geçildiğinde durulmuş gibiydi ki müthiş paslar Cenk’in 2. golünü getirdi.
Beşiktaş’ın ‘Pas Trafiği’ hakikatten, “Bu takım olmuş” dedirtiyordu.
Beşiktaş’ın sorunu gerçekten defanstı.
Yetenekleri açısından Quaresma’nın sadece sırt numarası değişmişti.
Defans alarmı vermeliydi Şenol Hoca.
Çünkü, Alman malı ‘Çin malı mıydı ne”!?
2 stoper de bir birinden ağırdı.
Dünyanın hiçbir takımında 2 ağır stoper aynı anda oynamazdı.
Benden söylemesi ama, bu defansla, başka maçlarda 5-1’in üstün bile yatamazsınız…
Bakın; yine, 10 kişi kalmış Mersin karşısında yapılan pas trafiği 3. golü getirdi Beşiktaş’a…
Hemen arkasından nafile doldur boşaltlar değil, ayağa pas trafiği 4 golü buldurdu Beşiktaş’a..
Ama Oğuzhan şov bu maçın özetiydi.
Unutmadan, Atiba da takım da emniyet sübabıydı.
Çok iyi maç çıkartan Tolga’nın onsekiz dışında top tutup kart yemesini ancak amatörler yapardı…
Ve o baskı Mersin’e gol olarak döndü. Kerim’in golü de çok şıktı doğrusu…

Beşiktaş’ın ilacı bellidir

orhancanBeşiktaş 5 transferi ile sahadaydı. 5’i bir yerdeydi..
Benim merak ettiğim, Gökhan Töre ve “ağır” Beşiktaşlı Quaresma’nın aynı anda oynayacak olması ve elbette Gomez’in neler yapacağı idi.
Şenol Güneş neredeyse herkesin hayalindeki 11’le sahaya çıktı.
Şenol Hoca’nın ideal 11’i demek ki böyle olacaktı!
Ama Sosa mutlaka olmalı.
Elbette Beck, Tosic, Rhodolfo’nun takıma uyumu da önemliydi.
Ciddi bir sahada ciddi bir sınavdı bu.
Quaresma da artık Q7 değildi.
O artık Q17 idi.
Pembe kramponlarına bayıldım ama…
Dedim ya daha önce, fark edilmeyi bekleyen çocuk gibi…
Siyah – Beyazlılar oyuna 4-5-1 olarak başladı.
Defansta, Beck, Rhodolfo, Ersan, Tosic tercihi vardı.
Orta sahada ise “kanatların” adamları Quaresma, Gökhan Töre ve Necip, Oğuzhan, Atiba…
‘Vay babo vay…’ derdi insan..
Tutarsa, “rakipler düşünsün” dedirtiyordu adama…
Anlaşılan Şenol Hoca, hem geride hem ileride hızla “çoğalabilmeyi” planlıyordu. Gökhan ve Quaresma’nın sürekli kanat değiştirmeleri de dikkati çekiyordu.
Beşiktaş’ta tam hazır olan Atiba idi!
Biraz da Quaresma…
Elbette, hazırlık maçlarında bu kadro hiçbir zaman bir arada oynamadı ki!
Sürekli adam denendi.
3’er beşer 10’ar dakika…
Hatta bir keresinde maç bitmiş, Quaresma kenarda ısına ısına “yanmıştı”!
Defansın adam kaçırmalarını görünce, bedava giden Sivok’u anımsamamak elde değildi.
Defansı size şu sözle anlatmak istiyorum: “Al birini vur ötekine”!
Hazırlık maçlarında hiçbir zaman bir araya gelmemiş bir kadro, adeta birbirlerine alışmaya çalışıyordu.
Oysa, bu kadronun
 çok maç yapması gerekiyordu.
Şenol Hoca’nın bu kadroda ısrar etmesi lazım…
Ne kadar çok maç, o 
kadar “Köfte”!
Yapılan her maç oyuncular
 arasında o kadar uyum getirir…
Beşiktaş’ın ilacı da bellidir.
Reçete,
 bu kadronun çok maç yapmasıdır!
Quaresma ve Gökhan besbelli ki çok can yakacaklar bu sene!
Bu arada Olimpiakoslu, Q17’ye arkadan tekme atıp sakatlanınca, sağlık ekibinin çantasının yerden alıp arabaya koyan Quaresma’nın surat ifadesi bence görülmeye değerdi.
Yenilen golde 2 stoperin, özellikle Rhodolfo’nun pozisyonuna bakın. Hazindir! Beşiktaş’ın defans sorunu sorunu vardır!
Gökhan ve Quaresma’nın yerine Kerim’le Olcay, Gomez’in yerine de Cenk girdi!
65 dakikadan sonra yapılan diğer değişiklikler maçı, “Adam deneme maçına”çevirdi!
Pimi çekilmiş el bombası Motta’nın yaptığına bakın hele!
Maç sonucu önemli değildir bence!
Spikerlerin Yunanistan’dan değil de televizyondan maçı anlatması da bol bol “çarşaflamalarına” neden oldu!
Paraya kıyın da gönderin çocukları maçlara…

