Aylık arşivler: Aralık 2014

Maksat heyecan olsun

orxa`n_ca`n3-225x300KARABÜK – Futbol adına sıfır seyir zevki olan bir maçtı..
Oyun hazırlık maçı havasında devam ediyordu..
Demba Ba’dan ardı ardına gelen 2 gol, büyük bir gerçeği anımsattı…
Çünkü bu maç, aslında bir, puan mücadelesiydi!
Hayat böyle bir şeydi işte!!
Biri liderlik yarışından geri düşmemek, biri ligin dibinden kurtulmak için sahadaydı…
Alın size, iki farklı dünya..
İki farklı bakış açısı..
Hayatın “zalimliğine” bakın hele!
Dost olsa dahi birinin sevinci, birinin hüznü oluyordu!
Fakat!
Oynanan futbol, kötü ötesi bir futboldu..
2 gol atıp 2 de yüzde yüz gol kaçıran Demba Ba oyundan çıktı..
Karabüklüler, bir pozisyon için ona kızgındı, ilk defa sevilen bu oyuncu protesto ediliyordu”!
Karabük durumu 2-1’e getirince Yunanistan’daki maç geldi aklıma..
Az daha Yunanlılar maçı alıyordu..
Son 15 dakika Beşiktaşlıların ölüp ölüp dirildiği maç!
Beşiktaşlıların makus talihi yine değişmedi yani… Kalpler taşikardi durumuna geçti yine..
Sanırım Beşiktaş maçta futbol kötüydü “Heyecanlı olsun” diye yapıyor bunu(!)
Maç 4 dakika uzadığında heyecan artık doruktaydı!
Maçın sonucunu biliyorsunuz..
Sabah maça gideceğimiz için erken kalktık tabii..
Bizim için gün hızlı başladı tabii..
Beşiktaş’ın Karabük’te maçı vardı!
Düştük yollara tabii..
Hedef, emeğin kentiydi…
Gerçi İstanbul’dan gelirken, koca şehrin yolunu bir ara kaybettik ya..(!)
Gülmeyin!
Karabük’ü kaybettik..(!)
Git git Karabük tabelası yok!
Neyse, kente girerken demir-çelik fabrikasının dumanı vardı..
Bir de bacasının ejderha ağzı gibi yanan alevi…
Sanki, Maksim Gorki’nin romanından fırlamış gibiydi!
Gri bir kent, gri bir giriş..
Aklımdan “Keşke Das Kapital bu kentte yazılsaydı” düşüncesi geçti..
Sonra gülesim geldi!
Asgari ücretin biraz üstünde çalıştırılan işçileri ve sömürü düzenini ta kendisi olan taşeronluk sistemi gerçeğini hatırlayınca, Das Kapital adına tabii gülerdi insan..
Sanırım “Das Kapital Das Kapital olalı, böyle zulüm görmemiş” olurdu..
Burası emeğin başkentiydi de, emeğin hakkını verenlerin değildi!
Neyse, Beşiktaşlılar için Karabük; kardeş şehir, kardeş takımdı!
Kentin stadı yenilenmişti..
Altında otopark bile vardı!
Basın tribününde yerimi aldığımda, “Karabük – Beşiktaş el ele, hep beraber tribüne” sloganı atılıyordu!
Mavi Ateş” pankartı ile üzerinde Süleyman Seba’nın resminin bulunduğu “Unutulmayacaksın Büyük Başkan” yazısının bulunduğu yerde Karabüklüler vardı!
İşte onlar Beşiktaşlılara, “Hoş geldiniz, hoş geldiniz..” diye yanıt veriyordu!Beşiktaşlıların karşı jesti de çok iyiydi doğrusu:
Karabük sen bizim kardeşimizsin…
Keşke her maç böyle dostlukla başlasaydı!
Şimdi sıkı durun size bir cımbış anlatacağım!
Yenilenen Karabük stadı 14.600 kişilik…
Karabük Üniversitesi de kendine stat yaptırmış..
Kapasite 25 bin kişi…
Rektör abi diyormuş ki “Gelin maçları bizim statta oynayın”!
Bu maç böyle bitti..
Hafta sonu oynanan maçlardaki hakem karaları geldi aklıma..
Adalet, ismi büyük olan ama hakemler tarafından içi boşaltılan kavram…
Elbet biliyorum ki, ‘Mutlak Eşitlik Yoktur..’!
Birimiz zengin doğar biri fakir, biri Afrika’da, biri Avrupa’da doğar.. vs.
Biri yakışıklıdır biri değil; biri güzeldir biri değil!
Hatta ten renkleri bile farklıdır..
Bu yüzdenden de yüzde yüz adalet yoktur..
Sadece adaleti “hissetmek” isterim..
Hepsi bu!
Eşitlik değil, önemli olan Adalettir..
Adalet olursa, esmerin sarışına; sarışının esmere üstünlüğü kalmaz..
Pazar’ın Pazartesi’ye, Pazartesi’nin Salı’ya üstünlüğü olmaz..
E, burası Türkiye tabii…

