Aylık arşivler: Aralık 2013

‘Nesir’den (Düz yazı), bir ŞİİR nasıl doğar

orhancanTarih 14 Aralık 2011 idi. Stoke City İnönü’de idi..
İngiltere’de hakem oyunlarıyla Beşiktaş’ı yenmişti. Ve ben İstanbul’daki bu maçta, İnönü’nün Basın Tribünü’nde aşağıda link verdiğim yazıyı yazmıştım..

Aradan tam iki yıl geçti.
Ben o yazıdaki maçla ilgili bölümleri çıkarttım.
Bakın geriye nasıl bir şiir doğdu..
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19467597.asp

Bu şiirdeki tüm cümleler, 2 yıl önce kullanılan “İnönü’de 8’e 10 kala bakın ne oldu” başlıklı makalede kullanılmıştır.. Kısacası düz bir yazı bakın nasıl Şiir doğurmuştur..

NOT: Yukarıdaki linkteki yazıyı okumazsanız aşağıdaki şiirin tadını çıkartamazsınız..

Beyaz Kelebekler Vadisi’nde sekize 10 kala

Pek hoşuma ‘geliyor’ bu yazı doğrusu!
“Hoşuma geliyor” diyorum..
Obje, benden uzaklaşmıyor
bana yaklaşıyor yani!

Bir bahar havası ki sorma..
Neredeyse, denize ‘giresim’ var
Belli olmaz benim işim
Hele bir de hararet basmışsa..
cumburlop suya “düşebilirim”..
ihtimal ki
böyle bir şey yapabilirim..
Maksat kalbim pekişsin!

Ama,
o yaz geceleri yok mu
o yaz geceleri..
Saf sevgi kokan hani..
İşte,
O yaz gecelerinde
adaların üstüne yatar kimi zaman ay..
Denizin üstünden karaya doğru.
Gümüş rengindedir ışık..
Deniz parlar…
Ay parlar..

Üçgen gibi süzülür yüreğinize..
Gümüş renkli bir nehirdir o!
Sanki
Hiç ummadığınız anda
umulmadık diyarlaradır yolculuk

Ay öyle parlak
öyle ışıklı
öyle süzgündür ki..

bazen ben
o gecelerde vurulurum..
Tam karşımdan.
Yol yaparım aya doğru kimi zaman
tek başıma
yapayalnız!
Sadece seyir ışıkları yanar oysa..
Geriye bakmam ama asla!
Adaların arasından geçer
o gümüş rengi denizin üstünde yapayalnız çarpar yüreğim..

Ay ışığının içinden geçen
o gümüş renkli ırmağın üstünde
Nereye
ve nasıl gittiğinden emin
aşıklar cennetinedir yolculuk!

Bilinmeyene giderken bile mutlu olmaktır bunun adı..

Hayatta geriyle bakmayacaksın ama..
Hayıflanmayacaksın.
Ders alacaksın ama geçmişten.

Dedim ya
geriye dönüp bakmayacaksın.
Denizde,
arkasına dönüp bakmayan kaptan makbuldür.
Unutma!
dümen suyunun daima düz olmasını sağlayacaksın..
Ay ışığının içinden geçmeli insan
gümüş renkli ırmağın tam üstünde..

Hayat denilen “seyirde”
“Yaşandı bitti” diyeceksin gülüm..
Panik yapmayacaksın ama!
Bak,
sana bir sır vereyim!
Kavunun iyisi “gerisinden”
kaptanın iyisi ileriye bakanından anlaşılır!!

Hadi bana elveda..

Orhan CAN

Oyuna bak, çay demle..

“Yazı yazmaya değmezdi bu gece!” demiştim ki..

Gençlerbirliği – Beşiktaş maçını izlemek için bir kıtadan bir kıtaya geçtim.
Önce Gençlerbirliği’ni tebrik etmeliyim..
Disiplinden hiç kopmadılar ve maçı sonuna kadar hak ettiler.
Daha az top yapsalar da, şans yanlarında olsaydı Beşiktaş’a fark atarlardı..
Beşiktaşlı oyunculara gelince..
Size söylenecek tek şey olabilir:
Yazık size..
Taraftara yaptığınız bu eziyet nedir yahu..!?
Sanırım Noel tatilindeydiniz..
“Mutlu”(!) yıllar size..
Anca gidersiniz o zaman..(!!)

Ben Sosyal Medya’da “Yazı yazmaya değmez bu gece” diye mesaj atınca,
sevgili Zafer Arapkirli bana ders olacak bir mesaj atarak güldür ya..
Bir gazeteciden de böyle jet hızıyla manidar espri gelirdi..
“Dik dur eğilme, bu taraftar seninle” diye yazıyordu…
Sıkı Beşiktaşlı gazeteciden sıkı mesajdı bu!

Bilic’e gelince..
Adam geldiğinden beri o kadar “Dayak” yedi ki..
Abondone oldu.. Kafayı toplayamıyor her halde..
Gitti yine 3 puan..

