Aylık arşivler: Nisan 2014

Ben o kızı sevdim nedensiz… Sonuna kadar okumazsanız bir şey anlamazsanız!!

orxa`n_ca`n3-225x300(Bugün Beşiktaş’ın yenilgisini anlatmayacağım. Ne alemci topçularının öyküsünü. Ne de aptalca kaybedilen maçları, puanları, haksızlıkları. Bugün size başka bi’şi anlatacağım. Beşiktaşlı olarak gurur duyacaksınız, duymalısınız, çünkü siz osunuz”)

Malum mahallenin derin öyküsüdür bu…

Her yıl bizim mahalleye 3 güzel kız taşınırdı!
Ve ben o kızları çok severdim çıkarsız!
Biz 18 kişiydik…
18 delikanlı…
18 bıçkın yiğit…
18 güzel adam…
Aynı mahallenin sevdalı gençleri yani…
Pek yaman adamlardık doğrusu…
Ve bir kız geçerdi önümüzden…
Her gün, her hafta, her ay, her yıl..
Kimimiz kaldırımda
Kimimiz pencerede
Kimimiz arabada yakalanırdı!
Hayaller kurardık hep…
Öyle alımlı,
Öyle narin,
Öyle güzeldi ki..
18 delikanlı
18 güzel adam hani..
Aynı kıza aşıktık,
en saf, en çırılçıplak duygularla!

Mahallenin en güzel kızıydı O…
18 erkek, 1 en güzel kız…
Tarihsel bir aşk öyküdür bu!
Oysa Tanrı; erkeklere fiziksel güç,
özgür kadınlara ise “Seçme” hakkı vermişti!
Her yılın sonunda,
o kız, içimizden 1’ni seçerdi…
Seçme hakkı onundu!
Evlenip giderdi sonra…
Görmezdik bir daha onu…
Sanırım mutlu olurdu…
Sonra,
ertesi yıl yani…
Bir başka kız taşınırdı mahalleye…
İsimleri nedense aynı olurdu!
Aynı isimde başka bir güzel kız!
Güzel mi güzel..
Her yıl bizim mahalleye taşınan bu güzel kızın adı “Şampiyonluktu”..

Hemen şuracıktaki arka sokağa taşınan 2. güzeli hiç sormayın..
Adı “Şampiyonlar Ligi” idi..
Biraz hoppa ama çok cilveliydi!
“Perişan” ederdi bizi…
Öyle oynak, öyle uzun bacakları vardı ki!
Öte mahallenin delikanlısı Galatasaray ile bu yıl; bu kız için çekişiyorduk!
Ne yapalım!
En güzel kızı bu sene, Fenerbahçe kaptı!
Kız da güzeldi ama…

Kimi yıl,
3. kız taşınırdı..
Üçüncü güzelin adı “Kupa” olurdu..
Türkiye Kupası..
Hepimiz, ona da aşık olurduk..
Dedim ya bıçkın delikanlılardık!

Neyse…
Hatırlarım, bir seferinde, sarışın kıvırcık saçlı bir kız geldi!
Ana caddenin köşedeki apartmanına..
‘4. güzel olsa bu gerek’ demiştik!
Bir defa gördük onu..
Evlendi gitti o kız da..
Adı “Avrupa Şampiyonluğu” idi hatırladığım kadarıyla!

Güleceksiniz ama..
Adı “UEFA Kupası” olan kız da vardı!
Bizim mahallede..
Yalan değil,
kimi zaman biz de o kızla “Oynaştık”!
Pek cilveli değildi ama güzel kokardı…
‘E delikanlıya damsız gezmek yakışmazdı!’…