O Şehrin Öyküsü

orxa`n_ca`n3-225x300Demba Ba ilk golü attığında ortalık “Gol” diye inledi…
Topu tek vuruşla ağlara gönderdi Ba…
Demba Ba golü attıktan sonra secdeye yattı…
Bu hareket, tam 194 yıl sonra yapılıyordu Tripolis’te!
Ah! bir de, Gökhan’ın sağ bacağı ile sol bacağına çalım atma “Hastalığı”olmasaydı…
İlk yarı en az 3-0 olurdu…
Hele Ba ilk yarıdaki yüzde yüzlük golü atsaydı!
Yağmurun tarlaya çevirdiği sahada Gökhan penaltıyı tavana astı!
Beşiktaşlılar’ın “Gol” sesi yine yükseldi orada!
O şehirdekiler “Eyvah, Türkler geri geldi” demişlerdir…
Çünkü, maç Tripoli’deydi..
Tripolis “Üç şehir”, Asteras “Yıldız” demekti..
E, “3 şehrin yıldızına” 3 yemek yakışırken maçı 2-2 yaptı adamlar!
Yılların Atiba’sı takımı 10 kişi bıraktı.. Attırdı kendini!
İkinci yarı, top kaybetme makinası Gökhan, yerini Necip’e bıraktı..
2-0’dan 2-2, bir Beşiktaş geleneği olmamalıydı artık!
Gelelim o şehrin öyküsüne:
Oraya giderken 1 kutu çikolata götürmeliydiler!
İçinde 500 bin dolar olmayan ama..!
“Hediye”, Türk geleneğiydi ne de olsa…
Ortak tarihimizin kanlı yazgısı vardı topraklarda…
Ne de herkese birer takım elbise alındı….
Beşeri ilişki derlerdi oysa..
Ceplerinde de dolar olmamalıydı ama..!!
Ya da bir adet ayakkabı kutusu…
Anadolu’dan “hediye”…
İçinde illa da ayakkabı olmalıydı ama..
Sual ederlerse, “Hediye” denirdi!
Tatlı yer, tatlı tatlı ama acı konuşurduk!
Geçmişi anımsatırdık..
Asırlar önce “Bizi ne güzel kestiniz” diyerek bir de dolar mı koyacaktık!
Tripolis, Osmanlı yanlısı olan 10 bin Yahudi ile 10 bin sivil Türk’ün öldürüldüğü yerdi!
Yunanlıların Osmanlıya ilk başkaldırdıkları ve oluk oluk kan akıttıkları yer!
Osmanlı Orduları gözde komutanı Dramalı Mahmut Paşa’nın acı yenilgi aldığı topraklar yani… 40 bin atlıdan 32 bininin öldürüldüğü ve Yunanlılar’ın Osmanlı karşısında ilk galibiyetlerini aldıkları şehir!!
6 bin asker kalınca çekildi Dramalı Mahmut Paşa…
Bekledi yardım gelmesini…
Gelmedi… Gelmezdi…(!)
Sadece bir “Çikolata kutusu”, bir “Ayakkabı kutusu” dolu asker lazımdı…
Osmanlı Sultanı’nın gözdesiydi Dramalı…
Diğer “Bölge Paşaları” (Osmanlı Valileri) Mahmut Paşa yükselir diye yardım etmediler…
Diğer paşalar, Dramalı Mahmut Paşa’nın yok oluşunu seyrettiler…
Hünkarın karşısında kendileri sivrilecekti böylece…
Tripoli’de günlerce kan aktı…
Kadın ve çocuklar öldürüldü.. Yardıma gitmedi diğer valiler…
Günler değil “Saatler” önemliydi…
Bir saat; sadece 1 saat, o kadar değerliydi ki…
Ben diyeyim 500 bin, sen de 700 bin…
Paha biçilmezdi o saate…
Çaresiz ve umutsuz bekledi Dramalı Paşa…
Saatler geçti, kimse gelmedi…
Müslümanlar acımasızca öldürüldü, mevkidaşları seyretti!
Çok ağırına gitti Dramalı Mahmut Paşa’nın..
Çekildiği kalede kahrından hasta oldu..
Sonra da tifodan öldü! Öldüğünde bir kutusu bile yoktu…
Önceleri kimse yazmadı bunu..!!
Yazamadı…
Oysa yayın yasağı da yoktu!
Ama tarih, kayıtlara geçmişti bir kere..
Dramalı Mahmut Paşa’nın yalnız bırakılmasının öyküsüydü bu…!
Aslında, montajsız orijinal bir öyküydü bu!
Neyse OC Kaçar..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Umudu Çalamazsınız

