Aylık arşivler: Şubat 2014

İyi şair – kötü şair arasındaki fark

orxa`n_ca`n3-225x300Bugünkü dersimizin konusu “İyi şair – Kötü şair” ile “İyi antrenör – Kötü antrenör” ilişkisi..

Gerçekten paralel bir yapıdır bu..!!
Ama önce biraz maç konuşalım..

“Haftaya bir daha oynayalım mı..”
Beşiktaş taraftarlarının maç sonunda attıkları slogan buydu..
En katı vicdanların bile isyan ettiği maçın tekrarını Beşiktaş 3-0 kazandı.
Ama filmimiz aynıydı!
İlk yarı başka, ikinci yarı başka bir Beşiktaş..
Maç 3-0 olunca da rahat bir maç seyredemeyeceğimi biliyordum.
Gol gelmedi ama Serdar Kurtuluş yetişti benim; şahsi “yusufcuk” merakıma..(!)
İkinci yarının hemen başında kendini attırdı Serdar.
Bakın; hakem atmadı, Serdar kendini attırdı!

Biz Beşiktaşlılar da mazoizm düşkünlüğü olduğu açıktır. Gençliğimden beri böyledir!
Ama, vicdanların teskin edildiği bir maçtı bu!
Kim yenerse yensin en azından ilk maç kadar ADALETSİZ OLAMAZDI!
Öyle de oldu..
Çaldığı düdüklerde topu 1 metre bile ileriden attırmayan bir hakem..
Geçen maçı anımsayın bir hele..
Elbette, yanlış karar vermedi mi, verdi. Ama sonuca etki etmedi!
Ama 1 kişinin eksikliği maçın akışını temposunu nasıl da değiştirdi gördünüz mü!?
Hayatın akışı da böyledir!
O pek de önemsemediğiniz ‘1’ rakamının her hangi bir “şeyde” eksikliği, bazen ne büyük olur..
İşte, bu maçta da özellikle ikinci yarı, aynen durum böyle oldu!
Beşiktaş 2. yarı Bilic ileri çıkın diye kenarda kendini yırtsa da takım geriye yaslanınca.
Tüm Beşiktaşlılar gibi ben de taşikardi oldum tabii.. (bkz: Bakınız taşikardi ne demek?)

GELELİM BU YAZININ ANA FİKRİNE

İyi şair kelimeleri,
iyi teknik adam oyuncularını sahada iyi dizer!

Antrenör “dizilişi” iyi yapmalı, bir sonraki mısrayı önceden okumalıdır!
İyi şairin kelimeleri dizdiği gibi..

Çünkü Futbol, Edebiyat gibidir.
İyi yazarsan sarhoş edersin adamı.
Kelimelerin ahengidir bu..!!
Sözcüklerle oynaşmanın büyük keyfi..
İyi dizersen kelimeleri, “ritmle” de oynatırsın “anlamlarını..”
Bu, kelimelerin ahenkle yaptığı danstır..!!
Bir tür ruh aşkıdır bu..
Ruh terbiye eden adamdır edebiyatçı..
Misal; “Öyle oldu bu akşam da” cümlesi “Öyle de oldu bu akşam” cümlesi ile ayrı anlamlar taşır..
Bir “da” veya “de” eki tüm cümlenin akışını nasıl da değiştirir.
1. cümle daha çok “Her akşam oluyor da bu akşam yine öyle oldu” niteler.
2. cümle ise “Beklemiyorduk ama öyle oldu” anlamını, “İlk kez olmuş” gibiyi anlatır.
Her ikisini arasında derin bir anlam farkı vardır.
İşte buna
, kelimelerin “sihirli gücü” denir..
Yine, yeni bir misal, gramer işaretleri.. (Nokta ve virgülün önemi..)
“Oku da adam ol baban gibi, (VİRGÜL BURADA) eşek olma..”
“Gibi” kelimesinden sonra gelen VİRGÜL, cümledeki babayı “Örnek baba” yapmıştır.
Ama şöyle yazarsa edebiyatçı;
“Oku da adam ol, (VİRGÜL BURADA) baban gibi eşek olma..”
Virgül iki kelime geriye gelmiştir sadece, tümce aynıdır oysa..
Bu durumda cümlenin anlamı ne olmuştur:
“Baban eşek, oku da kendini kurtar evladım..!!”
Bir “Küçük virgül”
ne hale getirmiştir cümleyi gördünüz mü..?
Bu, edebiyatçının hünerli, minik bir dokunuşudur sadece..

