Aylık arşivler: Nisan 2015

Bu Futbolla… (19 Nisan 2015 Pazar Cumhuriyet Gzt)

Beşiktaş otobüsü geldiğinde maça 2 saat vardı.
Futbolcular soyunma odasına gitmedi!
Otobüsten inen hemen sahaya çıktı.
Bu, oyuncuların maç heyecanını gösteriyordu!
Ancak, “Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur” demişti ya şair! (*)
Beşiktaş birçok kez ne okyanusları geçmiş, ama bir kaşık suda boğulmuştu!
Son “boğulma” Brugge ve Başakşehir maçıydı!
Maç 7’de olduğu için 4 saattir gözüme güneş giriyordu.
Düdük çaldığında da güneşin batmasına tam 47 dakika vardı!
Yani güneşin 19.47’de batması gerekiyordu.
3. dakikada gol geldi ve Beşiktaş öne geçti.
Bense tribünde güneş gözlüğü ile boğuşuyordum.
Gözlüğümü çıkartıyorum saha görünmüyor, takıyorum her yer karanlık oluyordu. Ancak, futbol o kadar kötüydü ki…
Dünyanın en basit golü
Demba Ba’nın golü durumu 2-0 yapsa da hemen arkasından dünyanın en basit gollerinden birini yedi Beşiktaş; 2-1 oldu.
İlk yarı itibarıyla kolaylaştırdığı maçı yine zora soktu Beşiktaş!

Beşiktaş’ın “isteksizliğine” anlam vermek mümkün değildi.
Şehrin ortasındaki bir statta seyircinin üçbeş oranında olması hazin bir durumdu. Futbolcuların birbirlerine bağırmalarını tribünden herkes duyuyordu!
Yılların gazetecisi Ali Danaş espriyi o anda patlattı:
“Yüksek sesle konuşmayın futbolcular haklarında konuştuklarımızı duyup, ‘Hakkımda ne konuyorsunuz’ diyecek”!
Sahadaki ortam, tam da böyleydi işte!
Kasımpaşa 10 kişi kaldığında bile futbol yoktu sahada.
Gecenin en heyecanlı anı hakemin kayıp yere düşmesiydi..
Bugün size öykü anlatmadım. Ve ben ilk kez bir maçta, “Bitse de gitsek” diye dakika saydım!
Bu futbolla Beşiktaş’a karşı herkes zor rakipti doğrusu!
Ve Ali Danaş’tan gecenin ikinci bomba esprisi geldi: Dakika 70’ti ve sıkıntıdan maçta dakikalar geçmiyordu.
“Böyle durumlarda hakemlerin maçı bitirme yetkisi olmalı. İzleyenlere ızdırap çektirilmemeli” dedi! Haklıydı bence…
Kasımpaşalı oyuncu kendi taraftarına küfür edince “Paşa” 9 kişi kaldı.
O anda bir espri de benden geldi! “Bu futbolla Beşiktaşlı futbolcular dişlerine göre rakip buldular” (!).. 5-2 oldu ama…
Bu futbolla 10 atsan ne olur ki!
(*) Cemal Süreya

 

‘Suçlu Bendense Suçsuzdur’ (18 Nisan 2015 Cumartesi Cumhuriyet Gzt)

falFenerbahçe önünden geçiyor, kurşun..
Galatasaray köşeyi döndü, füze atışı..
Beşiktaş karşı mahalleye geldi, hava hücumu!
Gidiş bu istikamette artık!
Misal, Saddam’ın oğlu Uday, takım yenilgi alırsa, veriyordu falakayı..
Biz de “İleri Demokrasi” var, eh o zaman kurşun makbuldür!
Falaka kesmez tabii bu zihniyeti…
Kurşun! Pusuya yat toplu katliam girişi yap!
Peki, “Ortamı” bu hale kimler getirdi!
Hiç düşündünüz mü?
Sporcu kafilesine tüfekle ateş edecek kadar kimin gözü, neden dönerdi!?
Bu zemini kimler hazırladı!?
Militan gibi çarpışan yöneticiler…
Beşparmak Dağları’na taarruz yapar gibi olay çıkartan futbolcular…
“Parlak” ve “Keskin” kelimelerle karşı takımın onurunu ezen bildirileri yazanlar…“Ağır” ifadelerle rakibini ezdiğini, takımını savunduğunu sanan yöneticiler…
Hiç saklanmayın koltuk arkasına…
Kafanızı saklasanız, gövdeniz görünür.
Gövdenizi saklasanız ayaklarınız sizi ele verir..
Daha geçen yıl sert açıklamaların arkasından bir genç bıçaklanarak öldürüldü!
Unuttunuz mu?
O açıklamalar “Ergen” seviyesinde, nasıl kin ve nefret dalgası yayar, bilmez misiniz?

