Aylık arşivler: Mayıs 2014

Aslında Beşiktaşlılar da maden işçileridir!

orxa`n_ca`n3-225x300Çünkü, Beşiktaş’ın Soma’sı Olimpiyat’tı..
“Siyah Siyah..” diye inletiyordu taraftar..
Beyaz yoktu bu gece..
Matem vardı..
Aslında Beşiktaşlılar da birer madenciydi..
Yazgıları, paralel akardı bu dünyada!
Belki de bu yüzden
Atatürk Olimpiyat Stadı’na gelen Beşiktaşlılar,
kalplerinin tam ortasına koymuşlardı onları!
Resmi sayıları 301 kişiydi..
301 yiğit yoldaş..
301 beden..
301 insanoğlu..
301 kader arkadaşı..
301 yazgısız adam!
Maden ocağının dibinde omuz omuza ölmüşlerdi!
Geride,
yetim çocuklar, dul eşler vardı..
Her biri için ayrı ayrı bir karanfil konulmuştu!
Siyah matem flamaları altında..
Doğu Tribünü’nün kalbinin tam ortasına..
Soma’da ölenler için yastaydı Beşiktaşlı..
Tribünler birbirlerine sadece “Siyah, siyah” diye bağırıyordu..
“Beyaz” kelimesi ağızlardan çıkmıyordu..
Ve Beşiktaş sahaya
“Göz yaşın, alın terin, kirli çizmen ŞEREFimizdir..”
Pankartıyla çıkıyordu..
İstiklal Marşı’nın ardından sıra saygı duruşuna gelmişti!
Bilic, “Hadi hep beraber” dedi konuk takıma..
Her iki takımında santra yuvarlağındaydı..
Omuz omuza başlarını öne eğdiler..
Benimse, gözlerimde süzülen damlalar vardı!
“Her Yer Soma, Her Yer Karanlık..”  
Hakem tırtmış, oyuncular fırtmış umurumda değildi bu gece..
Ulusal matemin tam ortasındaydım çünkü..
“E-bilet satarak hayır işlenir mi koca çınar böyle rezil edilir mi?!”
tezahüratı ise taraftarın bu maça neden az ilgi gösterdiğini anlatması bakımından manidardı.

90 dakikanın çoğunda ise bir pek manidar tezahürat vardı!
Tahmini olarak gecenin bombası da buydu:
“Mecliste oturur
alır onbin lira..
madem işçileri 
ölümle baş başa…!!”

Almeida Beşiktaş’ın golünü attığında bile ölçülü sevinen bir taraftar!
Yerin 2 kilometre altında ölen işçileri bağrına basmıştı!
Çünkü, Atatürk Olimpiyat Stadı “Madeninde” başlarına gelmeyen kalmamıştı!
İlk devre, Galatasaray maçında ortaya sürülen kumpas stadın derinliklerinde yankılanmıştı..
Yağmurda, karda, çamurda gelirdi taraftar..
Ve o insanlar çoook “grizu” patlamalarında yıkıldılar!   
Madenciler yüzlerce metre derinlikte,
Siyah-Beyaz tutkunları statlarında ölürlerdi..
Son parasıyla bilet alan Beşiktaşlı bir öğrencin de
30 lira yevmiye alan madencinin de arkasında kimse yoktur!
Tuhaf bir yazgıdır bu!
Arkasında “amcası – dayısı” olanlar köprüyü çoktan geçtiler!
Beşiktaşlıların madenci kardeşlerine bu kadar ağır yas tutmasının nedeni budur.

Almeida penaltı kaçırsa, kaç yazar ki bu “durumdaki” taraftara..

Tüm vicdanlı dünya vatandaşları gibi OC de hüzünlü ve yaslı bu gece..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

İşte o Kaymakamın hikayesi

Beden İstanbul’da kalp Elazığ’daydı!
Fikirler gibi kalp de bir odaya hapsedilemezdi..
Bağlasan da durmayacakları için firardaydılar!
Bu yüzden bölgenin her ilinden akın akın taraftar geldi Elazığ’a..
Sadece Tunceli’den 10 otobüs vardı..