İşte, edebiyatçının ÖNEMİ de buradadır..
Kelimelerin o büyük okyanusundu sözcükleri nerede, nasıl kullanacağını bilmektir ustalık..
İyi antrenörler de oyuncularını sahada iyi dizer..
Nerede nokta nerede virgül koyacağın iyi bilir.. Edebiyatçılar gibi!

Kelimeleri yanlış dizen edebiyatçıların kitapları bu yüzden okunmaz..
Kötü yazarlardır çünkü..
Kötü antrenörler bunlara benzer işte..!!
Aradaki tek fark biri kelimelerle biri yeşil sahanın kenarında dolaşır!

Kelimelerin zirve yaptığı yer ŞİİR’dir..!!
Edebiyatın ince ruhudur..
Aslında futbol, şiirin ta kendisidir..
Kelimelerin ahenkle dansının şahikasını şiir oluşturuyorsa, futbolun şiirini de sahadaki iyi diziliş oluşturur!
Ya iyi şiir ortaya çıkarırsın ya da kötü!
Ya iyi futbol ya da kötü..

İyi şairler, kelimeleri “İyi dizer”..
Bu yüzden de onların şiirleri dilden dile dolaşır, şarkılara mısra olurlar..!!
Bir de kötü şairler vardır. Şiir yazdıklarını sanırlar..
O berbat şiirleri sadece kendileri ile 1. derece akrabaları okur.

Kelimelerden, sözcüklerden, mısralardan anlamazlar..!!
Kötü antrenörler de kötü şairler gibidir..
Yine, yeşil sahanın kulübelerinde çok bulunurlar.

Edebiyat böyle bir şeydir işte..
Futbolla edebiyat bu yüzden iç içedir..!!

İşte, kötü bir şairle kötü bir teknik adam arasındaki rabıta aynen böyledir.
Birbirleri ile paralel bir “İlişkileri” vardır..

Neyse anam babam OC yine kaçar..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben Can; Orhan Can..!!

Kelimelerin gücü adına,
kötü şair ve kötü antrenörleri anarak, Muzaffer Tayip Uslu’nun
“Gramer Dersi” başlıklı şiirini tüm edebiyat ve şiir severlere armağan ediyorum..

“Sevmek” bir kelimedir
“Sarı saçlı” dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum
“Ben sarı saçlı bir kız sevdim”
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira

Zira “açlık” da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime

“Öleceğim, ölüyorum, öldüm”
Diyeceğim bir gün..

Bir Kızılderili Şefi varmış!

orxa`n_ca`n3-225x300Bir masalım var size bu yazıda..

“Haydi anlat anlat..!”, diyebilirsiniz..
Anlatacağım elbet ama önce Beşiktaş ve Bilic’i ele alalım..
Gaziantep maçında Beşiktaş’ın sahaya sürdüğü oyuncuların hepsi oynaması gereken yerde oynayınca ortaya da daha derli toplu bir takım çıktı.
En azından böyle bir görüntü verdi.
Bu arada, Bilic gardaşıma sormalıyım..
Pedro Franko’yu neden sezon başından beri doğru dürüst bir şans vermedin..!?
Mesela Atiba yerinde oynadı, iyi de oyun sergiledi Bilic gardaş!

Tabii unutmamak lazım ki bu sezon pek de iyi performans göstermeyen Fernandes’in yokluğu sayesinde Beşiktaş Gaziantep’te 11 kişi oynadı..
Bildiğiniz gibi , Fernandes oyunda olunca Beşiktaş 10 kişi oynuyor da..