Ders olmadı mı?
12 Eylül’den önce 4 lider vardı…
Her gün, parlak alaycı cümlelerle birbirlerine gönderme yaparlardı!
Bir lider “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” derdi!
Gençler de sokaklarda birbirlerini boğazlardı…
Bu da mı ders olmadı
 hâlâ…
Eskiden kulüp başkanları her türlü rekabeti yapar ama maçtan önce bir araya gelerek “Dostluk Kazansın” derlerdi..
Peki , siz en son ne zaman yaptınız!
Gençlere en son, ne
 zaman güzel örnek oldunuz!
Haksız ve ahlaksız olduğu bilindiği halde kendi futbolcusunu savunmak da nedir!“Suçlu bendense, suçsuzdur!” öyle mi!?
“Üçkâğıtçı bendense, korumalı onu”,
“Ahlaksız bendense, ahlaksız değildir” anlayışı!..
Ahlaksızları koruyan da “Ahlaksızlığa ortaktır” oysa…
Suçluysa, suçlu demelisiniz…
Uzay da bile ahlak, erdem, fazilet budur!
Senin oyuncun hatalıysa, “hatalıdır” demelisiniz!..
Topluma böyle güzel örnek olursunuz.

En güzel miras
Bakın, ben size örnek vereyim:
Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi.
6 yaşındaki bir çocuk, Fenerbahçeli…
Çocuk kalbi Egemen’le sahaya çıkmak istiyor… Renk sevgisi öyle…
Necip anlatsın:
“Fenerbahçe derbisine çıkarken önümdeki çocuk korkmuş gibiydi.
Yanıma çağırdım, ama gelmek istemedi. Bu durumu gören Emenike bize gülüyordu. Aslında Egemen’le sahaya çıkmak istiyormuş. Bana, ‘Senin yanına gelirsem Beşiktaşlı olurum’ dedi.
Ben de ona, ‘Sen gel ben Fenerli olurum’ dedim…”
Öyle sahaya çıktılar..
Bir çocuğun kalbini hoş etmekten başka ne güzel olabilir…
Topluma bundan daha güzel örnek ne olabilir Allah aşkına!..
Son söz yine Necip’in olsun:
Futbolu bıraktıktan sonra ‘Necip çok iyi insandı’ desinler benim için!”
Daha güzel bir miras ne olabilir gelecek nesiller için…
Rekabet iyi bir şey Sayın yöneticiler de…
Şapkayı önünüze koyun bir düşünün hele!..

Adaleti Kim Yok Etti? (07 Nisan 2015 Salı Cumhuriyet)