Bu maçı bir kenara bırakalım sezon başından beri olanları anımsayalım.
Zalim hakem kararlarına rağmen, rakiplerin kötü olması nedeniyle, hem şampiyonluk hem de ikincilik Beşiktaş’ın önüne altın tepsi ile sunuldu!
Ama Beşiktaşlı oyuncular bu fırsatları ellerinin tersi ile ittiler..
Bu duruma yüzlerce bahane uydurabilirsiniz.
Şimdi GS’nin rakiplerinden medet umanlara acımtırak bakıyordum!
Bilmiyor musunuz “El pantolonu ile gerdiğe girilmez”?!..
Gerdeğe gireceksen, gerdekte kendi “pantolonunu” kullanacaksın..

Bu sene yazılacak o kadar çok şey var ki..
Bugün şu küfürcüleri biraz ele almak istiyorum..
Hani insanın veya takımın ya da rakibinin anasına küfür edenleri!
O zavallılara Nazım Hikmet’in dizeleriyle yanıt vermek istiyorum bu gece..
“Sizi de bir ana doğurmadı mı / Analara kıymayın efendiler…”
Çünkü,
“Analardır adam eden adamı
aydınlıklardır önümüzde giden.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.” diyor büyük şair..
Hele hele şiirin ikinci mısrası bana Berkin’ı hatırlatır ki..
Sormayın fena ağlatır..
“Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.” diye yazmış büyük dünya şairi..
Bu dizeler ağlatır beni!
Yaşam hakkı elinden alınan bir çocuk
ve arkasından ağlayan anacağı gelir aklıma!
Ben de ağlarım..
Genç yaşta ölen gençler gelir aklıma..
Ben yine ağlarım.
Adalet ve ahlak!
Park için öldürülen gençler ve onların anacıkları düşer aklıma..
Ben,
yine ağlarım..
Kararmış vicdanlara seslenirim,
“Analara kıymayın efendiler..”!!
Elbette,
bu “çorak” ülkede Allah kimseyi vicdansız ve ahlaksız yapmasın..
Çünkü, insan olmak zordur zor..
Neyse,
ben felsefe yaparken Beşiktaş yendi, GS de yendi..
Yarış son haftaya kaldı!
Ama şu Kaymakam’ın öyküsünü anlatmazsam olmaz bugün!
Rahmetli babam hep anlatırdı..
Benim de size anlatmam lazım..
Ki bilinsin, ibret alınsın..
Bu öykü, hani şu küfürcülere, sahtekarlara, hakemi aldatmayı marifet sayanlara, ahlaksız ve vicdansızlar ile bilcümle ‘Amaca ulaşmak için her yol mubah’ diyenlere gider olsun!
Memleketin birinde tertemiz bir adamın şerefsizin önde giden bir oğlu varmış.
Sahtekar mı sahtekar..
Vicdansız mı vicdansız..
Adamcağız oğluna hep “Sen adam olmazsın oğlum” dermiş..
Aradan yıllar geçmiş,
kıçı başı oynayan genç bir şekilde üniversiteyi bitirmiş ve kendi ilçelerine Kaymakam olarak atanmış..!
Koltuğa oturur oturmaz ‘candarma’ komutanını çağırmış!
Kaymakam oldu ya, caka satacak!
Demiş ki, “Şu adreste şu isimde bir adam var, onu bana getirin”!
Candarma komutanı nereden bilsin getireceği adamın Kaymakamın babası olduğunu.
Suçlu sanmışlar, adamı yaka paça sürükleyerek Kaymak’ın önüne atmışlar..!
Zavallı yaşlı adam sürüklenerek getirilmiş kaymakamın karşısına ya..
Tabii, Kaymakan olan oğul, böbürlenerek halının üstüne atılan babasının karşısına çıkmış..
“Bak gördün mü baba demiş, fiyakalı fiyakalı..
“Sen bana, adam olmazsın derdin. Ama bak ben Kaymakam oldum de geldim” demiş!
Sürüklenerek getirildiği için üstü başı da yırtılan yaşlı adam oğluna şöyle bir bakmış!
“Oğlum” demiş, “Ben sana Kaymakam olamazsın, demedim adam olamazsın dedim. Adam olsaydım babanı yaka paça getirtmezdin” demiş..
Kıssadan hisse,
Hayatta her şey olursunuz ama adam olmak bambaşka bir şeydir..
Hani derler ya,
tahsil cehaleti alır, ama eşeklik baki kalır…
İster şampiyon olun, ister doktor, mühendis, bakan, iş adamı, devlet başkanı..
İsterse de Karun kadar zengin olun…
Adam olamadıktan sonra..!!