Düdük!

orhancanBeşiktaş da iyi transferler yaptı.
Q7’den sonra Galatasaray’ın alamadığı Mario Gomez’i getirmek iyi işti mesela.
E, şansızlıkları da oldu, sakatlıklar açısından.
Orta saha bu yüzden biraz muammadır.
Hocaları akıllı ama…
Beşiktaş’ın eksiği İnönü’dür!
Bu, talihsizliktir!
Ancak, her şeye rağmen hayat devam edecek, yarış başlayacaktır!
Peki ne olacaktır!?
Düdük ötecektir!
Evet, düdük…
Düdük “ötecek”, maç başlayacak, düdük çalacak, faul olacak. Düdük “ötecek” gol geçerli sayılacak, düdük ötecek kart çıkacak, düdük çalacak penaltı atılacak.
Düdük çalacak oyuncu çıkacak, düdük çalacak oyuncu girecek, düdük ötecek maç bitecek!
Kısaca, milyon Avrolar dökülerek kurulan takımların kaderine “düdük” hükmedecek! Düdük karar verecek!
Buraya kadar normal…
Düdük bu, ötecek elbet!
Ancak, kart vermesi gerekirken görmezlikten gelip düdük “ötmezse” durum fena..
Şayet düdük, kulüp başkanından korkarak “ötmüyorsa” daha da fena!
Gerçek penaltılarda “ötmüyor”, verilmemesi gerekenlerde ‘düüüüüüt’ diye“ötüyorsa” inleyen nağmeler artık…
3 puan, hak edenden alınıp, hak etmeyene veriliyorsa ‘yuh” artık!
Milyonlarla kurulan takımların hayalleri, emekleri; Avroları gibi “yenilecektir”!
“Biz bu hakemleri kolay yetiştirmiyoruz..” diyeceklerdir!

İç edilen puanlar

Evet ya, hakemler kolay yetişmiyor da, bu takımlar kolay kuruluyordu sanki..
Milyon Avrolar, sokakta bulunup, dağıtılıyordu…
Şöyle bir geriye bakın, kaç takımın ne puanları, hele hele Beşiktaş’ın ne puanları“iç” edildi bu zamana kadar!
Zordur düdük olmak! Çünkü; her “düüüt”, milyonların sevinç veya hüzünlerini de tayin eder.
‘Kader belirleyici’ olmak ne ağır bir sorumluluktur!
Ve onlara, kalplerinde olması gereken, vicdan ve ahlak yol gösterir!
Düdük çalmak bu yüzden önemli bir “eserdir”!
Bakın, Türkiye’de bir sorun da kötü teknik adamlardır.
Hani, utanç verici “Futbol oynatmama taktiğinin” yaratıcıları!
Hiçbir başarısı olmayan teknik adamlar zihniyeti!
“Durduramıyorsan tekme at, bileğine bas. Hakemi ittiret. Ama illa tekme at”taktiği!
Böylece Avrolar harcanarak getirilen oyuncular “Eşek sudan gelinceye kadartekme yer”!

Taktiğin özü tekme!