9’da 9 yapılacak son koşuydu bu! Beşiktaş’ın başka şansı yoktu… Rakiplerin kaybetmesini bekleyerek değil, hakemleri de yenerek yapacaktı 9’da 9’u!
‘El ceketiyle gerdeğe girilmezdi’ çünkü!
Unutma, en iyi ceket kendi ceketindi!
Belediye’ye karşı oynadıktan sonra takımdan kestiği Sivok’u almak zorunda kaldı Bilic!
3. kaleci Günay kaledeydi!
Hava da buz gibiydi statta..
“Başakşehir’deki evin kalbimize taşındı” yazıyordu şehit savcı için!
Belediyeli futbolcular da, Beşiktaşlı taraftarların alkışları eşliğinde “Şehidimiz Mehmet Selim Kiraz için” pankartı ile çıktı sahaya…
“Futbol camiası tek yürek.. Futbol şiddetine karşı omuz omuza” yazısı çok şıktı!
İşte, bu büzden futbol sadece futbol değildi.
Futbol hayat; hayatsa futbolda vardı!
Beşiktaş, rakibi Belediye’nin sahasında ev sahibiydi!
Ama tribünlerin yarısı kapalıydı..
Bu, “İyi ajan ama kulakları duymuyor” lafının futbola uyarlanışıydı!
Şans bu ya, şakır şakır yağmur vardı.
Saha ağırdı. Çok pas hatası olacaktı!
Şampiyon olacaksa, ‘doğayı’ da yenecekti Beşiktaş!
Sahada, “Adaletin” temsilcisi hakemlerdi!
Ama ‘Adalet duygusunu’ yok eden de onlardı…
Demba Ba’nın bacak arasına tekme atıyor, kart yok..
Aynı adam, Gökhan’ın ayağına basıyor, kart yok..
O zaman, ‘İnsanlar neden gırtlak sıkıyor’ diye sormayacaksınız!
‘Adalet’in kaybolduğu yerde “Yuh” başlardı çünkü!
İlk yarı kararlara bakın hele!
İkinci yarı penaltıyı da vermedi “Büyük” hakem!
Hem de kale arkası hakeminin gözü önünde!
Bir takımın bu kadar hakkı da yenmez ki…
Sadece, son iki maç hakemlerinin yaptığı bu!
Yazık! Çok yazık!

***

Lig ertelendi!

Ertelenince durum düzelecek mi!?

Yok!
Peki, “Ortamı” bu hale kimler getirdi!
Hiç düşündünüz mü?
Onu da hafta içinde açıklayacağım!

İstemeyerek ‘Tik’ (29 Mart 2015 Pazar Cumhuriyet)

orxa`n_ca`n3-225x300Ya herro, ya merro maçıydı!
Bana göre böyleydi tabii.
Yenilgide de dünyanın sonu olmayacaktı…
Çünkü, 1 puan da umudu taşımak adına iyi sayılırdı.
“Herkes hata yapar” dedi Hoca!
İyi de Hocam, insan bir kere iki kere hata 
yapardı.
Her maçta “Hata Adam” da olunmazdı ki!
Fatih Hoca, “Çok üzüntülü. Yaptığı birçok 
şeyi tasvip etmiyorum. Söyledim ona. Toleranslı olalım ama. Olayı isteyerek yapmadığını söyledi” dedi!
İstemeyerek(!)
İstemdışı yani…
Bir nevi “Tik”!
İstemeyerek “Tik”!

İstemeyerek, fakat sürekli yapılan “Aynı Şey” tik!
Misal, insanın kaşlarından biri sol veya sağ selektör yapabilirdi!
“Yapma dur” desen de durmazdı..
Flaşör gibi çakardı! Bu tik’di.
Gözlerden biri diğerini “Bozuk yemek yeme otur yerine” dese de öbürü oturmaz.
Bu da tikdir! 
Peki küfrün ‘Tik’i nasıl olurdu!
İstemeyerek “Tik” yani!
Misal, “Hay senin gözlerine Tik”…
“Ayağına da Tik Tik”!
“Senin var ya yedi ceddine tikitiktik 
tik….”! 
“Hop, burası İstanbul….”
Tik’dir bu tikdir…
İstemeyerek ‘Tik’..
İstem dışı ‘Tik’…
“Tik”! İstemeyerek yapılan aynı şey un
utma!
Küfür yok, tik var! 