orxa`n_ca`n3-225x3002 bin 500 bilet satılmıştı…
3 bin kombine vardı…
Beşiktaş’ın 15 sene şampiyon olamadığı yıllarda bile stat tıklım tıklım dolardı!
O kötü yıllarda bile taraftarı kimse küstüremedi, “Hayallerini” çalamadı.
Futbolun sözde “efendileri” bu sene başardılar! Küstürdüler!
Olsun, 5 bin 500 Beşiktaş taraftarı 17 bin 395 kişilik statta, 80 bin kişilik tezahürat yapardı!
Ah be cici beyler; küstürebilirsiniz ama insanların ‘hayallerini ve anılarını’ çalamazsınız…
Hele hele umudu hiç çalamazsınız..
Çok ilginçtir, Beşiktaş’a penaltı verildiğinde penaltıyı yaptıran Kasımpaşalı hakeme hiç itiraz etmedi! Çünkü penaltı olduğunu biliyordu. 2 Kasımpaşalı sarı kart yedi!Neden!? İtirazdan..
Bu arada; söylemek isterim, 40 maç sonra Beşiktaş’a penaltı verildi!
Ancak ilk yarının en güzel anı, Gökhan’a arkadan tekme atan Kasımpaşalı’nın hareketi idi(!)
Anlatayım da gülün biraz…
Top Beşiktaş’ın sahasının sağ bölgesindeydi.. Gökhan ve onun arkasında Kasımpaşalı vardı. Gökhan’a arkadan Allah ne verdiyse yapıştırdı 5 numara..
Gökhan can havliyle yere düştü..
Taraftar tepki gösterince hakem bir anda başını o yana çevirdi!.
Bir de ne görelim..
Kasımpaşalı da “Ahg, uf oldu ayağım!” diyerek yere attı kendini.. Ama öteki tarafa..
Besbelli tekmeyi attı ya, acısı beynine ‘5’ dakika sonra gitti(!)
Beşiktaş son 20 dakikaya 2-0 önde gederken Sosa demeliyim size…
Sosa bu akşam Sosa’ydı doğrusu..
Sosa için size “Beşiktaş’ın sosuydu” gibi berbat bir espri yapmayacağım..
Sosu mosu değildi adam, Ernesto’suydu, Ernesto!
Çünkü adı, Ernesto Sosa idi..(!)
Bu gece Necip’i es geçmek olmaz doğru yerde oynatılınca hatasız oynadı çocuk!
Gökhan’ın yerine Oğuzhan girdiğinde artık son 10 dakikaydı!
Hakem avantajı nasıl kesti ama..
Durun hele, size bu olayı anlatmalıyım..
Sabah kahvaltıda buluştum…
Üniversite arkadaşlarımla…
Hala “güzel” olsalar da kızlar “yaşlanmışlardı”…
Fark ettiğimiz ortak şey; ne yaptığımız, neyi başardığımız hangi yenilgilerimiz değil, sadece çocuklarımız için bir anı olduğumuz gerçeği idi!
Evet biz, çocuklarımız için sadece bir anıydık!
Öpüştük, koklaştık… Anılara uzandık..
“Öyle bir geçmişti ki zaman..”!
Ama kalbimizdeki o gençlik umudu hiç sönmemişti!
Hatta; beni görünce, “Aaa, geldin mi, aaa burada mısın..!?” bile dediler..
Bayılıyorum şu “Çılgın” Türklerin bu şaşırma nidalarına!
Yok, aslında karşınızda gördüğünüz “Ben”, ben değilim, o bir siluet; henüz degelmedim. Kartal’da tren bekliyorum!
Neyse..
Sonra, Beşiktaş’ın maçı geldi aklıma..
Beşiktaş’ın göçebe olarak yaşadığı bu sezon da bizim anılarımızı süsleyecekti.
Fakat, öyle bir gerçek de vardı ki; anıların başköşesine, efsanelerin yazıldığı; adı ne olursa olsun ama her Beşiktaşlı için adı “İnönü” olarak kalacak olan yere dönüleceği idi….
Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras başka ne olabilirdi ki..
Hiçbir para pul, o “Anıların” değerini ölçemezdi ki..
E-Bileti “orantısız” olarak çıkartanlar o anıların içine “ediyorlar” şimdi..
Beşiktaş 2 bin 500 bilet satacaktı ha!..
Taraftar istedi, ben de bir kez daha yazayım bari:
“Yönetim uyuma, Cimbom maçı burada..”
Sonra çok dersiniz “Yoldan geçenler var da, her akşam gelenler nerede” diye!
En Kalbi Muhabbetlerimle….
Ben CAN; Orhan Can..

Brezilya Bize, Biz Kazakistan’a

orxa`n_ca`n3-225x300Sevgili Milli Takım;
Bu satırları sizlere yazarken, önce herkese çok selam eder, küçüklerimin gözlerinden öper, büyüklerime hürmetlerimi sunarım..
Bu maçta her ne kadar Burak Yılmaz 2 gol atmış olsa da..
Brezilya bize, biz Kazakistan’a yükleme yapmış olsak bile…
Böbürlenmeyin fazla ama..
Karşınızda Başakşehir’in rakibi olabilecek bir takım vardı..
Bu yüzden ben, önceki maçlardan biraz hüzün doluyum.
Kalbim de azıcık kırık!
Olsun ama, memleket sevdası bu!
Vazgeçmek olmaz..
Umarım bu hissiyatımı anlamlı bulursunuz..
Maazallah bu günlere de şükür!
Ya, Basra’ya gitmek için yola çıkıp, Brezilya sahillerine giden Osmanlı gemisi gibi olsaydı sonunuz!
Koca Amerika’yı keşfet ama kimse bilmesin!
Brezilya bize 4 çekmiş olabilir!
Ancak biz de; asırlar önce, onların o güzel sahillerine çıkmışız (!)
Nereden belli?
İşte Amazon’un öyküsü..
Bizimkiler nehri ilk gördüklerinden “Amma Uzun, Amma Uzun..” diye hayıflanmışlar, yıllar sonra yerel halk onu önce “Âmmazun”“Amazun” sonra“Amazon” demiş..
İşte sana Las Vegas..
O yöreye ilk olarak bir Laz kazıyla birlikte yerleşmiş. Zamanla oranın adı da önce Laz ve kazı, sonra “Lazvekaz” sonra Lasvegas’a dönmüş!
Misal Niagara Şelalesi!
Bizimkiler şelalenin gürültüsünün ilk duydukları zaman “Bu ne yaygara, bu ne yaygara..” diye sinirlenmişler..
E. Tabii, “Ne-yay-ga-ra, Ne-yay-ga-ra” diye diye orası da zamanla “Niagara” adını almış..
Peki..
Ayda yürüyen ilk insan Neil Armstrong’un gerçek adını biliyor musunuz?
Nail Amasyalı (!) Amasya’nın merkez köyünden..
Diyeceksiniz ki bütün bunların Milli Takım ile ne ilişkisi var?
Doğrusu, vallahi bir ilişkisi yok (!)
Brezilya dedim de aklıma Amerika geldi!
Ancak, “Kibir gelince akıl ruhu terk edermiş…”
Bak Volkan ısınırken dahi eleştiriye tahammül edemedi.
O çocuk, Milli Takım’da istemeyerek mi oynuyor?
Seyirciye yine “H…” çekerek sahaya terk etti!
Tabii maç başlamadan kendi oyuncusunu protesto etmek de bence çok ayıp bir şey!
Ama bakın, aynı seyirci Kazakistanlı oyuncuları da “Yuhladı”!
Hani, “Bir Millet, iki devlet”tik. Elbette, bu da çok ayıptı!
Şimdi Fatih Hoca bir daha “Bizim Çocuklar” dese anlamlı olur mu?
Size geçen mektubumda söylemiştim, anlaşılan idrak edememişsiniz.
Sevgili Milli Takım,
“Biz sizin taraftarınız olmaya çalışmayacağız..
Siz bizim Milli
 Takımımız olmaya çalışacaksınız..
Biz
 sizi beğeneceğiz; siz bizi değil..”
Bi’düşünün bakalım!
Kazakistan’la sonunculuk çekişmesi yapan kim?
Siz!
O zaman niye hiddetleniyorsunuz ki!
Mektubuma burada son verirken 3. gol oldu..
Kazaklar penaltıdan gol attıklarında da ne çok sevindiler ya..
Geçmişteki başarınız ne olursa olsun…
Her maçta hayat, yeniden başlar. Bu maç da öyle oldu!
Her “Yarın”, bugünden daha kötü oluyor ya, öyle olmamalı…