Ama Bilic ağam bilir misin bizim buralarda bi’laf vardır..
“Tipe bak, çay demle” diye..
Yakışıklı adamsın Allah için..
Ama ben de sana
“Oyuna bak, çay demle” diyorum..
Sence, Beşiktaş top mu oynadı..!?
Yoksa başka bir oyun mu?
İnan halı sahalarda daha zevkli futbol oynanıyor..
İstersen seyret de bi’gör..
Tamam, senin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi..
Yine tamam, Bilic’i yaptılar piliç..
Ama topla takımı artık yahu..
Liderler, ekipleri toparlamak, yani toplamak için vardır..
Sen de dik dur eğilme..!!

Bu gece de, bir Beşiktaş masalının sona geldik..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

 

Oysa itiraf etmek de bir erdemdir..


Beşiktaş – Elazığ maçı öncesinde bunları söylemezsem çatlarım!

Ölürsem gözüm açık gider derler ya..
O derece yani..

Yıllardan beri oynanırdı bu oyun!
“Karanlıklar Prensleri” devreye girer..
Beşiktaş’ın önünü kesmek için her türlü filmi çevirirler..
Bu oyunun adı, “Kirli oyundur”!
Beşiktaş taraftarı belki de bu yüzden haksızlıklara boyun eğmeyen insanlardan oluşuyordu..
Karanlıklar Prensleri beni yine şaşırtmadılar..
Bu yıl da her türlü “Ali Cengiz” oyununu oynadılar..
UEFA As Başkanı Şenes Erzik bile ötelerden isyan etti.
Donk’un pozisyonu için “UTANIYORUM” dedi..
Acaba Türkiye’de; bile bile yalan tutanak tutanlar da utanacak mıdır!?
İşte, Beşiktaş’tan puan çalmak için her bir numarayı çevirenlerin, Avrupa nezdinde, Beşiktaş üzerinden Türkiye’yi getirdikleri nokta budur..!!
Kendi kurtarmak için kelimelere sığınmak ahlak mı olacak yani!?
Ayrıca taca çıkan top, dünyanın neresinde 15 metre ileriden kullandırmıştır bir hakem!
İkinci olarak 6 metre ileriden attıkları taç atışı, golle sonuçlandı hatırladın mı..!?
Oysa itiraf etmek de bir erdemdir..
Dev gibi yürek istemez..
Adamlık ister sadece..
Erkek gibi, adam gibi gerçeği ama sadece gerçeği anlatmak..
Kalbinizde küçük bir vicdan kırıntısı varsa bunu yaparsınız..
O maç iptal edilecek.. Yoksa..
Açık açık yazan kurallara rağmen iptal edilmezse “Ahlak Tarihine” geçeceksiniz ne yazık ki
Yaralı Beşiktaş, Elazığ maçına bu durumda çıktı..
Şunu kimse unutmasın:
“Eğer gölgelerin boyu insanların boyunu geçmişse,
o topraklarda güneş batıyor demektir!” (x)
Ne yazık ki bu ülkede durum, maalesef budur..!!

xxx

Beşiktaş taraftarının maça ilgisinin azlığı beni hayal kırıklığına uğratsa da
“Tolga’dan Utanın, Adam Gibi Oynayın.” sloganı futbolculara iyi bir uyarıydı.
“Adam gibi oynayın” cümlesini anlamı şudur çünkü:
Hakemi de yeneceksin
rakibini de yeneceksin
Karanlıklar Prenslerini..!!

Oturduğum yerden Bilic’e bakıyorum..
Yaralı bir Kartal gibi dönüyor kendi etrafında..
Oysa, ne hayaller kurmuştur Türkiye’ye geldiğinde..
Neler yaşadı neler..
Yarım sezonda da başına gelenler “Pişmiş tavuğun başına gelmedi!
Kendisi de olup bitenleri, dönen dolapları anlamaya çalışıyordur sanırım.
Tıpkı, Lucescu gibi..
11 puan öndeyken 4 kırmızı kart gösterdiler..
Gitar mitar çalıyor ya bu adam..
Artık Türkiye’den gittiğinde şair olur, bu yaşardıklarından sonra..

xxx

Son 1.5 yıldır Fernandes’in ön direğe kestiği duran toplar vuruşları yoktu bu gece.
En azından arkadaki oyunculara kadar gidebilen ortalar vardı.
İlk yarıda bir tanesi de Beşiktaş adına gol oldu..
Haberiniz ola..
Maçta durum 4-1..
Ligin dibindeki bir takıma karışı bi’şi değil bu!
İnönü’nün “Kapanış Gölünü” atan Holosko tam 7 ay sonra gol attı ya..
Hem de 2 tane..
Sonra da oyundan çıktı, Gökhan girdi..
İsmail de alkış ve sevgi gösterileriyle sahadan çıktı

Bakın ama, maçın kritiğini İsmail Er,
statta neler oldu Tolga Yenigün,
Vicdan ve adalet isyanını da ben yazdım bu gece..

Neyse OC kaçar..
İstikamet mezun olduğumuz okulun yemeği..!!
Önce Beşiktaş, sonra yemek yani..
Vicdan ve adam gibi adam olan herkesin gözlerinizden öperim..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben Can, Orhan CAN…

En zoru “Vicdan sofrasına” oturmaktır

Aşağıdaki sözlerle başlamıştım maçı anlatmaya..

Ama neler oldu neler..!?
Fernandes resmen darp edildi.
Mesela, kaleciden dönen top ne zamandan beri ofsayt oldu!