Bu maçta da Beşiktaş taraftarının makus talihi değişmedi ya, ben ona yandım doğrusu..
Maç skoru 2-0 olunca “Hah işte, artık rahat bir maç izlerim” dediğime beni pişman ettiler!
Antep golü bulup durum  2-1 olunca bütün Beşiktaş gönüldaşları gibi ben de taşikardi oldum..
Hele o altıpasın içinde dokunulamayan top..!!
Ya o gol olsaydı..!?
O güzel şarkının sözlerini hatırlayıp “Yine bana haram geceler” derdim artık sabaha kadar.
Ama şunu söylemeliyim ki oyuna sonradan giren Ömer’in kaderi değişmedi.
Yine oyuna sonradan girdi ve golünü attı..
Siz Ömer’e “Sonradan Ömer” de diyebilirsiniz..
Durun size bir olay anlatayım..
Beşiktaş’ın tesislerinde bir gece yarısı çıkan kavgayı elbet biliyorsunuz.
Hani şu Kaptan İbrahim Toraman ile Sezer arasında çıkan “Boğazlama” kavgası!
Toraman’ın takım için uyardığı Sezer’le gece yarısı kapıştığı kavga yani..
İşte, o kavganın çıktığı gece, bütün tesis “Olay yerine” koşar..
Tesisteki ahcılar bile kavgayı ayırmak için yataklarından fırlamıştır..
Kısacası herkes kavga yerindedir!
Kavga yerine en son kim gelir biliyor musunuz? Ömer..(!)
O gece de makus talihi değişmemiştir Ömer’in..
Ki, olaya en son müdahil olmuştur!:))
(Seni seviyoruz çocuk..)

Bu arada, Bılıc’in maç okuduğunu artık sanmıyorum..
Hatta eminim artık..
70’ten sonra duran bir Beşiktaş olduğunu gerçeği ortadır.
Hatta ilk yarı başka, 2. yarı başka olan Beşiktaş!
Allah için söyleyin bana..
Bu bilindiği halde, takım geriye yaslansın diye mi defansif değişiklikler yapılır!?
Neyse 3 puan 3 puandır..

Gelelim anlatmak istediğimiz öykümüze..
Bir futbol maçı, bir takım üzerinden hayat dersimize..

Bir masal ülkesinde bir Kızılderili Şefi varmış..
Kızılderili Şefi’nin iki de toraman mı toraman köpeği varmış..
İkisi de güçlü kuvvetliymiş..
Birinin adı İyilik , öbürünün adı Kötülükmüş..
Bir gün torunu kendisini ziyarete gelmiş..
Köpekleri çok sevmiş küçük çocuk.
Köpeklerle oynarken küçük çocuk dedesine sormuş..
“Dedeciğim, köpekleri kapıştırsak hangisi kazanır..?” demiş!
Yaşlı reis, çocuğun yüzüne şöyle bir bakmış..
Kendisinden emin uzaklara bakmış ve şu cevabı vermiş:
“Hangisini daha iyi beslersek o kazanır..”!!
Tekrar ediyorum,
HANGİSİNİ DAHA İYİ BESLERSEK O KAZANIR..
İşte hayat dersimiz burada yatmaktadır..
Unutmayın, iyiliği de kötülüğü de besleyen insandır..

Futbola bunu yansıtırsak, Başarıyı da Başarısızlığı da insan belirler.
Hangisi. daha iyi “Beslenirse” o kazanır..
Bu sadece “İyilik-Kötülük”, “Başarı-Başarısızlık” ayrışması değildir..
Hayatın her alanında geçerlidir.

“Sevgi-Sevgisizlik”, “Dürüstlük-Yalancılık”, “Vicdan-Vicdansızlık”,”Zalimlik-Mazlumluk”, “Onur-Onursuzluk”..vs
Kısacası ‘Ahlak’ ve ‘Erdem’ gibi kavramları beslerseniz iyilikler gelişir..
Yok iyi “beslemezseniz”, ‘kötülükler’ sarar her yanı..
Aşkta, sevgide, arkadaşlıkta, iş hayatında, ticarette, sporda..
Geçerlidir bu kural..