“Yaslan oğlum geriye, tekme at ki top yapamasınlar, bi kontra atak, golü bulursak yatarız üstüne”!
Taktiğin özü tekmedir…
Hakemin gözü önünde ama!
İşte, düdük çalıcıların baş etmesi gereken bir başka zorluk da, bu adamların Avrupa’da işleyemeyen bu taktiğidir!
Bir de “Emek hırsızı” futbolcular olacaktır.
Futbol, saha içinde rakibini aldatma “sanatıdır”!
Bu doğru.. Ancak bunu rakibi yerine, “Hakemi aldatma oyunu” sananlar vardır!
Bedava penaltıyı, faulü “Helal” kazanç sanan oyuncular!
Hani, G3 mermisi yemiş gibi düşüp, hakem “devam” deyince de bir şey olmamış gibi yerden kalkan oyuncular!
Hani, utanma duygularını yitirmiş olanlar!
Bu adamlara karşı da ‘düdük’, dikkatli olmalıdır! İşte bu yüzden, hakemlerin elindeki o düdük, önemli bir “eserdir”!
Ve o ‘Düdük’, kulüp başkanlarına bırakılmayacak kadar mühim bir “eserdir”!
Yanıyorum yanıyorum, bu yıl da kaderimizi çalan düdükler belirleyecek ya, ben ona yanıyorum..!!

O bir ‘sevdalı kuştu’

19orhan_canÖzleye özleye pilavı özlemiş.
Türk pilavı… Adam, ‘kebap’ der, ‘şiş’ der, ‘baklava’ der, ‘lokum’ der…
Hadi bunları sevmedin…
‘Mangal’ der, ‘Oboo Ali nazik’ der, ‘Uff lahmacune, limonlu lahmacune’ der…
Olmadı, ‘Çurba’, işkembe ‘çurba’ der!
“Bol sarımsaklı, sirkeli, pul biberli çorba’!
Ya da ‘Mis kokoreç, yanında turşu, b’ide ayran’ filan der(!)
Hiçbirini demedi…
Beşiktaş TV’nin Müdürü Bülent Ülger sordu:
“Pilav” dedi…
“Törkiş yemekleri özledin mi!?”
– Hem de çoook..!
– En çok neyi?”
– Pilav, tavuklu pilav!
‘Rakı-balık’ filan değil ha… Pilav!
“Üstünde de tavuk olursa” hımmm!
3 yıl sonra, Türkiye’ye geleli daha birkaç saat olmuş…
O pilavı özlemiş!
“Bugün geç oldu, yarın ilk iş pilav yiyeceğim” dedi! Taraftarın bu adamı neden sevdiğini anladım. Bu yüzden, “Tarhana” deseydi hiç şaşırmazdım…
“Anamın tarhanasını özledim…”!

‘Bu kesin Türk’
Kim bilir, belki de ailesi Kocamustafapaşa’dan Portekiz’e göç etmişti.
‘Rakı-balık’ deseydi ya, düşer bayılırdım.
“Bu kesin Türk oğlummm” derdim!
Bülent keşke, “Nerede yiyorsun pilavı” diye sorsaydı…
“Seyyardan…” dedi miydi, bitmişti bu iş! “Karabiberli filan, oooh şapur şupur…” Rakiplerine sahaları dar eden adam işte bu!
‘Her dâhi, fiziken gelişmiş çocuktur aslında’ (OC) Quaresma denilen “çocuk”da böyle bir şey işte…
Bakın, ‘Yıldızları yönetmek maharet ister’!
E, Beşiktaşlı oyuncuları “yönetmek” de yetenek ister!

Oyuncuyu yönetmek
Peki, tüm oyuncularını nasıl yöneteceksin!?
Bir, oyuncularına iftira atmayacaksın..
İki, TV’lere bağlanıp oyuncun için “Şerefsiz” vs. demeyeceksin…
Üç, “İşte getirdik size”, diyerek adamları başıboş bırakmayacaksın.
Maç saati dışında da ilgileneceksin. ‘Ne yerler, ne içerler, geceleri nereye giderler’! İcabında, giydikleri çorabın; hatta, giydikleri donun rengini bileceksin! Sadece Q7 ile değil, Oğuzhan’la da, Gökhan’la da, Serdar’la da vs. vs. hepsiyle ilgileneceksin. Dört, “küçülüyoruz” ayakları yapmayacaksın. Yaparsan, yıllarca berbat transferle kulüp paralarını heba edersin… Bakın, Qaresma A-sosyal bir adamdır. Bu belli!
Anımsayın, o yıl gelenlerin tamamı gece alemlerine akarken o evde “atari”oynardı.
Vukuatı vardı elbet. Yeni geldiği sıralarda ciple orta refüje çıkmak.
Öbür vukuatı “0” (sıfır) iletişimdi! Yani, A-sosyal olmaktı!
3 yıl önce “Neden istenmediğini”“Neden kampa çağrılmadığının” nedenini bilemeden gitti. “Takım oyuncusu değildi” denildi. Sanki Q7’in başka modeliGökhan, çok mu takım oyuncusuydu. “Bilerek kırmızı kart yedi” denirse, o kadar çok tekmeyi yeseydiniz, inanın siz de pilavcı olurdunuz! Önemli olan, ayrı ayrı“tatları” bir tencerede eritmek ve ortaya lezzetli yemek çıkartmaktır. O da Şenol Güneş’in işidir!
“O bir sevdalı kuştu,
Aklı ermedi, yaban ellere uçtu…”
Şimdi, ait olduğu yere geri döndü…