Devrim mi İstiyorsunuz?

orxa`n_ca`n3-225x3004. golü attığında “Neymar Neymar” diye inledi stat!
Brezilya’da değil Kadıköy’de Türkler bağırıyordu..
Caner de dandik şutunu protesto eden seyirciye “H…” çekiyordu!
Brezilyalılar top gezdirdikçe “Oley” çeken Türkler!
Neymar ilk golü attığında ben sandım ki biz attık…
Öyle bir “gol” sesi yükseldi ki…
Yan tribünde ne kadar çok Brezilyalı varmış..
Ters ayağının dışıyla, dalga geçer gibi gol attı!
Üstelik, sanki antrenmandaydı…
Bizim futbolcular, Neymar’a faul yapınca
seyircimiz tepki gösterdi, “Adam dünya yıldızı yavaş girin çocuğa..” dercesine.. Sahi siz söyleyin, bizimkiler nasıl bir futbol oynadı!?
2002’de Brezilya’nın ödünü patlatan milli takım nerede, bunlar nerede yahu!
Uzun zamandır bu kadar seyirciyi bir arada görmemiştim..
Sanırım Kazakistan maçında bir grup samimi arkadaş orada olacağız!
Bakın ama, o soruyu bir daha sormalıyım:
“Devrim” mi istiyorsunuz!?
Milli Takım “Sonuç” mudur, yoksa yeni bir “Başlangıç” mıdır!?
Her şeyin üstünde olduğu için “Sonuçtur” diyen, fena halde yanılır…
Ama, bir an için “Sonuç” diyelim..
O zaman durum kötüdür!
Çünkü “Sonu甓Son bulma” halidir!
Bir “Olayın”, bir “Aksiyonun”, bir “Gelişmenin” nihai Devrim mi şeklidir yani..
Yani, “Bir gelişim veya girişimden elde edilen son şeydir”
Edebiyatta buna “Yazının veya sözün bitim bölümü” denir! Yani, SON…
Futbolda da bunun adı “Elde ettikleri puan, sayı ve skordur”
Türkiye’nin son puan durumu da ortadır..
Kısaca bir “Doygunluk” halidir.. (Siz yorgunluk da diyebilirsiniz)
“Doygunluk” halinden de “Devrim” çıkmaz zaten..
“Devrim” istiyorsan eğer, içinde “Doymamışlık” olacak!
Her “Şeyi” yaşamışsın da “Gel bi’de Milli Takım’da ol” demişlerse yanlıştır!
“Ununu elemiş, eleğini duvara asmışsan” şayet, Milli Takım’da olmayacaksın!
Futbolcusu da teknik adamı da..
Demek ki Milli Takım “Sonuç” değil, bir “Başlangıçtır”.. Başlangıç olmadır!
Çünkü onun içinde “Doymamışlık” vardır..
“Açlık” vardır!
“Yaşanmamışlık” vardır!
Aslında; yaşanmadığı için, “Yaşanacak çok şey vardır”
Örnek mi, Ampute Milli Takım! Daha yeni aldı Avrupa Kupası’nı!
“Başarı” mı istiyorsun.. “Devrim” mi istiyorsun!
O zaman, “Hiç ölmeyecek gibi çalışacak, hiç yemek yememiş gibi sofraya oturacak, hiç sevmemiş gibi sevdalanacak, hiç uyumamış gibi uyuyacak, hiç uyunmamış gibi uyanacak, kısaca güzel insan, hiç yenmemiş, gibi sahaya çıkacaksın!” 
“Yürüyen Kibir” olmadan ama!
Milli Takım’a oyuncu vermeyi, sakatlanır diye angarya gören zihniyet var tabii!
İstemeyerek oynayan oyuncular da vardı elbet… 
Neyse… 
Brezilyalılar bizden fena halde para kazanırlar bilirsiniz..
Fenerbahçe’ye teknik direktör olan Didi ile başlar maceraları..
O gündür bugündür onlarca Brezilyalı bizdedir..
“Ekmek parası” ama “milyon dolardır” arası..!!
Siz hiç, 1 Türk’ün Brezilya’ya transfer olduğunu duydunuz mu?
Kendi tarlasına bakmayan, başkasının tarlasından mahsul alır çünkü..
Oralarda fasulye tanesi gibi yetenekli futbolcu yetişir de, biz de niye “gaz” yapardı(!)
Türkiye’de lisede spor yapan çocuklara hangi üniversite tam burs veriyor!
Hiç biri!
Lise sona gelen çocuk sporu bırakıyor, sınav maratonuna giriyor!
Senin tarlan bataklık anam babam! 
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Sahaya Böyle Çıktılar