Hakem pozisyonu kesmese resmen 2. Gol.
Kasımpaşalı oyuncunun bilerek gol pozisyonun kesmesi kırmızı kart ve penaltı değil mi?
Oysa ben maç başında ne güzel şeylere tanık oluyordum!
————————————————-
Şöyle başlamıştım yazıya:
Acının rengi yoktur, doğrudur yoktur..

Annesini yeni kaybetti Tolga..
Ve o güzel çocuk Kasımpaşa’nın sahasına ısınmak çıktı.
Hem Kasımpaşalılar hem de Beşiktaş taraftarı bağrına bastı Tolga’yı..
“Gözlerin rengi ne olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır..!!”
Bu cümle Çarşı Grubu’nun aittir..
İnönü’deki Beşiktaş derbisine gelirken 2 Fenerbahçeli kardeş kazada ölmüştü!
Çarşı Grubu o maçta, misafir tribünündeki Sarı Lacivertlilere bu pankartı açmıştı..
Gözlerimin dolduğunu anımsıyorum, tıpkı bu gece olduğu gibi..
Tolga hem kendi taraftarını hem de Kasımpaşalıların sevgi gösterilerini kalbine gömdü!
Öylesine güzel bir andı ki bu..!
Keşke her maçta böyle olsa..
Bu güzellikleri görmek için illa ölmek mi gerekiyor..!?
Tanrım, yok mu bunun başka bir yolu..
Ölüm olmadan da insanlar birbirlerini sevemezler mi..!?

Hemen arkasından Kasımpaşalı futbolcuların da
“Başın sağ olsun Tolga” pankartı ile sahaya çıkması statta büyük alkış aldı.
Beşiktaş taraftarının stadı çınlatan  “Melek Anne ölmedi kalbimizde yaşıyor” tezahüratı Kasımpaşalılar’dan büyük alkış aldı..
Hepsi bu değil..
Hemen arkasından Kasımpaşalılar “Melek Anne ölmedi kalbimizde yaşıyor” sloganı atarak acıya ortak oldu..
İşte burada sorulması gereken soru şuydu:
Acılar bizi ortak yapıyorsa, daha önceki o küfürler niyeydi..!?

Almeida’nın maçın başındaki golü beni bu duygusal atmosferden çıkaramadı..
Almeida’nın “Al da at” diyerek gönderdiği pası, Fernandes kaleciye “vermesiydi” haftalar sonra bir şeye yaramış olacaktı ama olmadı..

Ancak 30 dakikada çok ilginç bir olay yaşandı.
Beşiktaş’ın atağı başladığında daha önce tribüne giden top sahaya atıldı.
Kasımpaşalı futbolcu baktı ki diğer top Almeida’nın önünde kaldı göle gidiyor..
Attı elindeki topu yere..
Sahada 2 top olunca da hakem maçı durdurdu..
Ne karar verdi ama biliyor musunuz?
“Hava atışı”.. Kargalar güler buna..
Maç öncesinde “Sen yoksun ya Ömer, adalete hasret kaldık demeyiz inşallah” demiştim.
Resmen hasret kaldık..
Hakemin kararları kara bir mizah gibiydi ilk yarı..
Sizce gol pozisyonu kesmek ‘Hava Atışı’ ile mi ölçülür..
Yuh derim ben yuh!
Kural hatasının tillahıydı bu be..!!

34. dakikaya anlatmalıyım ama..
Stadın bir kısma “Her Yer Tayip, Her Yer Erdoğan”,
bir kısmı ise “Her Yer İnönü, Her Yer Beşiktaş” diye slogan attı..
Neyse ki 34. dakika çok çabuk geçti..

Tabii şunu da anımsatmalıyım..
Tamam havalı bir teknik adam ama,
Bilic’in el bebek gül bebek durumu da sona erdi biliyorsunuz.
Antalya maçından beri yanlış seçimler, yanlış değişiklikler yapıyordu..
Bu defa Atiba’yı doğru yere koydu Bilic..
Ammaaa, Fernandes yok, Olcay yok, Beşiktaş sanki 9 kişiydi.
Bilic’in yaptığı değişikliklere bir bakın..
Veli’yi niye oynatmadı acaba..

79. dakikada ise olanlar oldu..
Kasımpaşa taraftarlarının olduğu yerden sahaya giren biri direkt Fernandes’e giderek, okkalı bir tekme attı..
Resmen darptı bu!
Fernandes ceza sahasında yere düşerken, diğer futbolcular saldırganı yakaladılar.
Ancak, Motta gelerek yerdeki adama tekme attı ve kırmızı kartı yedi..
Hakemin kartlarda verdiği tek doğru karar buydu..
Beşiktaşlı taraftarlar Fernandes’e büyük tepki gösterirken, Fernandes de onlara tepi gösterdi!
Almeida da kırmızı kart gösteren hakeme itiraz ettiği için ikinci sarı karttan oyundan atıldı

Maç 5 dakika uzadı ama bir takım 9 kişi kaldı mı kolay kolay mucize olmuyor tabii..

Hakem için söylenecek çok söz var.
Çünkü, portakalın kabuğu gibi acısınız birader..