Her futbolcu bir ‘kelimedir’!

orxa`n_ca`n3-225x300Teknik adam “dizilişi” iyi yapmalıdır.
Kelimeleri dizer gibi!
Çünkü ‘Futbol’, edebiyat gibidir.
İyi yazarsan sarhoş edersin adamı.
Kelimelerin ahengidir bu!..
Sözcüklerle oynaşmanın büyük keyfi!
İyi dizilirse kelimeler, “ritmle” oynar “anlamlar”.
Bu, kelimelerin ahenkle yaptığı danstır!
Bu, bir tür ruh besinidir, ruhu terbiye eden.
“Öyle oldu bu akşam da” cümlesi “Öyle de oldu bu akşam” cümlesi ile aynı değildir.
Bir “da” veya “de” eki tüm cümlenin akışını değiştirir.
1. cümle daha çok “Her akşam oluyor da bu akşam yine öyle oldu”yu niteler.
2. cümle ise “Beklemiyorduk ama öyle oldu” anlamını, “İlk kez olmuş” gibiyi anlatır.
Her ikisini arasında derin anlam farkı vardır.
İşte buna, kelimelerin “sihirli gücü” denir.
Misal, gramer işaretleri: “Oku da adam ol baban gibi, (Virgül burada) eşek olma..” “Gibi” kelimesinden sonra gelen VİRGÜL, cümledeki Babayı “örnekbaba” yapmıştır.
Ama şöyle yazarsa edebiyatçı; “Oku da adam ol, (Virgül burada) baban gibi eşek olma..”
Sadece iki kelime geriye gelmiştir virgül, cümle aynıdır oysa..
Böylece cümlenin anlamı “Baban eşek, oku da kendini kurtar evladım!..”olmuştur.
Bir “virgül” ne hale getirmiştir cümleyi?

Kelimeleri dizmek
İşte, edebiyatçının önemi buradadır.
Kelimeler okyanusunda sözcükleri yerli yerinde kullanmak.
Bu yüzden kelimeleri kötü “dizen” yazarların yazıları okunmaz!
Kötü antrenörler de bunlara benzer işte!..
Aradaki fark, yeşil sahaların kenarında dolaşmasıdır.
Bakın, kelimelerin zirve yaptığı yer ŞİİR’dir!..
Edebiyatın ince ruhudur şiir!
Aslında futbol, şiirin de ta kendisidir.
Yani, kelimelerin ahenkle dansının şahikası…
İyi şair kelimeleri “İyi dizer”!
Bu yüzden şiirleri dilden dile dolaşır, mısraları şarkı olur!
Bir de kötü şairler vardır. Şiir yazdıklarını sanırlar…
O berbat şiirleri sadece kendileri ile 1. derece akrabaları okur.
Kelimelerden, sözcüklerden, mısralardan, gramerden anlamazlar!

Teknik adam ve şair 
Kötü teknik adamlar da kötü şairler gibidir.
Takımlarını kötü dizer ve kötü sonuç alırlar!
Kötü şairle kötü teknik adam arasındaki rabıta, aynen böyledir.
Ve kelimelerin gücü adına, kötü teknik adamlar için, Muzaffer Tayip Uslu’nun“Gramer Dersi” başlıklı şiiri futbol severlere armağan olsun:
“Sevmek” bir kelimedir
“Sarı saçlı” dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum
“Ben sarı saçlı bir kız sevdim”
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira
Zira “açlık” da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime
“Öleceğim, ölüyorum, öldüm”
Diyeceğim bir gün..