orxa`n_ca`n3-225x300Adı Fatih Terim idi ama Başakşehir’in Stadı’ydı.
Top bir o yana bir bu yana gittikçe, olup biteni düşünüyordum!
Beşiktaşlı futbolcular göğüslerinde Atatürk resmi ile 
Beşiktaş Kulübü’nün armasının iç içe geçtiği siyah tişörtle sahaya çıktı.. 
Tam ortada Demba Ba vardı! 
Selamladılar taraftarları..
Çok değil ertesi gün, sayesinde top oynayabildikleri adamın ölüm yıldönümü idi!
Adı: Mustafa Kemal Atatürk’tü..
“Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki 20. Yüzyılın dahisi Türklere nasip oldu ve kader onu bizim karşımıza çıkardı..” diyordu İngiltere Başbakanı
Lloyd George Çanakkale yenilgisini kendi meclisinde anlatırken..
Siyasetçisinden iş adamına; köylüsünden, köylü döven özel güvenlikçisine; dövülen köylüyü seyreden jandarmasından, öğrencisine, sporcusuna; kısacası, ‘uzunundan kısasına’ herkesin minnet duyması gereken adamdı O!
Ama, Allah için güzel stat yapmışlardı! 
Çalışmıyordu ama ısıtması bile vardı.. 
‘Kutu gibi’ şirin bir stat yapmışlardı!
Ankaralı Melih kıskanmalıydı!
Çünkü, Ankara’daki stattan daha güzel ve konforlu idi!
İstanbullu Kadir’in stadı
Şimdi, Beşiktaş o stat senin bu stat benim dolaşıyor ya..
Allah sizi inandırsın; bu stadı görünce, “Kutu gibi olsun benim olsun” diyesim geldi(!)
Ama hakem de Cüneyt Çakır’dı!
Kim bilir ne kararlar verecekti(!)
Çünkü adı “Dışarıda doğru söyler içeride şaşar”a çıkmıştı!
Bu stat sayesinde İstanbulspor seyirci sayısını da artırmıştı..
Demek ki “Başak” değerliydi!
Başak değerliydi de, kutsal kitap adı geçen “Zeytin” değerli değil miydi!?
Birer birer devrildi ağaçlar..
Candarma seyretti, özel güvenlik dövdü..
Adaletsizlikti bu!
“Tanrıya inanan adam olmak kolaydı; asıl zorluk, Tanrı’nın inanacağı insan olmaktı..” 
Yırcalı köylü bağırdı: Adalet!
Ve Adalet, aldığı kararı 10 gün sonra açıkladı…
Ağaç kalmadıktan sonra…!
Yani, ‘Harap-ül Zeytinlik’ olduktan sonra
“Yahu ben neler düşünüyorum..” dedim içimden!
Gelsene maça..
Devre arasında, maçı radyodan anlatan Yasin Dallı geldi..
“İstatistikler berabere gösteriyor” dedi!
“Yerim o istatistikleri” dedim.
Her maç yeni bir istatistiktir, devamlılık arz etmezdi.. Maç berabere bitse dahi…
Kornere atılmaması gereken ve kalecinin çıkması gereken bir top..
Sonuç gol.. ‘Başak’şehirin ilk yarı golünün özeti buydu!
Ama Demba Ba’nın sağ çaprazda atılması gereken tek yere vurdu.
Üst direk altı, diğer bir tabirle topu kalenin tavanına astı!
Beşiktaş adına sahanın yıldızı Kerim’di. Çalışkanlığı ve top takip zekası golü getirdi..
Durum 2-1 olduktan hemen sonra Beşiktaş 10 kişi kaldı!
Böylece de Beşiktaşlılar’ın ‘Açık Kalp Ameliyatı’ süresi de başlamış oldu(!)
Beşiktaş artık zamana oynayacaktı!
Öyle de yaptı Bilic..
Hatırlatayım “Başak” önemliyse, kutsal kitapta adı olan “Zeytin” de değerlidir…
Hepsine aynı değeri verecek, hepsine aynı uzaklıkta olacaksın
Ah işte o şairin dizeleri!!
“Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette..”
Artık İstanbul gecelerine “akma” zamanıydı..
Ah, İstanbul Ah..
Hoyrat ve delice severim seni…
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can…