Bak size küçük bir nasihat vereyim evladım…
En zoru ve en ağırı nedir biliyor musunuz, “Vicdan Sofrasıdır” onun adı.
Ve ‘Vicdan Sofrası’na oturmak o kadar ağır bir sorumluluktur ki..
Orada hesap vereceğin çok şey vardır tabakların üstünde..
Her bir tabağın ağırlığı çok fazladır..
Yakar adamı yakar..
İyi, kötü, yanlış yaptıkların, hakkının geçtikleri.. Hepsi karşındadır senin..
Ama en kötüsü “Kul hakkı yemektir..”!!
“Vicdan ve vicdansızlık” arasındaki en büyük mahkeme de orasıdır..
Çünkü VİCDAN, insanın içindeki TANRI’nın ARKADAŞIDIR…

Ben CAN; Orhan Can..
Vicdansızlara değil,
tüm vicdan sahibi olan insanlara En Kalbi Muhabbetlerimle..

Bir deliyle bizim aramızdaki fark, odur ki..

Varsın maç 1-1 bitsin..

Olsun, bu olayı öğrendiğinizde Beşiktaşlı olmaktan gurur duyacaksınız..

Muhtemelen, bu yazıyı okuduğunuz dakikalarda Beşiktaş – Sivas maçı çoktan bitmiş olacak!
Ama, Kalemlerin Efendisi Yılmaz Özdil’in yarın (Bugün),
Fethiye’nin ve Beşiktaş’ın kurucularından Fethi Bey’in,
yani Yüzbaşı Fethi’nin, nam-ı değer  “Tayyareci Fethi”nin öyküsünü okuduğunuzda Beşiktaşlı olmaktan gurur duyacaksınız..
ŞİMDİ MAÇA DÖNECEK OLURSAK

“Bir deliyle benim aramda bir tek fark var. Ben deli değilim..” (x)
Yani; BİZ, deli değiliz..!!

Bu yüzdendir sıcak sıcak oturmak varken, bu soğuk havalarda statlara koşmak..
Bu yüzdendir, gönlünü kaptırdığın takımdan vazgeçmemek..
Bu yüzdendir bu kar soğuğunun altında umut etmek..
Bu yüzdendir “Sana söz, yine baharlar gelecek!” demek..
Ve, bu yüzdendir, fırtınalı denizlerde bile sevdandan vazgeçmemek..!!
İşte bu yüzden,
“Bir deliyle bizim aramızdaki bir tek fark vardır! Biz deli değilizdir..”
İşte, bu yüzden de kimi, camiye gider dualar edip gelir maça..
Kimi Eray Emin Aydemir gibi “Allah’ın evi Allah’ın evidir” diyip, kilisede mum yakıp gelir stada..
Saint Antuan Kilisesi’ne uğramış..
Kimi de benim gibi Uganda’dan uğurlu “totem” getirtip “Hulu hulu” diyerek totem yapar!

Her ne kadar Ege’de
“İzmir’in kavakları,
dökülür yaprakları,
bize de Bucalı derler,
yakarız Karakartal’ı”(!)
durumu yaşansa da..:))
Sevdin mi adam gibi seveceksin çünkü..
Aynı suda iki defa yıkanamazsınız…
Diyalektiğin en temel kuralıdır bu..
Ve bunu hatırlayacak ve ileriye bakacaksınız…

Hiç izin vermeyeceksin yaşam sevinin öldürülmesine..
Çünkü,
“En kusursuz cinayet, birinin yaşama sevincini öldürmektir”..(xx)
Beşiktaş ve onun Siyah – Beyaz’ın türküsü yaşama sevincin ise..
Bu cümleyi de asla unutmayacaksın arkadaş..!!
Siyah-Beyazlılara, haksız verilen son cezalı maçında Beşiktaşlı kadınlar stattaydı ama..

Almeida maçın başında golü atınca, bakın yaşama sevinci geri geldi!
Gördünüz mü bak..
Yaşama sevincim yerine geldi!
Aslında yaşamın örgüsü, bu kadar basittir zaten.
Onu zorlaştıran, insanoğlunun kendisidir…

Ben totemimi yapmışım şöyle rahat rahat maç seyredeceğim dedim bu gece..
Ama nerede..
Beşiktaş dünyaları kaçırdıkça ben, hop oturup hop kalkıyorum..
Kadın taraftarlar kesintisiz tezahüratlarıyla kendilerine özgü “toteme” devam ederken, ben, Uganda’dan bana gelen yerli maskesiyle “totem” yapıyorum..
İlk 15 dakikada Beşiktaş’ın 5-0 yapması lazımdı..
Hele elinizi vicdanınıza koyun
33 dakikada Almeida’ya yapılan hareketin hakem kararı, “devam” mi olmalıydı..
Allah aşkına hem ceza sahası içi, hem arkadan, hem tekme..
Uzay’da bile buna penaltı veriyorlar ama..

Penaltıyı vermeyen Hakem Bey’e kadın taraftarların tezahüratı duyulmaya değerdi doğrusu!
Ben durumu şöyle incelteyim:
Şimdi, Hakem Bey’in bedeninin,
üst kısmı ile alt kısmının birbiriyle zıt, dairesel döngü hareketleri yaptığını anlatın bi’şiydi bu!