Unutmayın!
Neyi iyi beslerseniz, o kazanır..!!
(Beşiktaş’ı teknik patronları ve oyuncuları da artık bunu öğrenmeli..!!)

Neyse, herkese kucak dolusu sevgiler..
En Kalbi Muhabbetlerimle OC kaçar..
Ben CAN; Orhan Can..

Bir kadın seversin

Bir kadın seversin
haberi olmaz
Bir kadın yaşatırsın
umurunda olmaz..
Bir kadın ararsın
içilmeye değmez..
Bir kadın bulursun
sevişmeye değmez..
Bir kadın hayal edersin
görmeye değmez
Ve bir kadın düşlersin
uzaklarda
çok uzaklarda
Hem de sahilde
kayaların tam üstünde
kalbinde olsun istersin

Orhan Can

2014 0cak

Hava kurşun gibi ağır dişlerim takır takır

orhancan“Hava kurşun gibi ağır bağır bağır Bağrıyorum..”

“Hava kurşun gibi ağır
bağır
bağır
Bağrıyorum..”
diyor ya büyük şair..
İşte, Atatürk Olimpiyat Stadı’nda durum aynen öyleydi!
Hava kurşun gibi ağırdı..
Ozan “Bağırıyorum” diyordu şiirinde..
Ben ise bağıramıyordum.
Çünkü dişlerim
takır
takır
takırdıyordu..

Bu stat buraya neden, niçin ve kimler tarafından yapılmıştı!?
Rüzgarı hesaplamayan mühendise kim diploma vermişti..
Stadın şeklini çizen mimar nasıl bir insandı..
Yoksa rüzgarsız bir gezegenden mi gelmişti..
Yüklenici firmalar “Yüklenmişler” bu işten de,
işi onlara verenler ne kadar “Yüklenmişlerdi”?
İşte asıl mesele oydu..
Evet “oydu”..
Bunlar devleti iyi “oymuşlar”! doğrusu..
Adına da ‘Atatürk’ koymuşlar ki kamuflaj sağlam olsun!
Kimse itiraz edemesin..

Neee, Fernandes gol mu attı?
Evet atmış.. İlk yarı 1-0 bitmiş.. Bu arada yani..
Ben üşümekten
bağır
bağır
bağıramıyorum..
‘Zangır
zangır
titriyorum’ da biraz..
Ondandır “mış, muş” demem..

(Bu arada, Beşiktaş bu futbolla isterse seksen tane gol atsa fayda etmez..!
İlk yarıda dünyanın kornerini atmış olsa da fayda etmez..Top oynamıyor ne yazık ki Beşiktaş)

Elbette, bu kurşun gibi ağır gecede, milyonlarca Beşiktaşlının gıyabında Atatürk Olimpiyat Stadı’na gelen birkaç bin iyi insanı, en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum!

Bilic’e bakıyorum da “Çaresiz” bir adam görüyorum..
Elindeki malzemeyle, ancak bu kadar helva yapabilen bir adam!
Ve her geçen gün kredisini, iyi niyeti yüzünden eriten adam..

Ancak, Hikmet Hoca’yı gördüğüm an, tarihi bir andı..
Ben o gözlükleri gördüm ya..
Dedim ki içimden..
“Acaba yanlış mı görüyorum..
Karşımdaki Hikmet hoca mı yoksa,
İngiliz Bilimler Akademisi üyesi mi?”:)))
Öyle derin bir imaj yani..
Tabii ama, öyle bağırarak, çağırarak da olmuyor bu işler..

Neee, 3 mü oldu..
Olmuş..
Önce Gökhan sonra Oğuzhan atmış.. 3-0 olmuş

Nee, Erciyes de mi atmış..
Evet o da atmış..3-1 olmuş..
Bitmiş bir Kayseri Erciyes canlanır gibi oldu ama..
Yanlış anlaşılmasın 3-0’dan sonra “Bitmiş” demiyorum..
Kesinlikle onu kastetmiyorum..
Genel olarak Erciyes için durum fena..
“Çanlar” onlar için fena çalıyor bence..
Durumu 3-2 yapmaları da parlak bir umut vermiyor..
Beşiktaş’ın böyle takım karşında galip gelmesi ise kimseyi şaşırtmasın..
Hiç kimseyi de şımartmasın..
Ancak cepteki 3 puan, daldaki 5 puandan iyidir..