Yarbay Aziz Bey

orhancan70’li yıllardı…
Çok varlıklı değil ama gururluydular.
Top oynanacak sahaları yoktu.
Küçük bir açıklık ya da araba geçmez bir cadde!
4 taş yeterdi kale kurmak için…
Aralarında günlerce para toplar, ancak 1 top alırlardı!
Hazine gibi getirirlerdi satın aldıkları futbol topunu mahalleye!
Hemen top oynamazlardı.
Topun dikiş yerlerini gres yağı ile ovarlardı.
Dikiş iplikleri hemen patlamasın diye…
2 gün bekletirlerdi.
Futbol topu alıp, futbol oynamadan 2 gün beklemek ne işkenceydi.
Asfalta, taşlı toprak sahaya meşin yuvarlak mı dayanırdı!?
Top paramparça olana kadar oynarlardı…
Bağırış, çağırış, itirazlar ve “gol” sevinçleri…
Mahallede çocuk sesleri!
Bir de mahallenin “zengin” çocukları vardı! Pek sokağa çıkmazlardı…
Çıksalar da takıma alınmazlardı…
Kenardan seyrederlerdi..
Üzerlerinde fiyakalı formaları‘canti ayakkabıları’…
Bir de su geçirmez topları vardı…
Gres yağlı top parçalandıktan sonra…
Gözler, su geçirmez topa “mecburen” dönerdi…
“Zengin” çocukları “Bizim topumuz var, biz de oynayalım” derlerdi.
Kabul ederdi diğer çocuklar…
E, top da toptu ama..
Su geçirmez..!!

Onlar ve biz
Onlar bir takım, her gün top oynayan çocuklar bir takım olurdu…
Bir tarafta; yurt dışından gelmiş lüks formaları, şortları, konçları ve cıgıl cıgıl spor ayakkabılıları ile hafta bir sokağa çıkanlar…
Bir tarafta, formaları ‘Atlet’ olanlar…
(Benim atletim siyahtı. Spor ayakkabım da iskarpin…
Burnu açılmıştı, topa vurmaktan…
Babam çok kızardı.)
Kıyasıya maç başlardı…
“Biz” yenerdik…
İtiraz ederlerdi, yeniden oynanırdı…
“Biz” yine yenerdik…
“Yurt dışından” gelmiş formaları ile yere yatıp ağlarlardı!
3 gol de avans verirdik.
Maç yeniden başlardı.
“Biz” yine yenerdik!

Herkesin korktuğu adam
Mahallede bir de Aziz Yarbay vardı…
Geceleri nöbet tutar, gündüzleri uyurdu. Sert adamdı!
Herkes ondan korkar, biz korkmazdık!
Bir keresinde soyunduğumuz yeri basmıştı!
“Ağlama” seslerine kalkardı.
“Balkondan” bize kızardı…
Çocuklardan biri onundu..
Canti forması ve spor ayakkabısı vardı.
Topu kaybetti mi, yere yatar ağlardı…
Mızıkçılık yapardı!
Aziz Yarbay, aşağıya iner hakem olurdu!
Bütün düdükleri onlardan yana çalardı.
Auta giden topları gol sayar, bedavadan penaltılar verirdi.
Bizim goller sayılmazdı.
“Biz” ancak, o zaman yenilirdik!
Arada bi’kızar, takımı dağıtır, yerine mahallenin yeni zengin çocuklarını alırdı.
‘Balkondan’ bağırarak karışmazsa, “Atletliler” yine yenerdi…
Ah, Aziz Yarbay…
Hep kendi
 çocuklarını tutan Aziz Yarbay…
Şimdi ne yapıyordur acep?
Bu yazının “baba” fikri şudur:
Önemli olan “Yurt dışından getirilmiş yeni formalar, şortlar, konçlar,kramponlar” değil. Takım olabilmektir. Kayrılmadan, iltimas görmedenhakkıyla, şerefiyle…
Toplama takımın sonu, “zordur” birader.
Son transferler bana, çocukluğumu böyle anımsattı…
Bu şiir de benden size armağan olsun:
“Geliyor bu değirmenin suyu bir yerlerden!
Eurolar “dağılıyor” milyon milyon…
İsviçre üzerinden, Avrupa’dan
‘Kesintili’ gelen ah o paralar…”!
Uysa da yazdım uymasa da..
Ne futbol ama…