Yani Beşiktaşlı kadınlar, bir insan bedeninin, baş ile ayak kısmının uyumsuzluğunu hep bir ağızdan ifade ediyorlardı..
Anlatım manidar, ama ifade güçlüydü..!!

Misal, Üniversite adaylarına şöyle sorulabilir:
“Baş ile kaş” ya da “baş ile göz” arasındaki uyumsuzluğa ne denir!?”
Yanıt:

Bir insanın omuzların üstündeki baş, sağdan sola oynarken; belin altındaki bölümün aynı hareketi yapacağına, darbuka eşliğindeki gibi titremesine ya da yukarı aşağıya A Ritmik fiziksel çizgiler ortaya çıkarmasının anlatımı budur..
Kısacası, baş ile…?))

Neyse, ilk yarı pozisyon itibariyle 5-6 olacak skor 1-0 bitti.
Sivas’ın da direkte patlayan iyi bir girişimi vardı tabii
Futbolunu kaderidir bu, ne yapacaksın..
Oyun 1-1 biterse de şaşırmayacaksın..
Tıpkı, hani o güzel insan, güzel şair,
“Gemlik’e geldiğinde
Denizi göreceksin
Sakın şaşırma”
diyor ya..
Onun gibi…
Siz de şaşırmayacaksınız..

2. yarı Sivas Beşiktaş kalesinde epey tehlike yarattı!
Tecrübeli kaleci Tolga’nın Fernandes’in yerine giren Muhammed’i yanına çağırıp uyarması bence futbol adına ders alınacak bir andı…
Saha içinde kaçan pozisyonlar hayata dair ders niteliğini taşırken Sivas golü buldu.. 1-1 oldu.
Tolga’nın kayarak boşa çıkmasıyla iyi bir şans yakalayan Sivas, pozisyonu kullanamadı.

Aha şuraya yazıyorum..
Motta, duran topları Fernandes denilen adamdan bin kat daha iyi kesiyor..
Düşünsenize, bacaklarında adeta dermanı olmayan Fernandes ancak ön direğe topu kesiyor..
Maç 1-1 bitti
Şaşırmayacaksınız..
Bir daha totem yaparsam..
Ah ah..Atem totem ben seni..!!

Ben CAN; Orhan Can’dan bu akşamlık da bu kadar..
En Kalbi Muhabbetlerimle..

Ha, bu maçın daha fazla teknik analizini İsmail Er’in kaleminden okumalısınız..

(x) Dali
(xx) Paulo Coelho
(xxx) Orhan Veli

39 yıl sonra itiraf.. Yaptım ama neden yaptım!

İşte, imkansızı başaran Beşiktaşlı futbolcuların o meşum maçı!

(Bu makalenin kritik iki fotoğrafı yazının en altındadır)

Eskiden Taksim’den Beşiktaş’a dolmuşlar kalkardı.
Çığırtkanlar bağırırdı..
“5 dakikada Beşiktaş, 5 dakikada Beşiktaş..!!”
Oysa bu maçtan sonra, “3 dakikada Beşiktaş, 3 dakikada Beşiktaş..” diye bağıracaklardı!
Çünkü, Beşiktaşlı futbolcular imkansızı “başaracaklardı!”
Ve o yenilgi için hala ama hala “Nasıl oldu anlayamadık” diyeceklerdi!

Maçın bitimine 4 dakika kala; 3 dakika içinde 3 gol nasıl yemiştir Beşiktaş!
Bu olayın sorusuna bile bugüne kadar tahammül edemeyen Sanlı Sarıalioğlu o gün sahada neler oldu saniyesi saniyesine anlatacaktı…

Sanlı Kaptan evinin kapısını bize açtığında, o günleri bir kez daha yaşayacaktı!
Gözlerinin içi parlamıştı yıllarını Beşiktaş’a veren adamın..
O adam ki tüm futbolculuk yaşamında sadece Beşiktaş forması giymişti.
Başka bir takıma transfer olmamıştı!

Ama önce, bundan seneler önce neler oldu, size anlatmalıydım!

1974 yılıdır..
Beşiktaş’ın iyi bir kadrosu vardı..
Yaz kampında Romanya’nın en güçlü takımı Dinamo Bükreş’le oynamış ve 2-0 kazanmıştı.
UEFA Kupası kurasında adı sanı tek başarısı Beşiktaş olacak olan bir takım çıkmıştı..
Steagul Rosu Brasov..
Beşiktaş’ta tam 7 yıllık da Avrupa Kupası özlemi vardı.
Dolayısıyla bu tur çok önemlidir!
İlk maç İstanbul’dadır..
Tarih 18 Eylül 1974’tür!
Beşiktaş’ın Hocası Metin Türel’di..
“Aman ha, çok dikkatli olun, tehlikeli bir takım” demiştir Rosu Brasov için!
Futbolcular da gayet dikkatli oynarlar 63. dakika..
Beşiktaş’ın kadrosu şöyledir:
Kalede Sabri, Ahmet, Niko, Zekeriya, Lütfü, Ahmet 2, Miliç, Kahraman, Sinan, Tezcan ve Tuğrul..
İnsanların kadroyu duyduğunda “Vay anam vay” dediği sezondur!
63 dakika defansif oynayan Beşiktaş’ın ilk golü 63. dakikada Sinan Alayoğlu’dan gelir..
89. dakikada Tezcan Ozan durumu 2-0 yapar..
Bu tarihi gollerin fotoğrafını da o günün muhabiri, Hürriyet’in duayen ismi Şakir Şad çeker..
Gazete, onun bu iki fotoğrafı ile süslenecekti!