Geleyim sadede..
Benim adım Kartal’dı..
Alem beni Beşiktaş olarak iyi bilirdi…
Ağır ağabey,
ağır delikanlıydık!
Masaya yumruğumu vurdum mu yer gök inlerdi!
Kimileri bana “ÇARŞI” derdi…
Aynı mahallenin ‘Şövalye ruhlu vicdanlı gençleri’ yani..
Ama her şey erkekçe olsun isterdik..
Üçten beşten geri kalan değildik hani..
“Her kahvede masası,
Her karakolda ismi,
Her güzelde resmi..” olan!
Mahallenin başkaldıran,
gözü kara Siyah-Beyaz delikanlısı yani!
Asi nehri gibi asi çocuğu ha…
Hani kıvrık kirpikli o çocuk işte!
“Vicdan, adalet, onur, erdem, şeref, gurur ve fazilet” diye haykıran çocuk…
Entelektüel alemin en dolusu…
Delikanlının önde gideni…
Varsın bu yıl en güzel kızı Fenerbahçe kapsın..!!
Kız onları seçti ne yapalım!!
Ne de olsa mahalleye gelin geldi..
E artık, gelinimiz sayılır tabii..
Hem dostlarımızın mutluluğu bizim mutluluğumuzdur!
Ha,
bu arada
sen de yaz defterine bir daha Kartal!
Seneye, yine 4 güzel kız taşınacak bu mahalleye…
Manitanın dibi!
Hepsinin adı aynı,
albenileri ayrı ayrı olacak ama!
Kimine göre esmer,
kimine göre sarışın,
kimine göre kumral..
Ve sen!
Hey sen!
Hey Beşiktaşlı…
Şövalye ruhlu çocuk,
yine çok seveceksin o kızları!!
İnan seveceksin,
nedensiz ve çıkarsız…

Hiç yaşlanmayan delikanlıların öyküsüydü bu!
Yaşlanmayan kızlar için savaşan…

Heyy!
Hiç yaşlanmayan bu ağabeyiniz
o kızı sevmişti nedensiz..!!

Hazırlık,
seneye artık!
Neyse Mavi Gezegenin en güzel insanları…
OC bu gece de kaçar anam babam..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Ve internetten öğrendim.
Bu dünyada 3 çeşit insan vardır:

1- Olmazsa olmazlar..
2- Olmasa da olurlar…
3- Olmaz olasıcalar..

Hııı…

Futbolcu ve denizci olacaklara öğütler

En çok kimden korkacaksınız..
Bilgisi yokken “Fikri” olandan..
Meydan Larousse gibi çıkar karşına..
İki sahte cilttir o..
Başın belaya girer..
İşte bu yüzden;
şayet fikrin olsun istiyorsan, okuyacak öğreneceksin..
Gerçekleri kendi beyninde muhakeme edeceksin!
Başkasının baskısı olmadan ama..
İşte o zaman, bilgin olduğu için de fikrin olur..
Bu yüzden söylentilere inanmamalı insan!
Neyse, her şeye rağmen hatırı sayılır taraftar Atatürk Olimpiyat Stadındaydı.
Hemen hemen her yıl aynı haksızlık zulmünü gören Beşiktaş taraftarıydı bu!
“Aldırma Gönül” şarkısını söylüyorlardı!
“Aldırma Kartal aldırma..” diyerek..
Her iki takım da 6 orijinal yabancıyla maça başladı..
Ancak her daim dokunulmazlığı olan Emre beni çok “eğlendirdi”..
Yaptığı hareketler görülmeye “değerdi”(!) doğrusu..
Bir hakem kendisine karşı yapılan hareketlere gerektiği cezayı veremiyorsa!
Ancak, genç arkadaşlara sesleniyorum!
Emre, Melo, Burak gibi “arkadaşların”(!) sahada yaptıklarını sakın yapmayın çocuklar!
Kötü örnek olursunuz..
Kimseler sevmez sizi..
Nefret edilirsiniz..!!