Buldular Fırat’ı…
Tik’dir…
Sıkıysa desen ya yabancı hakemlere “Küfür değil ‘Tik-tir’ hocam tiktir”!
“İstem dışı tiktir”! De bakalım, ne oluyordu!?
Neyse, ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ diyerek kalbimizi Ay-Yıldızlı ekibe açtık! Karşımızda Burak vardı!
Onun ‘Tiki’ farklıydı…
Hakemleri aldatma “Tik”i vardı!
Küfürle müfürle işi olmazdı!
Onun “Tiki”, rakip 1 metre uzakta olsa bile, tekme yiyip yere düşmesinden gelirdi!
Allah’tan milli maçtı.
Hakemler de yabancıydı!
Mevcut “Tiklerinden tikini” yapmadı..
İşini yaptı bu defa Burak! İlkinde değil de ikinci de attı golü Burak..
Demek ki “Tik” yapmadan da gol atılabiliyordu!
Misal Gökhan Töre.. Onun da ‘Tiki’, durduk yere penaltı veya faul yapmaktı!
Bu defa hakemin gözü “Tiki” tuttu!
Gökhan’a sarı kart verdi!
Herkesin tiki kendineydi!
Tabii..
Hollanda’da Holandalılar ile oynarken stadı
Kırmızı –Beyaz görmek ne hoştu!
Bu da benim ‘Tik’imdi..
Demek ki, bizimkilerin ortak paydası yerli maçlarda “Tik” yapmaktı!
Demek ki, küfürsüz, kavgasız ve “Tiksiz” de maç oynanabiliyordu!
90 artı 2’de gol yedik. 1-1 oldu..
Olmadı ama şimdi..
En azından tik yalanı yoktu tabii..
‘Tik’ yapmayın, böyle oynayın canımızı yiyin.

90’da yıkılmak (23 Mart 2015 Pazartesi Cumhuriyet)

falİki “Yaralı kuşun” karşılaşmasıydı!
Biri “Muhabbetin”, biri “Gökler-in” Efendisiydi..
Biri Ankara’da 3 puan,biri de Avrupa turunu bırakmıştı!
Avrupa “Sonu” gerçekten çok dramatikti!
Bana göre böyle maçların favorisi yoktur…
Hele hele ikisi de “Yaralıysa”!
F.Bahçe’nin yenilgisi Beşiktaş ve G.Saray için avantaj olurdu.
Beşiktaş’ın yenilgisi ise 3 takım için yarışı daha heyecanlı hale getirirdi!
Birbirinin ensesinde 3 takım..
“Yarılı kuşa ateş edilmez”!
Ben de; iki takıma da “Ateş etmeyeceğim” bugün!
Ancak Bilic ve İsmail Kartal’ın kaderlerinin yürüdükleri maç olacaktı.
Tabii karşılaşmanın hakemi bir başka “Olağan Şüpheliydi”!
Çalacağı düdükler bu yüzden önemliydi!
Kale arkalarına seyirci yasağı vardı..
Bilic’i yakarsa Necip – Ersan Gülüm takıntısı yakacaktı.
Franco yine yedekti!
Emenike’nin emekliliği gelmiş artık, kaçırdığı golü gördünüz mü!?
Hele formasını çıkartıp teknik heyete ve seyirciye “Has..” çekmesi neydi!
Adam oyun sahasın dışına çıktı..
Bütün bunlar olurken hakem olup bitene ensesiyle baktığı için kart göstermedi!
İnsan ekmeğini yediği yerin taraftarına böyle hakaret eder mi!?
Yaparmış…
Karabük’ten gelişini anımsadım da…
Böyle anlar bana hep o Sicilya Atasözü’nü hatırlatır.
“Aldatan bir kere daha aldatır”! 
Bilic, Emenike’nin bu pozisyonuna kart istedi..
Sen misin isteyen, Emre derhal harekete geçti! 

Ve Bilic’e saldırdı…
Kaleci Volkan bile geldi saldırıya(!) Seyredin görüntüleri, yatıştırmaya değil, saldırıya!
Bu hareketleri Anadolu takımları yapsa şimdi 9 kişi kalmıştı!
Tolga’nın yerine 3. kaleci Günay girdi
İlk yarı 6 dakika uzadı
İkinci yarı Emenike sahayı bile çıkmadı!
Muhtemel, Aziz Bey el koydu işe, çıkartmadı.
Adeta, “Bitse de gitsek” diyordu ki herkes 90’da golü buldu F.Bahçe!
Oğuzhan ve Olcay kaçırdı F.Bahçe golü attı!
Neyse, bütün karaktersiz futbolculara Trakyalı kardeşler yanıt versin:
“Ep biz arayıp sorcaz, 
Ep biz kıskanacaz, 
Ep biz sevcez, 
Ep biz bilet parası vercez, 
Sen napcan? 
Topu şişirencen, 
Ep paraları sen kazancan, 
Bi de bize ‘has..” çekcen! 
Oldu…!!” 