O an yaşananları Tezcan daha sonra şöyle anlatır:
“Bize tehlikeli bir takım dediler. 60 dakika defansif oyandık, baktık ki bir numara yok”
Beşiktaş maçı 2-0 almıştır.
Gazetelerin başlığı “Beşiktaş ümit verdi” olmuştur!.
Kısacası, Beşiktaş Romanya’daki maça, güle oynaya gidecekti!

ANCAK KADER AĞLARINI FENA ÖRMEKTEDİR !

Tarih 2 Ekim 1974’tür..
Beşiktaş Romanya’da sahaya çıkar..
Rosu’nun tribünleri tıklım tıklım doludur!
2-0’ın rahatlığı da vardır elbette..
Beşiktaş’ın kadrosunda ilk maçta olmayan Lütfü, Vedat Okyar ve oyuna Miliç’in yerine girecek olan Sanlı ve Tuğrul’un yerine girecek olan Mesut vardır!

86. dakikaya kadar kıran kıran mücadele vardır sahada..
Artık maç bitti sayılır. Romen taraftarlar stadı boşaltmaya başlamışlardır!
Ne olduysa o zaman olmuştur..
86. dakikada Romenlerin ilk golü gelmiştir!
Beşiktaşlı oyuncular şoka girmişmiş gibi hemen santra yaparlar!
Oysa o yıllarda, resmi uzatma yoktur.
Maç 90’ıncı dakikada bitecektir!
Beşiktaşlı oyuncuların kesinlikle zamana oynamaları lazımdı!
O ikinci golü Sanlı Kaptan yıllar sonra kendi evinde şöyle anlatacaktır:
“Santra yapılmadan evvel de aramızda konuştuk.
Ben Tezcan’a, Tezcan, Lütfi’ye, Lütfi, Vedat’a verecek, o da kaleci Sabri’ye geri pası yapacak, böyle zamana oynayacaktık. İşte biz tam bunu yaparken, araya bir Rumen girdi, kaptığı gibi çaktı Sabri’nin soluna..”
Sanlı Sarıalioğlu’nun anlattığı bu olay, maçın 87. dakikasıdır!
Stat gol sesi ile inleyince maçı bırakıp dışarı çıkan Romenler stada geri dönerler..

İşte tam bu esnada; Beşiktaş formasından başka bir forma giymeyen Siyah-Beyazlıların efsane kaptanın yıllar yılı “Eleştirileceği” hareket ortaya çıkar..

Sanlı Sarıalioğlu bi’koşu kaleye gider..
Ağlardaki topu kaptığı gibi santra çizgisine getirir..
Alelacele santra yaparlar..
Ancak bir kez daha topu kaptırırlar..
89’da 3 gol gelir..
Beşiktaş için hüzünlü, Romenler için dirilme anıdır bu!
Stattaki Romenler çıldırmış gibi sevinirken hakem bitiş düdüğünü çalar..

YAPTIM AMA HELE Bİ’SORUN NEDEN YAPTIM!?

39 yıl sonra Sanlı Sarıalioğlu: “2-0 olunca. Biz de bittik. Herkesin ayağına kramp girmişti. Bir de uzatma oynayacaktık. Onun için koşup topu getirdim, belki bir gol atarız diye. Ama onu da yapamadık. Üçüncüyü adamlar attı. Hem ben, tek bir golden sonra o hareketi yaptım. Hepsinde değil. Sadece 2. Golden sonra. 3. gol olunca zaten maç bitti..”

Romen Hoca ise o anlar için, “Maçın 15. dakikasında umudumu kesmiştim. Hele son 5 dakikaya geldiğimizde ‘Her şey bitti’ dedim. Attığımız golle kıpırdandım. İkinci golde havalara uçtum. 3. Golde ‘Rüya mı görüyorum’ dedim” diyecektir..

Beşiktaş’ın Hocası Metin Türel ise Sanlı Sarıalioğlu’nun yıllar sonra açıkladığı, “Ben Tezcan’a, Tezcan, Lütfi’ye, Lütfi, Vedat’a verecek, o da kaleci Sabri’ye geri pası yapacak, böyle zamana oynayacaktık. İşte biz tam bunu yaparkenee..!!”
diye açıklayacağı o ana, maçtan hemen sonra gönderme yapacaktı:

Metin Türel’in tarihe geçen sözleri şöyleydi:
“Böyle bir takımdan son 4 dakikada nasıl 3 gol yedik, anlayamıyorum. Her halde ben, teknik direktör olarak, rakip kale boşken, topla tekrar kendi kalenize dönün demedim. Her halde santra çizgisini, rakip ceza sahası çizgisini geçmeyin diye kendilerine talimat vermedim..”

Bu yenilgi Türkiye’de şok yaratacak ve gazetelerin manşeti “Olmaz böyle şey” olacaktı!