Ah o ‘Hovarda’ geceler

orxa`n_ca`n3-225x300Biz devrimi değil, devrimin var olabilme ihtimalimi sevdik
Belki de “İmkânsıza” âşıktı siyah beyazlılar!
Gol atabilen adamdı Demba Ba
Bakalım yerine kim gelecek!
Yetiştirilen Atınç da 2. Lig takımına…
“Bomba transfer” dediler…
Bomba bunun neresindeyse!
Ahmaklık demeyeceğim, “Saflıktı” Atınç’ı göndermek!
Öyle bakmayın gözlerime…
Başka bir numara yoksa öyle olmalı!
Yetiştir, meyvesini almadan başkasına ver!
Öyle mi!?
Neymiş, şu kadar para kazanılmış!
Yesinler sizi…
Peki, yerine koyacağın adamı kaç paraya mal edeceksin!?
“Evdeki koltuklar değişecek, yerine yenisi sipariş verildi” deniyorsa mesele yok, değiştir!
Siparişin yoksa, komiksiniz ama o zaman(!)
Koltukları atacaksan, yerine neyi koyacaksın önceden hazırlayacaksın!
Salonu boşalt, sonra da çarşı pazara çık koltuk ara…
Canım benim!
Boş salonda kokteyl verilir ancak.
Ayakta..(!) ‘Kanepeler’ de mideye…
Garsonun getirdiği “kanepe” değil, gol atacak “kanepe” lazım!
Bu kararların bilinçaltında yatan nedeni daha önceki acemilikler mi yoksa? Egemen, Hilbert, Q7, Ernst, son olarak Sivok!
Misal Quaresma!
Nam-ı değer Q7!
İyi para ediyordu.
Yeni yönetim hazırlık kampına bile almadı.
Tivi tivi bağlanıp, “Şerefsiz” bile dendi…!
İftiralar da vardı:
“Şeyini gösterip, bazılarının üstüne işiyor” dediler!
“Fahiş para alıyor, gitmesi lazım” da dediler!!
“Kampa” alır, değeri yükseltilir, öyle gönderilirdi.
Öyle yapmadılar.
Kadroya alınmayan adamı da kimse almadı tabii…
Çünkü Ocak’ta sözleşmesi bitiyordu.
Bedava almak varken fazladan para kim verirdi ki?
Oynatmadığı adama da parasını ödediler!
Dünya paraya Araplara gitti.
Giderken de “Kimse benimle konuşmadı ki” dedi!
“Feda” yılıydı.
“Konuşsalardı ben de indirim yapardım”dı anlamı!
Kimse konuşmamıştı.

Sonra “Feda’yı biz yapmadık, basın yaptı” dediler!
Egemen 250 bin Avro için elden gitti..
Takımın atom karıncası Ernst öyle…
Hilbert, “Türkiye’de BJK’den başka takımda oynamak bana yakışmaz” dedi ve gitti!
Sivok, önce gönderildi, Egemen gidince memleketinden apar topar çağrıldı!
Bu yıl, “kal” denmedi.
Bağıra bağıra Bursa’ya kaptırıldı!
Nevzat Demir’de veda ederken sordum: “Kimse b’işi demedi” mi diye..
“Ağız ucuyla bile konuşan olmadı abi” dedi..
Yıllarca ekmek yediği yere kibarca veda etti o gün!
Fernandes, para ederken satılmadı ya
Şimdi “Para ederken satalım” var!
Bilinçaltında yatan bu!
(Ya Dandik transferler. Sokağa atılan o paralar!)
Anlaşılan, bu kış da “Hovarda” geçecek!
Ne de olsa, ‘Mutsuzluktan doğan mutluluk, Beşiktaşlıya aittir’!
Ah o ‘Hovarda’ geceler…

Var mısın, yok musun?

orxa`n_ca`n3-225x300Temiz futbol mu istiyorsunuz..
Ligler başlamadan bu “kural” işletilmelidir!
Futbolun içindeki herkes “mal varlığını” açıklamalıdır.
Gazeteciler de dahil olsun ki, eşitlik olsun tabii!
Hakemler, yöneticiler, menajerler ve tabii ki futbolcular…
Var mısınız…!?
Ligler başladığında mali durum ne, bittiğinde ne?
Buradaki devrim, yakın akrabalar DAHİL!
Üstelik her yıl ve her yıl sonu!
Bir hakem, bir gazeteci mesleğinde ne kadar kazanır!?
Ya da batak bir yöneticinin durumu nedir!?
Taksiye binecek parası kalmamış birinin durumu nasıl düzelir?
Batmak üzere olan bir şirket nasıl ayağa kalkmıştır!?
Teşvik primi hikâyelerine değinmeyeceğim!
Kimseyi suçlayacak halimiz de yok.
Ama açıklık isteniyorsa bu şart!
Diyecekler ki
 ‘biz kurumumuzu bildiriyoruz’.
Yemezler,
 halka açık olacak her şey..
Tek tek!