Hadi bu gece de OC kaçsın bakalım..
En Kalbe Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

“Kurtulmak yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz..”

Bertolt Brecht’in bu dizelerine kim aşık olmazdı ki..!
İlk kez geç kalmıştım Beşiktaş maçına..
Yalan yok, Atatürk Olimpiyat Stadına geldiğimde Beşiktaş 2-0 yapmıştı bile!
Geçen hafta yaşanan 3-0’lık kepazelikten sonra iyi bir şeydi!
Ama tribünler pek öyle demiyordu!
Çünkü taraftar resmen ikiye bölünmüştü..
Doğu tribünü “Yönetim istifa sesleri ile inlerken” karşı tribün ise o taraftarları “Yuh” sesleri ile protesto ediyordu!
Bu, gelinebilecek en kötü noktaydı..
Bir tarafta “Başkan olsana, başkan olsana Fenerbahçe’ye başkan olsana” sesleri vardı..
Karşı “kıyıda” yuh sesleri..!!
Binlerce Beşiktaşlının küstürüldüğü ortamda maçta 3500 taraftar vardı!
İçimden “Böyle mi olacaktı..” serzenişi geçti..
Zaten geç gelmiştim maça, bu durumu görünce canım epey sıkıydı doğru!

Hiçbir dönem Beşiktaş’ın başkanına böyle protesto yapılmamıştı!
Şimdi özellikle yönetimin şapkasına önüne alıp düşünme zamanıydı..
“Biz nerede yanlış yaptık” diye..
Gerçi telefonla katıldıkları TV programlarında, kendi futbolcusuna “Şerefsiz” diyen, “Kadınlara ‘Orasını” gösterdi, malzemecinin üstünü işedi..” iftiralarını atanlardan iyi bir özeleştiri geleceğini beklemiyorum..
Hep derim..
Futbolcuları getirip takıma koymak adamı yönetici yapmaz..
İyi yönetici, o kadar para verdiği adamların gece nereye gittiklerini, boş zamanlarında ne yaptıklarını bilir..
Hatta, günde kaç defa tuvalete gittiklerini bile bilir!
Futbolcuların kıçındaki donun rengini bilir rengini..
E bunları takip etmezsen elbette bağırır taraftar “Maçtan sonra discoya” diye..

Kızmayacaksın o zaman..
Çünkü, suç sende..
Dünyanın parasını ver sonra..
‘Saldım çayıra Mevlam kayıra..’ öyle mi..!?
Çık sonra TV ekranlarına caka sat..
Nerede öyle yoğurdun bolluğu.. Söyle..!!

En komiği ne biliyor musunuz..
“Küçüleceğiz” diye yönetime gelenler, şimdi büyümekten bahsediyorlar..!!
Her halde Quaresma’nın intikamı bu olsa gerek..
Q7’yi ‘küçüleceğiz’ deyip, arkasına teneke bağlayarak kim gönderdi acaba!!?

Neyse..
Bu gece lafı uzatmadan, kendi yöneticileri tarafından horlanan, itilen, kakılan, takımınızın anasının ak sütü gibi helal olan puanları hakemler tarafından yüzlerce defa iç edilen, AMA, onursuz, şerefsiz, helal olmayan 1 puan bile bekleyemeyen Beşiktaşlılara Bertolt Brecht’in bu şiirinin iki büyük dizesini anımsatıyorum..
Öyle yok bölünmek, parçalanmak usta…

“Seni köleler kurtaracak kurtaracaksa
ya hep beraber ya da hiç birimiz..
kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden
ya hep beraber ya da hiç birimiz..”

O “Köle” sensin unutma..

Kısacası,
“Kurtulmak yok tek başına ya hep beraber ya da hiç birimiz..”

Varsın hakem 6 dakika uzatsın..
Ne çıkar..
Kalbinizdeki umudu söndürmeyin yeter!
Çünkü,
benim kalbimden her sabah,
bir gemi kalkar umut limanına doğru!!

Ha bu arada,
hiçbir Beşiktaş başkanı böyle protestoyu hak etmez!!

Bence bu gece Beşiktaş yendi ama sevinemedi!
OC bu gece de hüzünlü kaçar..
Çünkü hüzün, aşkın yoldaşıdır..!!
Kalbin ise sıkı arkadaşı..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..