Bilic amcama bir tavsiye..
Sen böyle yanlış adamlar çıkarmaya devam edersen, daha çook “heyecan” verirsin bize..
Maç iki dakika daha uzasa berabere kalacaktın çocuk!

Parmaklarım dondu, OC kaçar anam babam..!!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Büyük ozan Nazım Hikmet’tir..

Quel che sarâ, sarâ..

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYani, Olacak, olacaktır..!!

Gezegen de değiştirseniz
Olacak olan olacaktır!
Akdeniz insanın güzel sözüdür bu..
Bu maçta da öyle oldu..
Trabzonspor – Beşiktaş maçı 1-1 berabere bitti ama
Elbet benim söyleyecek iki çift lafım var tabii..

Beşiktaşlı futbolcuların oyununa baktıkça kulağıma,
O nefis notalarıyla birlikte
“…porqué el alma prende fuego cuando deja de amar” dizesi geldi.
‘…ruh sevmeyi bıraktığında alev alır’ diyordu sözler..
Yanar ki ne yanar yani! diyor yani..
Bilirsiniz, ruhu yanmış bir insandan da hayır gelmez kimseye..
Sevmeyi bırakırsan ruhun da yanar, beynin de..
Hayalet gibi dolaşırsın ortalıkta..
Belki de hayaletlere, bu yüzden hayalet denmiştir..
Bir türlü öbür dünyaya gidemeyip, iki dünya arasında kaldıkları için!
Yitik ruhlar yani..
Unutma arkadaş, oynadığın takımını da tuttuğun takım gibi seveceksin..
Sevdiğin kadın, aşık olduğun adam gibi seveceksin!
Ruhunu yakmamak için!
Beşiktaşlı futbolcular son 5 dakikaya kadar “Hayalet” gibi dolaştılar sahada..
El alem top oynarken, Beşiktaşlı futbolcular başka bir şey oynuyorlardı sanki..
Ya kalede Tolga olmasaydı..
Trabzon eline geçirmiş olduğu tarihi fırsatı kaçırdı bence..
Aslında 1 puanı Trabzon ikram etti Beşiktaş’a..
Hatta 3 puanı
da ikram ettiler de Siyah-Beyazlılardan bi’cacık olmayacağı belliydi!
Bir tarafta, “Onu transfer edeceğiz, bunu transfer edeceğiz” diye taraftar dalga geçen yöneticiler..
Bir tarafta böyle bir futbol..
Besbelli bu oyunun adı;
“Ruhu yanmış bir manga insanın çimlerde dolaşmasıydı”!
Oysa ben, her maça “umutla” bakarım..
Acı çeksek de hiç bitmez umudum..
Beşiktaş taraftarı Tunç Akkurt’un bana attığı mesajda yazdığı gibi,
“Bizimkisi 3-5 nizamiye nöbeti Orhan ağbi..!” dir..
Askerliğini yapanlar bilir, en kötü en berbat nöbet saatidir!
Beşiktaş taraftarı en “zalim” 3-5 nöbetini sürekli tutsa bile sevmeyi bırakmaz..
Bilir çünkü sevmeyi bırakırsa ruhu yanar..
Taraftar böyle düşünür de, peki siz ne yaparsınız milyonları alan Sayın futbolcular!
Gelin yakmayın ruhunuzu!
Ancak, Beşiktaş’ı ve Tolga’yı bu güzellikte karşılayan tüm Trabzonluları en kalbi muhabbetlerimle kutluyorum..

Ben Can; Orhan Can..

Not: Yukarıdaki İspanyolca şarkının ismi “El Desierto” dur.
Anlamı “Çöl”.. Lhasa de la Sela söyler.

NOT2: Quel che sarâ, sarâ.. İtalyanların ünlü bir sözüdür..

NOT3: Bana bu İspanyolca şarkıyı öğreten arkadaşıma da selam ederim.