Siz de Suça Ortaksınız (21 Mart 2015 Cumartesi Cumhuriyet)

Bu çocuklar değil miydi zafer maçlarında sahada olan!
Maç bitmeden protesto da neyin nesiydi?
Bu, kendi askerin “cephede savaşırken” ikmal yollarının kapatılması değil midir? Maç bitmeden desteği kesenler Beşiktaş’a iyilik mi yaptı yani!
Meşaleden ceza geleceğini bile bile yakanlar, Beşiktaşlı mı sizce?
Protesto edeceksen “son düdükten” sonra edeceksin..
Allah aşkına protesto edilen hangi sporcunun eli ayağı tutar sahada!
Taraftarın yapacağı maç bitimine kadar destektir.
Son dakikalarda yapılan hataların nedeni bu ıslıklardır.
Kendi taraftarın, devasa tepki gösterirse, insan ne yapacağını şaşırmaz mı?
Yenilgi dramatikti!
7 haftadır oynamayan Tolga da hatanın daniskası!
61. dakikada golü yiyince sezon başından beri yaptığını yaptı!
Her gol yedikten sonra kale direklerine gidiyor, sakatlanma numarası ile doktoru çağırdı.
Taraftarı bu çıldırttı, iyi de daha 29 dakika var birader!
Umut, “Son Düdük” çalmadan bitmez arkadaş!
Kutsal kitapta, “Umudunuz bitiğinde, biz bile size yardım edemeyiz” der!
Dakika 70 durum 1-1, ıslıklar yuhalamalar!
20 dakika var daha be.
Ne oldu, sahadakilerin eli ayağı birbirine girdi..
Al sana sonuç!
Düşünün bakalım, profesyonel futbolcular 70 dakikadan sonra, maçı bir anda niye bırakır?
Sanki sihirli bir el değdi ve alınacak maç bir anda verildi!
Islıkçılar, şimdi sizin, hiç mi kabahatiniz yok yani!

Dipten gelen dalga! (20 Mart 2015 Cuma Cumhuriyet)

Tarih 19.03. 1903’tü…
Dipten gelen dalga kıyıya ulaştı!
Beşiktaş artık doğmuştu…
Gençler için yeni bir soluktu Beşiktaş!
Arkasından savaşlar geldi..
Balkan, Dünya, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı…
Mustafa Kemal cephelerdeydi…
Sporcular maç yapıyor, cephede savaşıyor ve ölüyorlardı!
Tüm renklerin, tek renkte birleştiği savaştı Çanakkale!
Çanakkale’ye giderken, annesini Beşiktaşlı sporculara emanet etmişti Atatürk!
Zor yıllardı!