Mademki halkın gözü önündeki kişilerseniz, gizli kapaklı b’işi kalmamalı!Verilmeyen penaltılar, çıkmayan kartlar öyle ya..
İçimizin rahat etmesini için herkes “Mal Varlığını” açıklamalıdır.
Sezon sonunda da “Nereden Buldun Yasası” olmalıdır!
Ki şaibe kalmasın…
Ki dedikodu olmasın…
Ki, değirmenin suyunun nereden geldiği belli olsun.
Böylece kimse zan altında kalmaz!
Misal, son yıllarda başı zenginliğe yükselen gazeteciler, televizyoncular var..
Bir gazetecinin 17 lüks dairesi olabilir mi?
Olmaması lazım da…
Olduysa nasıl oldu?
Açıklasın…
Açık toplum temiz toplumdur!
Mesela, bir hakemin 2 bin 700 yataklı oteli olabilir mi!?
Hakem maaşı ile öyle mi..
Emeklilik günleri için biriktirerek yaptıysa, bize de öğretmelidir.
Atadan dedense, mesele yok zaten…
Temizlik mi istiyorsunuz, önce kapınızın önünü süpürün o zaman. ;
Eskiden, nakitti bazı işler…
Şimdilerde durum değişti biraz…
3 artı 1’ler, 2 artı 1’ler, 1 artı birlerin durumuna.. mal varlığında var mı yok mu?Yeni yapılan inşaatlarda hatta güneydeki 3 artı 1’ler dağılımına..
Kızıma düğün hediyesi geldi martavalı olmadan ama.. ;
“Üniversiteyi yeni bitirmiş oğlum kazanmış…” yalanı vardı hani, öyle olmadan. Erkekçe, dürüst olmalı her şey!
Lig sonunda ‘durum ne’ çıkar ortaya!?
De ki yok, eh o zaman mesela de yok, varsa “nereden buldun” arkadaş denmeli!?
O zaman “temizlikten” bahsedebilirsiniz..
Belki o zaman, topa uzanırken kısalan kollar yeniden uzar!
Kartlar ve penaltılar
 adil olur inşallah!
Değişti her şey elbet!
“Konçuma sok koncuma”dan artı 1’lere…
“Benden söylemesi..
OC kaçar anam babam..
En kalbi muhabbetlerimle.
Ben CAN, Orhan Can.”

Şenol Hoca’nın gizli kodları

DURBUN“Bu kadar çok Beşiktaşlı olduğunu bilmiyordum.” 
“Bir futbolcu, her yıl futbolunun üstüne bir şey koyamıyorsa, bıraksın bu işi, başka bir iş yapsın”! 
“Önce eldeki oyuncuların durumlarına bakacağız.” 
“Beşiktaş’ın mali sıkıntılarını, stadın durumunu biliyorum.” 
Bu sözler Beşiktaş’ın yeni teknik direktörü Şenol Hoca’ya ait! Anlaşılan bir iyi adam gitti, bir başka “İyi kalpli adam” geldi!
Bu iyi niyetli adamın sözlerinin birinci ortak meali, “Evdeki” ve eldeki bulgurdan pilav yapacağı! Şenol Hoca, “Beşiktaş’ın mali durumu ortada” dedi!
Başkan “Transfer için paramız var” dedi!
Neyse… İdrak ettik ki, var olan oyunculara, sıradan takviyeler yapılacak!
Böyle olursa; ortak akıl şu ki, bu sene de akıp gidecek(!)

Yaz var, kış var!
Rahmetli babam, ders çalışmadığımı görüp, “Yaz var kış var, bahar var. Bir gün bitirirsin okulu…” diyerek benimle dalgasını geçerdi!
‘Yaz var kış var, bahar var, gelir elbet bir gün şampiyonluk”(!) Beşiktaş iyi niyeti adamların mezarlığı olmamalı…
Herkes bilir ki, sıradan takviyelerden bi’numara olmaz!
İlk 6 maçınız deplasmandaysa hele…
Hoca saf ve güzel duygularla “Bu kadar çok Beşiktaşlı olduğunu bilmiyordum. Devlette, bürokraside, çevremde bu kadar çok olduklarını” dedi! 
İlk önce şaşırdım.
Yılların spor adamı Beşiktaş’ın büyüklüğünü Beşiktaş’a gelince anlamıştı! 