Olay o kadar büyüktür ki, Hürriyet Gazetesi Spor Servisi şok bir toplantı yapar ve
adına da “ÜZGÜN OTURUM” der..
Toplantıya, Sezai Paker, Talay Erker, Eşfak Aykaç, Gündüz Kılıç, Ertuğrul Akçaylı, Rıdvan Yelekçi, Birol Pekel bizzat katılırken, Orhan Aldinç de yazdığı yazı ile katılır..

Takım İstanbul’a döner..
Bu defa rakip Giresun’dur!
İnönü hınca hınç doludur..
Taraftar kızgındır ama bu maçta, yıllar yılı yani nesilden nesile “Centilmenliğe, kibarlığa, sportmenliğe ve takım sevgisine” örnek olarak anlatılması gereken bir olay gerçekleşecekti!

O olayı da sanlı Kaptan söyle anlatacaktı..
“İstanbul’a geldik. Giresunspor’la oynuyoruz. Maç başladı. Kapalı tribünden biri bana kafayı takmış. Adam o kadar nazik, o kadir kibar ki..
Bana ‘Kaptan bee, yaş kemale erdi bee, sana bir jübile yapsak bee..’ diye sürekli laf atıyor. Ben o tarafa bakmıyorum ama sesini duyuyorum..
O sırada ben gol attım. Yine aynı ses ‘Kaptan be, sen olmasan ne yaparız be..’ diye bağırıyordu.. Adamla hiç göz göze gelmedik..!”

İşte gerçek Beşiktaş taraftarı buydu..
Kaybedilen turun suçlusu ilan edilen oyuncusunu, bağrına böyle basıyordu!

Statta en büyük küfür “Cim cim, dal dal, ‘falanca, filanca al al..” idi!
Öyle, yedi ceddine, doğmamış çocuğuna karısına, kızına, anasına laf edilmezdi!
Hele hele karşısındakini öldürmeye kimse kalkışmazdı..

HER RÖPORTAJIN ASLINDA BİR TEK SORUSU VARDIR

İşte ben bu düşüncelerle boğuşurken, sporun duayen ismi Faik Gürses’e
“Abi, seni bir yere götüreceğim, benimle gelsene” dedim.
“Nereye” dedi..
“Söylemem” dedim..
Arkadaş olduklarını, 40 yıldır tanıştıklarını biliyordum.
Yer miyim ben, kaçın kurasıyım..

Ancak eve daha yaklaştığımızda Faik Abi bombayı patlattı..
“Yoksa Sanlı Kaptan’a mı?” dedi..
Ben “Evet abi” dedim.
“Diyeceksin ki niye Sanlı Kaptan..!?” dedim.
Evet” dedi..
“Çünkü, ASLINDA HER RÖPORTAJIN TEK BİR SORUSU VARDIR. Gazetelerin başlıkları da böyle çıkmaz mı..!? Biz de Sanlı Kaptan’ın yıllar yıla asla sorulmasına izin vermediği soruyu, allem edip kallem edip soracağız” dedim..

Başkası bu konuyu sormayı bırakın ima etse “Fena halde Leman” yapacağı Sanlı Kaptan, röportaj sırasında ben daha o soruyu sormadan anlattı..

“Ben zaten hissettim sende bir hınzırlık var, onun için geldiğini” dedi..
Gülüştük..!!

Kaptan daha neler neler anlattı..!!
Fakat, onu da sonra anlatırım..

Sabri Dino, Ahmet Börteçene, Niko Kovi, Lütfü Isıgöllü, Zekeriya Alp, Vedat Okyar, Dorde Miliç, Sanlı Sarıalioğlu, Kahraman Kartaloğlu, Sinan Alayoğlu, Tezcan Ozan, Tuğrul Şener, Mesut Kumcuoğlu..

Selam olsun sizlere..
Bin selam olsun..

Ölenlere Allah’tan rahmet dilerim..
Öbür dünyaya göçenlere bir çift lafım var ama..
Bekleyin, elbet bir gün biz de geleceğiz..
Daha, oynanacak çoook maçlarımız var..!!

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT 1: Son 3 dakika doğru değildir. Gazete ve resmi kayıtlara göre son 4 dakikadır..
Sanlı Kaptan “Son 3 dakikada olanlar oldu!” dese de son 4 dakikadır.
86’dan saniyeler aldığı için artık ona 87 diyorlar ya belki de ondandır!

Aslında doğru anlatımı şudur:
Maçın bitimine son 4 dakikada kala, 3 golü 3 dakika içinde Beşiktaş..
İşin doğrusu budur!

NOT 2: DHA’nin Spor Müdürü Faik Gürses’te röportajın diğer bölümleri vardır. DHA’nın sayfasından okumanızı şiddet tavsiye ederim..

Beşiktaş ve Fenerbahçe 3’er defa teneffüse çıktı

Biz gazeteciler TARİHİN TANIKLARIYIZ..
Olmayana, ‘OLDU’; olana, ‘OLMADI’ diyemeyiz..