Türkiye yine zor yıllara gebe!
Aradan 112 yıl geçti..
“Dipten Gelen Dalga” sahilleri çok “dövdü”!
Tarih 19.03.2015’ti!
Saat 19.03’ü gösterdiğinde stat dışında yüzlerce meşale ile kutlandı doğum günü! UEFA elinden gelse sabaha karşı oynatacaktı maçı çünkü!
Beşiktaş çift forvetle sahadaydı!
Kalede bu defa Tolga vardı.
70 bin biletli, 1000 özel güvenlik, 1000 özel güvenlik torpili, 1500 polis, 1500 polis yakını, 2 bin de protokol kaçağı, bir de ben!
Yani bana göre ‘77 bin 1’ kişi stattaydı!
Ucunda da ‘Çeyrek Final’ vardı!
Öyle “Beyaz Bulut” masalları yalandı.
İyi savaşan kazanırdı…
Tıpkı Çanakkale’deki gibi!
Çünkü Tanrı vardı ve tarafsızdı..
Elbette talihsiz pozisyonlar olacaktı!
Ancak onları lehine çevirmek insanoğlunun elindeydi!
Rakip 2-1’in üstüne yatmaya gelmişti.
“Arada bir gol bulursam ne ala!” diyordu…
Beşiktaş gol arıyordu, arıyordu!
Sahi!
Siz hiç, kalbinizin sesini duydunuz mu?
Ben duydum…
Her Beşiktaş maçında! Bir de, bir kıza aşık olduğumda…
Hem de güm güm!
Motta’nın golü geldiği anda da!
Rakip golü attığında da!
“İmtihan bu ya, balığın gönlü çöle vurulur” diyordu Şems-i Tebrizi!
Beşiktaşlının da gönlü, gökyüzünün ‘Kartalına’ vurulmuştu..
İmtihan, balığın ki kadar zordu!
Besbelli Tanrı, Beşiktaşlıyı sınıyordu!
Bu yüzden “Akın var akın” der gibi geldi stada Beşiktaşlı!
Gönlü Beşiktaş’ta olanlar da “güneşin zaptını” istiyorlardı…
Hepsi buydu!
Top geriye oynandığında Tolga’nın “Yuhalanması” ne acıydı!
3. gol ise doğum günündeki kâbus olmalıydı!
Atatürk’ün adını anmayanlara inat Atatürk Olimpiyat Stadı “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye inledi…
“Dipten gelen dalga”, 112. yılında bir kez daha sahildeki “Kumları” ile buluştu!
“Kumlar” ki, kum kadar çok taraftardı..
Taraftar maç bitmedin terketti stadı.
Bir de sonuç iyi olsaydı!
Sonuç ‘77 bin 1’ kişilik hüzün!

70 Bin Kişiye mi Güveniyorsun? (13 Mart 2015 Cuma Cumhuriyet Gzt)

Gülmek biraz da çocukluk gibidir…
Beşiktaş da yüzleri güldürmeye alıştırdı.
“Gülme” eyleminde kesinti istemiyordu taraftar…
Alıştırmışlardı insanları bir kere…
Bu yüzden turu orada geçmeliydi Beşiktaş!
Sezon başından beri formsuz olan Oğuzhan ilk 11’deydi!
Herkesin kafasında koca bir soruydu bu!
Ancak bu maç “Hatice” değil, “Netice” istiyordu…
Bilic ya “Pratisyen Doktor”kalacak ya da “Uzmanlığa” geçecekti!
Bu kulvarın işte böyle de bir akışı vardı…
Ancak hiçbir rakip çantada keklik değildi.
Balıkesir ve Sivas maçları bunun bir örneğiydi.
Koca okyanusları geç, sığ suda boğul’ olmamalıydı!
Sonra Liverpollular “Madem elenecektiniz, bizi niye elediniz” derlerdi!
Malatyalı Opare”yi merak ederken çim yerine seyircileri suladılar!
Beşiktaş kontrollü oynuyordu ama oyuncularda bir “Tutukluk” vardı!
Bu da oyuncuların, oyunun havasına değil, stresine girdiklerini gösteriyordu!
Bir de Bilic’in “Acele etmeyin” taktiği vardı galiba..
Böyle olunca da ilk yarıda Beşiktaş “Tok satıcı” gibiydi..
Turu burada geçmeye gelmemiş havasındaydı!
Besbelli, Bilic beraberliğe oynuyordu.
Oğuzhan ilk yarı bir tane bile top atmadı Demba Ba’ya!
Tolgay aradan maradan iki tane top attı ama..
Dikkat edin Demba Ba ne kadar gerilere gelip top çıkarttı…
İkinci o çocuk yeniden döndü aramıza..
Adı Gökhan’dı..
3 kişinin arasından golü attı!
Beşiktaş’ın ilk tehlikeli atağı gol oldu!
Oğuzhan çocuk da saklandığı “kutudan” çıksaydı! Nerdeee ama!!
Maç 1-1 olunca Demba Ba’nın Olcay’a vermediği o pozisyona siz de yanmadınız mı!?
Liverpool maçındaki gibi oyun beklerken Sivas maçındaki gibi oyuyordu.
Serdar’ın gereksiz tekmesi penaltı oldu.
Adeta “Buruj” top oynuyor, Beşiktaşlılar seyrediyordu!
Sanırım Bilic’in “Oyalama taktiği” tutmadı.
Ne olurdu yani bu maçta da “Gülsek”! İstanbul’da ölüp ölüp dirileceğiz artık..
Yoksa bir maçlık bir şey miydi yani..