Sisin ardı
Ama, Beşiktaş’ın içinde olup da Beşiktaş’ın büyüklüğünü anlayamayanlar da vardı… Onlara için çok üzüldüm doğrusu!
Sportif başarılar arka arkaya gelse herkes görecekti ya!
Gerçekten, Anadolu’nun her köşesinde “Ben de Beşiktaşlıyım, ama pek ilgilenmiyorum” diyen insanlar vardı.
Sisin ardındaki milyonlarca Beşiktaşlılardı onlar…
‘Nicel’ olarak var olan, ‘nitel’ olarak görünmeyen insanlar yani!
Neyse… 
“Mesela, Hamza Hoca’nın da yoktu.
2 kupa birden aldı.
Bende yok onlar.
Benim de lig şampiyonluğu açlığım var
” dedi! Samimi… İçten… Adam gibi!Tıpkı, o hakemin 1 metre gözü önünde, oyuncusunun ayağının üstüne kramponla basıldığı, hakemin kırmızı kart göstermek yerine, “B’işi yok” diyerek oyunu devam ettirdiği ve aynı futbolcunun gidip gol attığı ve 2 puan kaybettikleri maçtaki kadar içtendi!
“O kişi (Bir kişi) 3 kırmızı kart görmeliydi” demişti!
Göstermezlerdi ki bu ülkede!
Başka maçtan sonra söyledikleri ise “Buz gibi bir Gerçekti”
“Biz tecrübe olarak, HİLELERE alışkın değiliz. Verilmeyen gol, verilmeyen penaltılar” 
E, hoş geldin Şenol Hoca!

Güle güle iyi adam

orhancanCenk ve Pektemek’le başladı Bilic!
Oğuzhan, lig bitti, futbol oynamayı hatırladı.
İyi pası Cenk’e golü attırdı!
Bilic, Pektemek’i çıkarttığında şaşırdım doğrusu.
Ayağa oynanan top 2. golü getirdi Beşiktaş’a.
Az bir taraftar, hüzünlü bir ortam.
Yağmur, kaçan şampiyonluğa ağlıyordu sanki!
Bilic ‘iyi’ bir adamdı!
Ancak iyi bir teknik adam değildi!
‘İyi adam’ olmak, iyi teknik direktör yapmıyordu insanı!
Ben Bilic’in ‘kişiliğini’ yazdığım yazı ile ‘Yılın Spor Yazarı’ oldum.
Doğru, insanlığı 10 numaraydı.
Lütfen söyleyin ama 1 maç hariç hangi maçı ‘oyuna müdahalesi’ ile aldı!
Ya da çevirdi Bilic!
65’te 70’te kimin çıkıp gireceğini, okyanustaki “İspermeçet balinaları” bile biliyordu! Çok kişiye de şans vermedi Bilic!
Kaç maçı yanlış oyun kurgusuyla kaybetti!?
Taktik belliydi.
Kanatlardan gel, içeri “nafile” ortalar kes!
“Baba” var ya orada, atar! Hah, atar!
“Zor” maçlarda atamadı işte!
Bu, sıradan takımlarda “sonuç” olabilirdi ancak “güçlü takımların” uzun stoperleri, senin golcülerini sahilde gezintiye çıkartıyordu!
Oysa, “ayağa oynanan” bir top, Liverpool’u perişan etmemiş miydi!?
İnanın, Demba Ba’nın yalnızlığı bundandı.
Geriye kaçıp kaçıp top beklemesi bundandı!
Misal “Buruj” maçı.
O maçın adı “nafile ortalar maçıydı”!
E
lenmenin nedeni de buydu!
“Yarma” gibi defansın arasındaki forvete hava topu kes!
Ee sonunda da size, bir hava yolu bileti gelir…
Gidersiniz!
Unutmayın, iyi aşçı eldeki malzemeden ‘lezzetli’ yemek yapar!
Her şeye rağmen, taraftarın “I Love You Bilic” sloganı güzeldi!