Galibiyet de yenilgi de adam gibi olmalı unutmayın!
Çirkin mücadelelerden gelen galibiyetler çirkinlerin olsun..
Öyle başarılı olacağına
‘Kahrolsun kuru fasulyenin pilav üzerindeki faşist baskısı..’ diyecek geçeceksin arkadaş!
İnsanın hırsı, aklının önüne geçmeyecek!
Yoksa istediğin kadar kendini başkanına karşı ispat etmeye çalış..!
Bu akşam, hakemin yaptıkları dünya komiklik tarihine geçecek cinstendi!
Sow’un boğaz sıkması bir tarafa..
Verdiği karaların en komiği maçın 88. dakikasında gerçekleşti!
..
Ancak, hakemin bu komikliğine Fenerbahçeli futbolcular tokat gibi yanıt verdi.
Topu direkt dışarı attılar.
Böyle bir hakem katliamına, kazanmak için oynayan insanlar bile besbelli isyan etti!
Fenerbahçeli oyuncuların, hakeme “ahlak” dersi veren bu hareketleri de elbette alkışı hak etti.
Ve bu maç, hakeme rağmen berabere bitti!
“Halis gol gol..” tezarühatı da artık rüyalarına girer.. Ne yapalım..

Neyse, aşağıdaki öykü de benden size armağan olsun..
Futbolcu ve denizci olacaklara öğütler!!
Bir teknenin kötü havalarda, kıyıya, yani limana dönmek için dalgalarla yaptığı “AĞIR” mücadelenin öyküsüdür bu…
Dalgalar size “yüklenir” siz dalgalara.. Aynı futbol maçı gibidir..
Dalgaların sertliği havanın kötülüğünün “derecesiyle” ile doğru orantılıdır..
Sahada rakibinizin üstünüze gelmesinin “DERECESİ” de onun oyuncu kalitesi ile doğru orantılıdır..
Havanın az estiği zamanlarda ya da esmediği anlarda bile dalga vardır..
Tekne ile yol yaparken, o küçük dalgalara denizciliğin kuralı çerçevesinde girersiniz..
Bilirsiniz ki emniyeti elden bırakırsanız O KÜÇÜK DALGALAR sizi YER..!!

Dalgalar büyüdükçe sizin de dalgalara karşı DURUŞUNUZ değişir..!!
Küçük dalgaları önemsiz görüp pruvanızda “GÖĞÜSLERKEN”, büyükleri, İSKELE VEYA SANCAK BAŞ OMUZLUKTAN, eğer seyir durumunuz, dalgaların istikameti ile aynıysa,  o zaman da “İskele veya Sancak Kıç Omuzluktan (Hafif çaprazınızdan)” alırsınız..
Kimi zaman acımasız DEV DALGALAR, bitmek tükenmek bilmeyen gücüyle gelir.
Ama siz, ona karşı direnirsiniz..
Yaşamak için direnirsiniz..
Hayatta kalmak için..
Ve o vicdansız dalgaların üstünüze üstünüze geldiği o korkunç anlarda, hata yapmadan ve büyük mücadele vererek kıyıya ulaşmaya çalışırsınız..
Futbolda da (Mücadele ile) sonuca ulaşmaya çalışırsınız..!!
Puan almaya bakarsınız..
Arada “MİNİK!!” bir nüans vardır.
Futbol maçında hata yaparsanız, SADECE YENİLİRSİNİZ..
Denizde hata yaparsanız ÖLÜRSÜNÜZ..
Aradaki o “KÜÇÜK” fark sadece budur..!!
Kısacası,
futbolda hata yapan en fazla YENİLİR, sert denizlerde hata yapansa ÖLÜR..
Ancak her iki mücadelenin de FELSEFESİ AYNIDIR..!!
Bu yüzden futbol HAYATTIR..!!

Ancak; ne olursa olsun, şairin dediği gibi “Erkekçe olsun” istersiniz..
“Dostlukta, düşmanlıkta..”!
Futbolda da adam gibi, erkek gibi, dürüst ve centilmence mücadele olsun isterim.. Tıpkı hayat gibi..Deniz gibi..!!