Mucize Buna Derler (09 Mart 2015 Pazartesi Cumhuriyet)

Kadına uzanan eller kırılsın..”! 
Böyle bağırıyordu Beşiktaşlılar..
Bu, öldürülen, hırpalanan kadınlara destekti!
Beşiktaş’ın da çok puanlarını “hırpalamışlardı”! 
Onların da düdükleri “alınmalıydı” ellerinden…
Beşiktaş’ın yenilgisi lige havlu atmak olacaktı!
Hakan Gündoğar Bilic’e, “Stajyer Doktor” der!
Beni de güldürür tabii!
Doğrudur, “Stajyer Doktor” o kadar çok ‘Beleşten’ puanlar kaybet-ti ki! 
Liverpool elenince “Homurtuların” sesi kesildi elbet!
Ancak son 5 puanlık kaybın sorumlusu hakemler değildi.
Fazla maç yapmak hiç değildi!
Sorumlusu Bilic’ti..
Eskişehir’deki değişiklikleri “Bakkal İbrahim amca” yapmazdı!
Balıkesir maçında 65’ten itibaren saçmalayan Gökhan’a bir uyarı bile yapılmadı..
Zaten fazla maç bahanesi büyük bir yalandı!
Sanki İspanyollar, İngilizler kupa maçları yapmıyordu… 

Oysa, takımlar maç yaptıkça form tutardı.
Tek sorun, sakatlanmalar ve kartlardı! 

Bu iş için para alırdı oyuncular..
Profesyonel oldukları için!
Ha, bu oyun hanım evladı işiyse, bütün takımlar İstanbul’a toplanmalıydı(!)
“Çok mu yoruluyorsun cicim…
O zaman Ankara’da oynama…” derler adama!
Bu yüzden Bilic’in de oyunları okuması lazımdı! 
İlk yarı Necip’in var ettiği bir orta ve Atiba’nın golü vardı..
Başka bir şey yoktu!
Sahalardan da dert yanılıyordu hani!
Al sana halı gibi saha..
Takım da dinlenmiş..
Peki ya futbol!?
İlk yarı Sosa sakatlanınca Tolgay girmişti.
Bunları yazarken Bilic, Sivas’tan beni duydu sanki..
Gökhan’ın yerine Kerim’i aldı oyuna!
Sivas takır takır top oynadı.. 
Gol kaçırma rekoru bile kırdı Yiğidolar…
Şanssızdılar!
Ama o “Yiğidolara”, o Beşiktaş tezahüratı yakışmadı..
Çok çirkindi!! 
Şimdi bana “Bilic ne yapsın kardeşim” diyeceksiniz..
3 puanı Beşiktaş aldı ya… 
Peki, size bir uzmanlık sorusu! 
Son düdükle Beşiktaşlılar neden yere yıkıldı… 
Yorgunluktan Sivaslıların yıkılması gerekmiyor muydu!? 
Dinlenmiş” bir Beşiktaş “Buruj” karşısında böyle oynarsaa..
“Amanin” olur vallahi..
Rüştü Reçber’e göre Beşiktaşlılar oksijen azlığı çarpmış! 
E, doktor stajyer olunca…

Neden ‘Geç Kalmayacaksın’? (02 Mart 2015 Pazartesi Cumhuriyet)