Kolay İş mi Bu

orxa`n_ca`n3-225x300‘Ara sıra ‘patates kızartması’ yapmayı seven Bilic’in canı, bu maçta patates çekmezse kolay bir maç olacak’, diyerek geldim stada!
Fenerbahçe maçında yanlış tercih yaptığını anlamıştı Bilic…
Ancak, bana “kısa yazı” yazacaksın dediler..
Ben de “olur” dedim..
‘Maç başladı maç bitti, bu statta’ diye mi yazmalıydım yoksa?
Islık ve “yuh” seslerini duyunca başımı önümdeki bilgisayardan stada doğru kaldırdım…
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül anons ediliyordu…
Ah bu ıslıklar yok muydu!..
Bir “kesim” tarafından sevilmek başka, ‘her kesim’ tarafından sevilmek başka bir hünerdi…
Beşiktaş, işte böyle bir takımdı…
Kolay iş değildi bu..
Başka renklere gönül verenlerin “ikinci takımı” olmak…
En fanatikler bile gizli gizli severdi de, belli etmezlerdi!
Bence herkes bundan ders almalıydı!
Neyse, “Passo” taraftarı yine vurmuştu…
Diyecekler ki bu maçta e-bilet yoktu ki…
Evet yoktu ama “Keriz silkeleme” uygulaması vardı!
“Sen misin e- bilet almayan”, 80’lik bilet 100 lira langırt..
“Nereden biliyorsun” derseniz, 2 tane aldım da…
İlk yarı Beşiktaş üstündü ama “uyku getirecek” bir futbol oynadı.
Sanki bu maç ‘3 puan’ maçı değil de ‘tur’ maçıydı..
E, kadro iyi, oynasanıza… Bilic mi oynayacaktı yani…
Böyle bir zayıf takıma karşı “Bundan iyisi Şam’da kayısı”ydı…
Kapanan rakibi açmak zordu..
Demba Ba açtı! İyi bir penaltı atışıydı…
Gökhan’ın müthiş taşıdığı top Demba Ba tarafından 2. gol olarak yazıldı..
O sıra, geldiklerinden beri Beşiktaş’a Türkçe küfür eden Sırp seyircilere baktım…
Sessizdiler!…
Olcay’ın yerine PektemekOğuzhan’ın yerine Sosa sahadaydı…
2-0’dan sonra geriye yaslanan Beşiktaş golü yedi tabii…
Son dakikalarda kalp atışlarımı duyuyordum resmen (!)
Cenk’in son saniye o kurtarışı bence tarihi bir olaydı…
Neyse, şimdi bana kısa yaz dediler ya.. İlla ki uzatmam lazım…
Bu şiirim de Beşiktaş’a armağan olsun…
“Sevmek delicesine
İnsanlığı sevmek gibi
Ve sen,
Seni düşünmek
Bozkırda koşmak gibi…
Siyah – Beyaz kadar sade
Deli bir ırmak kadar soluksuz
Uykusuz kalmak
Aşk gibi
Ve çıldırmak geceler boyu
Ve seni düşünmek
sevdalı bir bulut gibi
Dolaşıp durmak yani
beni sevdiğini bilerek…”
Ben CAN; Orhan Can..
En kalbi muhabbetlerimle…

Aslında Bakın Ne Oldu?

orxa`n_ca`n3-225x300Öldürülen” futbolun, dirilmeye çalıştığı bir geceydi! 
Paso maso derken statlar “Boş” olmuştu!
Böyle bir derbi maçın da bile o eski günlerden eser yoktu..
Kuzey Tribünü, İnönü tabiriyle ‘Yeni Açık’ doluya yakındı..
Çarşı Grubu’nun olduğu yer, yani Doğu Tribünü ise “Eh işte” idi..
F.Bahçe’nin erken golü statta “Kelebek Etkisi” yaptı..
Hakemler açısından ise “Garp Cephesinde Değişen Bir Şey Yoktu”..
Fikret Orman maç öncesi açıklamaları ile hakemleri fena “Etkilemişti”..(!)
Elinizi vicdanınıza koyun hakemin verdiği kararlara bakın!
İlk yarıyı hakemler maçı sadece 2 dakika uzattı..
Sizce acınacak bir durum değil mi bu!?
Bir futbol maçının ince ince değil, kalın kalın doğranmasıydı aslında bu…
Beşiktaş’ı ilk yarı 10 kişi bıraktı Fikret Orman tarafından “Tesir altına” alınan hakem!
Tamam Olcay’ı attın da peki Emre’nin
o sözlerine niye kart yok sayın hakem beyler!? Gökhan’ı söyleyince küfür de Emre yapınca küfür değil mi…!? Beşiktaşlı sert şekilde uzaklaştıracaksın,
Emre’ye “Emreciğim” diyeceksin..
İzleyin görüntüleri…
Gecenin sloganları her şeyi anlatmıyor
mu?
Yere yatsana, yere yatsana Bülent Yıldırım yere yatsana” idi!
Bülent gol gol, şampiyonluk geliyor..”
Haydi Bülent haydi,tak zamanı şimdi..” (“Gol at” diyorlar yani..)
Her zaman dilimini, her akışın bir kırılma noktası vardır..
Beşiktaş’ı 10 kişi bırakılması ile o karar verildi zaten!
Bizler gazeteciyiz, yani tarihin tanıklarıyız!
Olana “Olmadı”, olmayana da “Oldu” diyemeyiz…
Dünya denen bu koca deney alanı büyük bir mahkeme ise şayet; gazeteci,
o mahkemenin tanığıdır.. Kim ne yapmış, neden yapmış, ne olmuş, neden olmuş NOT alacaktır..
Kimsenin adamı olmadan ama..
Kimseyi kayırmadan, torpil yapmadan..
Ben de hakemleri NOT aldım!
Bakın aslında ne oldu:
Maçtan 4 gün önce idi!
Önce Fikret Orman konuştu, bir gün sonra da Aziz Yıldırım
Fikret Başkan dert yandı.. Aziz Başkan suçladı..
Bu konuşmalardan da anladık ki; “Dostluk” da “Düşmanlık” da tırnak içindedir!
Bir Flaman atasözü der ki;
Sarhoşken söylenen her söz, ayıkken düşünülmüştür”!
Bizimkiler” ayık kafayla konuştular ama..
Havalar soğuk, üşünmüş olabilirler mi, olabilirler!
Flamanlar yanıldı yani..:)))
Fikret Başkan’dan bir gün sonra konuşan Aziz Başkan, Fikret Başkanı maçtan önce konuşarak, maçın hakemlerine “tesir” etmekle suçladı!
Bundan da idrak ettik ki Aziz Başkan hiçbir zaman maçtan önce konuşmamıştır(!), hakemlere tesir etmemiştir!
Fikret Başkan bir gün önce, Aziz Başkan’ı hakem odası basmakla iğneledi..
Aziz Başkan bir gün sonra buna karşı çıktı ve hakem odası basmadığını işi koridorda bitirdiği açıkladı!
Ayrıca, “Gerekirse basarım, varsa gücün sen de in” dedi..
Bu, hakemlere “Tesir” olmadı… Çay servisi oldu!
Fikret Başkan, “Fener bize stadını vermedi küstüm” dedi..
Aziz Başkan, “Stat benim kime ne” dedi!
Ama en önemlisi şu:
Konuşurum ha!”…
Türkiye çok çekti bu anlayıştan…
E, konuşun.. Gizli bi’şi kalmasın..
Zaten 2 kişinin bildiği sır değildir!
Aslında o “Sırların” hiçbiri sır değil ki..!
Ancak ben bu maçta şunu kesin anladım:
Hakikaten hakemleri etkilemek için soyunma odasına gitmeye gerek yokmuş.. 
En Kalbi Muhabbetlerimle.. 
Ben CAN; Orhan Can..