Belki de bir gün, denizlerde oluşan AKINTININ,  aslında futbol sahasının içinde 90 dakika boyunca oluşan gel-gitlerle ne kadar alakalı olduğunu anlatırım..!!
Kim bilebilir ki..

Neyse OC bu gece de kaçar anam babam..!!
Gözlerinizden öperim.
En Kalbi Muhabbetlerimle…
Ben CAN, Orhan Can…

Süleyman Seba aşkına.. Neredesiniz..

orxa`n_ca`n3-225x300“Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni; senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir..”

Kolay bir maç oldu, derken son dakikada ateşim 40’a çıktı yine..
Maçı hepiniz seyrettiniz.
Onun için bu gece ben, taraftarla konuşmalıyım..
Beşiktaş’ın efsane başkanı Süleyman Seba’nın doğum günüydü bugün..
Bu yüzden bu maçın sonuç itibariyle anlamı güzel olacaktı!
Taraftarın ilgisi az olsa da manası büyük bir maçtı..
Kağıt üstünde biri ligin tepesinde birisi ise sonunda olan takımın mücadelesi olacaktı!
Taraftarın belki böyle düşündüğü için maça az ilgi gösterdi..
Yanlış yaptı..
Kim diyeceksiniz, yanıtı maça gelmeyenlerdir!
Maç ayırt ederek stada gelmemezlik yapılmamalıydı.
Yapmamalısınız!
Beşiktaş’a yapılan haksızlıklara inat, içerideki her maç sölen havasına bürünmeliydi!
Beşiktaş taraftarına bu yakışırdı doğrusu..
Beşiktaş’ın şövalye ruhlu çocukları sadece Beşiktaş semtinde sıkışıp kalmamalıydı!
Nasıl anlatıyor o güzel şarkının dizeleri maç saatinin yaklaştığı anları..
“Semtler yürüyor mabade doğru..”
Belki “mabet” inşaat halinde ama..
Şunu unutmayın ki, Beşiktaş’ın top oyandığı her yer gerçek “Mabet” açılana kadar mabet sayılır..
Bu yüzden gelmelisiniz her maça..
Çünkü sizler, herkesin hayranlıkla ve kıskançlıkla izlediği, en önemlisi herkesler tarafından taklit edilen bir taraftarlarsınız..
Çünkü sizler farklı ve iyi insanlarsınız..
Birçokları, sizin gibi olmak isterler de olamazlar..!!
Unutmayın ki sizler “Umut aşıklarısınız” …
Takımınıza yıllarca yapılan haksızlarla, onca kötü yöneticilere rağmen Siyah-Beyaz sevdanızdan hiç vazgeçmediniz..
Yeniden hatırlatayım bari sizlere.
Maç sabahı
Geceleri uyuyamıyorsan
Erken kalkıyorsan
Kendi kendine gülüyorsan
Sen aşıksın o zaman
E sen Beşiktaşlısın o zaman..
Peki, niye maça gelmiyoon o zaman..!!

Siz ki, ahlaksız ve kumpaslarla şampiyon olunacağına “Şerefli ikincilikleri” şampiyonluk gibi kabul etmiş insanlar topluluğusunuz..
Bu dürüstlüğü size yaşatan bir başkanın da gururlu talebeleri..
Aynı zamanda ölürken bile “Beşiktaş’ın maçı kaç kaç” diye soran Şeref Bey’in torunları..!!
Hele bir de Fethi Bey’in öyküsü var ki sormayın..
Hani Atatürk’ün, Fethiye’ye ismini verdiği Beşiktaşlı Fethi Bey!
Tayyareci Fethi Bey.. Yüzbaşı Fethi Bey!
Gurur duyarsınız…

Son söz olarak bir kez daha Beşiktaşlılara seslenmek isterim,
Hey Beşiktaşlı, çok kıskanılıyorsunuz çoookk!

OC bu gece de kaçar..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Yazının girişinde kullandığım alıntı Victor Hugo’ya aitttir..