ANKARA –İnsan bir kere birine geç kalır ve bir daha hiç kimse için acele etmez”! 
Yaşar Kemal… Kelimelerin Efendisi Yaşar Kemal! 
Dalından kopan bir yaprağın düşüşünü, sayfalar dolusu betimlemelerle anlatan adam!
Türkçe ile felsefe yapılmaz diyen “fakirlere” inat Türkçenin efsanesi olan adam!
Kelimelerin, hecelerin, cümlelerin, paragrafların ‘Efendisi’ olan adam! 
Göçtü gitti bu dünyadan..
Sanki Beşiktaş’ın Liverpool’u devirmesini bekliyordu…
Haksızlıkların, katillerin, şiddetin karşısında olan adamdı.
‘Halkın Takımı Beşiktaş’ın zaferin gördükten sonra öldü! 
Bundan sonra gökyüzünden seyredecekti Beşiktaş’ı!
Osmanlı Stadı’nda “Bu 3 puan da Yaşar Kemal için olsun” dedim içimden!
Tribünlerinin yarısı kapalı olan Beşiktaş, Balıkesir’i Ankara’da ağırlıyordu!
Bu ceza ayıptı!
Ankaralı taraftarlar mı küfretmişti yani!
Madem kartlar elektronik, küfredenlerin kartlarını kapat!
Giremesinler stada…
Tribün kapatma rezaleti de neydi..!?
Neyse, Beşiktaş zafer sarhoşu olursa, Balıkesir’in şansı artardı…
Bu yüzden, Beşiktaş bu maça “Geç kalmamalıydı”… 
Bir kere geç kaldı mı…” durumu olmamalıydı!
E, büyük takımsan, zaten ‘hiç’ geç kalmayacaksın…
Misal, ‘Bürüj’ü buruşturmak istiyorsan, Liverpool maçındaki ciddiyetle çıkacaksın!
O maça da asla “geç kalmayacaksın…”! 
Avrupa’da da başarı yolu bir kez yakalandı… 
Beşiktaş da bu yüzden asla “geç kalmalıydı”! 
Liverpool karşısındaki kadrodan sadece Necip yoktu!
Ersan vardı..
Balıkesir’in 2 tehlikeli atağı vardı.
Birini Cenk kurtardı!
Beşiktaş turu geçti ya, bu maçı kaybetse de kızamazdım ki!
Etrafımdaki gazetecilere bakıyordum..
Hepsi cep telefonuyla “oynaşıyordu”! 
Futbolcuların Liverpool rehavetine kapılan bu “Abilere” (!) uymaması lazımdı!
Verilen penaltıya itiraz bile etmedi Balıkesirliler..
Beşiktaş defansının “Geç Kalma” anı Balıkesir’e golü getirdi. 1-1 oldu.
Opare’nin opera gibi golü ise 30 saniye sonra geldi, 2-1.
Pozisyonu bitmiş olan Balıkesirli’yi düşürdü Gökhan ve penaltı oldu! 2-2
O top son dakikada direkten dönmese Balıkesir alıyordu maçı..
Demek ki, yorgun da olsan “Geç Kalmayacaksın” hayatta!
Ben, “Geç kalma”yı futbola uyarlarken, âşıklar kızacak bana..
Kalbi kırıklar için “Fena” bir cümledir bu!
O kadar çoktur ki “Geç Kalan”… 
Zaman, sanki kalbi kırıklar trenidir! 
Bu yüzden onları da yazayım dedim…
Erkeklerin durumu hicrandır tabii…
Ama, ‘Bir adama yetişeyim, dedim, yetiştiğime pişman oldum’ cümlesi de bir hicrandır!
Amaannn, bu kadar yeter..
‘Kalbi kırıklar treni’ istasyonda kalsın!  Maçlar devam etsin…
Beşiktaş, gözüm! Son sözüm sana!
Yaşar Kemal’i dinle ve asla “Geç Kalma..”! 
NOT: 
‘Deniz Küstü’yü okumazsanız Marmara Denizi’nin gerçek hikâyesini asla öğrenemezsiniz..
‘Bu Diyar Baştan Başa’yı okursanız şayet, röportaj nasıl yapılır öğrenirsiniz!