‘Töre’mize Uymadı!

orxa`n_ca`n3-225x300“Beşiktaş Cumhuriyeti değil, Cumhuriyet’in Beşiktaş’ı”
Böyle pankart açtı taraftar!
Maçta dakikalar akıp gidiyordu.. Partizan’a 4 çeken Beşiktaş’ı seyrediyordum!
Olcay’a nazar değdiği kesindi.. Futbolcular genellikle, rakiple çarpışır ya..
Olcay topla “Çarpıştı”!
Sanırım kulak tarafına denk geldi..
Gollerin “Aykırı” adamının çıkış tünelindeki görüntüsü bana derin hüzün verdi doğrusu..
‘Kem gözlerden uzak ol, çabuk iyileş Olcay çocuk…’ dedim, beni duydu mu ne, ikinci yarı yedek kulübesine geldi oturdu Olcay…
Kayseri golü buldu..
En güvensiz an, kendine en fazla güvendiğin andır..
Bu kural, hayatın her alanında geçerlidir!
İster topçu ol, ister özel timci…
Hepsine aynı “Rahatsızlıkla”, yani diken üstünde çıkacaksın..
“Nasıl olsa yenirim” demeyeceksin…
Top kaybetme makinesi Gökhan, derbi öncesi kendini attırmayı başardı!
Atiba’nın enfes pasıyla Kerim durumu 1-1 yaptı..
Cenk, o pozisyonda Demba Ba’ya verseydi goldü, kendisi kahraman olmak istedi, olamadı..
Kerim 2. golü de attı ama nafile.. Erciyes 3-2 kazandı!
Neyse, bence maçın teknik analizini Gülengül’den okuyun, ben size maçın felsefesini anlatayım!
Bugün nefis bir Beşiktaş haberi var!
Okuyup gururlanmalı Beşiktaşlı..
Puanlardan daha önemli…
Çünkü, insanlık duruşu bu!
Hilmi Türkay ne de güzel haber yapmış..
Bakın olay şu:
Kayseri – Beşiktaş’ın U-19 karşılaşması..
Beşiktaşlı oyuncu rakip ceza sahasında faul yapıyor.
Hakem penaltı veriyor.. “Çüş” derler adama..
Faulü Beşiktaşlı yapıyor, hakem Beşiktaş lehine penaltı veriyor!
Harbiden “Çüş” derler..
Topun başında genç bir futbolcu.. Saha kenarına bakıyor!
Penaltının haksız olduğunu o da biliyor..
Kenarda Yasin Sülün var..
Beşiktaş’ın eski oyuncusu, U-19’un Hocası..
Yasin “Atma” diyor genç oyuncuya..
O da topu kaleciye atıyor..
Böylece “İyilik” kazanıyor.. “Kötülük” kaybediyor..
Yani, emek hırsızları değil, insanlık kazanıyordu!
Beşiktaşlı böyle olmalı!
Demba Ba da Sivas maçında böyle yapmalı ve o golü iptal ettirmeliydi! Yanlış yaptı!
Varsın gelmeseydi fazladan 2 puan..
Varsın “Çalıntı” ve “Kayrılma” ile gelen şampiyonluk olmasın.. Ne çıkar!
Belki de bu yüzden “Herkes”, gizli gizli Beşiktaş’ı sever de, belli etmezler..
Ben de bir yazıda “Yaşasın İyilik, Kahrolsun Kötülük” demiştim..
Aslında yaşam, “İyilikle-Kötülüğün” savaşı değil midir!?
Ama bunu kesin anlatmalıyım..
Bir Kızılderili Şefi varmış..
Bu Kızılderili Şefi’nin de iki güçlü kuvvetli köpeği varmış..
Birinin adı ‘İyilik’, öbürünün adı ‘Kötülükmüş’..
Bir gün, köpeklerle oynayan torunu sormuş:
“Dedeciğim, köpekleri ‘kapıştırsak’ hangisi kazanır..?” demiş!
Reis, çocuğa şöyle bir bakmış:
“Hangisini daha iyi ‘BESLERSEK’, o kazanır..” demiş!!
İşte, gerçek hayat dersidir bu..
İyiliği de kötülüğü de besleyen insandır çünkü..
Futbolda da ‘Başarıyı’ veya ‘Başarısızlığı’ insan belirler.
Elbette bu, sadece “İyilik-Kötülük”, “Başarı- Başarısızlık” ayrışması değildir..
Hayatın her alanında geçerlidir. “Sevgi- Sevgisizlik”, “Dürüstlük-Yalancılık”, “Vicdan- Vicdansızlık”,”Zalimlik-Mazlumluk”, “Onur- Onursuzluk”..vs
‘Ahlak’ ve ‘Erdem’ gibi kavramları beslerseniz iyilikler gelişir..
Yok ama, “Kin”, “Nefret”, “Hırsızlık”, “Aldatma” beslenirse ‘Kötülük’ gelişir! ..
Aşkta, sevgide, arkadaşlıkta, iş hayatında, ticarette, sporda, siyasette..
En Kalbi Muhabbetlerimle…
Ben CAN; Orhan Can..

‘Hoh’ Dedik Belgrad düştü

orxa`n_ca`n3-225x300Partizan’ı durdurmanın tek yolu vardı!
“Sarımsak bombası..!”
Biz de öyle yaptık..
Maç öncesi işkembe!
İşkembe de işkembeydi ama..
Bastık sarımsağı bastık sarımsağı…
Bir “Hoh” çeksem karşıki dağlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvururdu!
Maç başladığında gazetede hepimiz hazırdık..
Çünkü işkembeyi hep beraber içmiştik..
Topluca bir “Hoh” çektik mi, bırak Partizan’ı, Belgrad düşerdi (!)
Maçın başında futbolcularının “Irkçılığa Hayır”! pozu, faşist kafalara ders olmalıydı.
Ancak, tribünlerin “Sırbistan” diye bağırması da kafalarının “içini” gösteriyordu!
Maçta dakikalar akıp gidiyordu..
Sol bacağı ile sağ bacağına çalım atan, hatta mümkünse, kendi gölgesinin sağından atıp solundan geçmek isteyen “çalım çılgını” Gökhan’ı seyrediyordum.
Hem keyif hem de mazoşist bir duygu yaşatıyordu bana..
Ancak, biri kaleciden biri direkten dönen iki şutu vardı ki..
Ama, top kaybı yapan tek adam da oydu!
Veli topa vurmadan “Gol be..” diye ayağa kalkan Cumhur Önder’i servisin müneccimi ilan etmeliyim. Gol oldu.. 1-0…
İlk yarı biterken Demba Ba sol çaprazdan golü yazdı ve Belgrad’da secdeye yattı…
E, ikinci yarı da “Hoh” dersek Belgrad teslim olacaktı!
Oğuzhan o kadar güzel “Hoh” yaptı ki.. 3-0 oldu…
Bu arada “Kesin bilgi”: Gökhan’da çalım hastalığı var! “Bir psikoloğa mı gözükse ne!” diye düşünürken, golü attı çocuk.. 4-0. “Partizan partizan” dediler,bi’numara yokmuş vallahi!
Bu da benden size EK Bilgi olsun…
Rakibin adı Partizan’dı…
Açılımı “Partiye” bağlı “çalışanlar”!..
‘Partizan’ denildiğinde de akla 2. Dünya savaşı geliyordu!
Hani, Faşist Almanya’ya karşı direniş gösteren adamların ortaya çıktığı yıllar..
Hani, Arnavutluk’ta Enver Hoca, Yugoslavya’da Tito’nun adamları..
Faşist Almanlara hayatı dar eden adamlar.. “Gerilla”nın eski adı hani..
Zor yıllar yani..
“Partizan” Belgrad takımı. En büyük rakibi aynı kentin diğer takımı: Kızıl Yıldız!
Üniversite öğrencilerinin kurduğu Kızılyıldız.. Kızılyıldızspor da diyebilirsiniz…
Onları, 45 yıllardaki “Sosyalizm rüzgarı” yaratmıştı..
70’li yılların ise sempatik iki takımı..
Sosyalizm; yani temelinde, “Hümanizm” yatan felsefe… İçinde “İnsan” yatan düşünce!
Gel zaman git zaman sosyalizmden vazgeçildi.. Yugo-Slavya 7 parçaya dağıldı..
Komşu, komşunun başına sıkmaya başladı..
Hümanizm (insancılık) ölmüş, faşist düşünce kan akıtmaya başlamıştı!
Her sabah “Günaydın” dediği, her akşam ‘iki tek attığı’ insanın kafasına sıkıyorlardı..
Hatta topluca öldürüyorlardı!
Dünya seyrediyordu! Bir de, tek atış yapan katiller vardı! Sniper deniliyordu onlara.. Keskin nişancı!
Tanımadığı, kim olduğunu bilmediği insanları uzaktan öldürüyordu..
Pazardan ekmek alan çocuğu veya bir kadının kalbini, kafasını parçalıyorlardı, uzaktan…
Dünya Savaşı’nda ‘Faşolara’ “hayatı öğreten” Slav ırkı, ırkçılığın zirvesindeydi!
Bu, ‘Kalbini tutarken kalpsiz olmaktı’…
Güçlü, zayıf olanı acımasızca öldürüyordu!
Böylece, insanlar göçe zorlanıyor, bölgeler “sadeleştiriliyordu”!
“Medeni” Avrupa seyrediyor, ölmesi gerekenler de ölüyordu..
Sahi, sığınmış 8 bin Bosnalı Müslümanı, katledileceklerini bildikleri halde, Sırp milislere veren Hollandalı askerlerin vicdanları nasıldır şimdi!?
İşte, bu yüzden Irkçılığa Hayır!
Yaşasın Hümanizm..
Neyse; bu arada, “Sarımsak bombası” yiyen Cumhuriyet Spor Servisi çalışanları şunlardır: Sami Gürel, Cumhur Önder Arslan, Ersin Öztekin, Sinan Akova.. Bir tek Spor Müdürü Arif Kızılyalın çorba içmedi..
Benden söylemesi ama; bu memlekette Beşiktaş dışında iyi giden bir şey yok!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can…