Unutmayın, ‘Tanrı, eğri çizgilerle bile, doğru yazar..’! (x)
İşte bu yüzden, büyük kitlelerin gönüldaşı Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın tarihteki bulaşmasına tanıklık yapmamak olmazdı..
Stadın tam karşında köfte ayran yaptıktan sonra doğru içeri!
Bol kırmızı pul biber ve kekik mutlaka attırın, kokoreç gibi oluyor.
Ayran içmeseniz de olur, çünkü 2.5 TL alıyorlar adamdan!
Taraftarları, Gezi Parkı olaylarında dayanışma gösteren iki takımın aylar sonra ilk randevusuydu bu!
Bakalım ne olacaktı!?
Tabii Beşiktaşlı bazı oyuncular sahaya çıkınca statta keskin bir “Yuh” sesi..
Ve arkasından o meşhur küfürlü tezahürat..
Anlaşılacağı üzere “Gezi Ruhu, Tuz ruhu”ydu..!!
Rekabet tam gazdı yani.
Aha şuraya yazıyorum ama,
Oğuzhan, Fernandes ve Gökhan oynasın gerisi topu taca atsın, Beşiktaş galip çıkar bu geceden!
Eminim, Fenerbahçe’nin hocası muhtemelen takımı ileriye yığacak, arkaya atılan her top Beşiktaş için altın nimet olacak..
Hele hele altmış yetmişten sonra düşen Fenerbahçe kolay av olacaktı!
Bana göre tabii..
Tabii Cüneyt Çakır’ı unutmamak lazım..
Fırat Aydunus ve zat-ı alileri Beşiktaş’ı çook yaktı çok..!!
Maç başlamadan önce “Hababam Sınıfı” derlemeleri yapıldı..
Teneffüs zili bile çaldılar..
Bugün Atom Karınca gibiyim vallah..
Hem sosyal medya üzerinden Viyana’daki Zeynel’e, stattaki Oğuz’a hatta yanımdaki Kenan Başaran’a bile laf yetiştiriyorum..
Demek ki bu gece güzel olacak, derken Beşiktaş’ın golü geldi.. 1-0 oldu
Bu şöyle sevinelim derken Fenerbahçe durumu 1-1 yaptı.
Tam “Zil çaldı” Fenerbahçe teneffüse çıktı derken, Beşiktaş da “teneffüse” çıktı!
Beşiktaşlı oyuncunun hayatını bitirmecesine bilerek baldırına basan Meireles’in atılmasıyla 10 kişi kalan Fenerbahçe o kadar kolay bir gol buldu ki.. 2-1 oldu..
Beşiktaş bir kez daha “teneffüse” çıktı.
Almeida’ınn attığı golü gördünüz mü?
Gördüyseniz mesele yok, görmediyseniz seyretmelisiniz.. 2-2 olunca
“Teneffüs” sırası Fenerbahçe’de..
İlk yarı 1 dakika uzatıldı, Almeida’nın 90’a giden şutu durumu 3-2 yaptı.
İlk yarı Beşiktaş sağ kanttan doğru dürüst gelmedi..
Serdar Kurtuluş’un durumu çok komikti..
Düşünsenize Sürekli eli havada olan bir adam..
“Bana top atın” deyip durdu garibim ama bir Allah’ın kulu onu görmedi.
Kapatılan bir tren istasyonun boşuna tren bekleyen şefi gibiydi..:))))
Eli havada bir aşağıya bir yukarıya gitti ama, hücumda kimse ona top atmadı!
Nafile tren bekleyen istasyon şefi Serdar Kurtuluş kardeşim..
Olsun bir gün raylar döşenir sana da top atarlar..

İkinci yarı Fenerbahçe’nin baskısı ile başladı!
Beşiktaş’ın ne yapıp ne edip, bunu savurması gerekiyordu!
Sakatlanan Veli’nin yerine Necip girdi.
Necip’i formasından tutan Caner değil de Necip’e sarı kartı gösterdi Cüneyt Çakır!
İkinci sarıdan attı, böylece oyunu dengelemiş oldu..
Böyle bir pozisyonda Necip’e kart gösteren hakeme bence bakkallık yapmalıdır!
Bir de defteri olur, orada istediğine istediği kadar “kanıttırır” artık..

Emenike’nin ceza sahası içinde Sivok’a yaptığı koyu kırmızı kart değil de nedir Allah aşkına!
Sarı verdi Cüneytciğim..
Bundan sonra senin de adın Sarı Cüneyt olsun!
Necip’in çıkmasıyla Beşiktaş adeta “çözüldü..”
Maçta oyuncu dengesini sağladı bir kere Cüneyt Çakır!
Ve Fenerbahçe’nin 3. golü ile Beşiktaş “teneffüse” çıktı.. 3-3
Maç 4 dakika uzatıldı..
Beşiktaş aldığı maçı, haksız kırmızı bir kart sayesinde berabere bitirdi.
Fenerbahçelilerin Beşiktaş ile berabere kalan oyuncularını bağırlarına basmaları da güzeldi.
Alkış yağmuruna tutulan Fenerbahçeli futbolcular sahayı öyle terk ettiler.
Fernandes’in tel tel döküldüğü gecede Bilic yine yanlış yaptı!
Atiba’yı yanlış yerde oynattı..
Oysa Atiba’yı ortada oynatacaktı..
Ben buna “Korkaklık” diyorum..
Amanın ya, bu bölümler Tolga Yenigün ve İsmail Er’in analiz alanı!

E böyle gerilimi yüksek gecelerde yüksek edebiyat da olmuyor canım!

Neyse, bu gece de Fenerbahçe ile birlikte “Teneffüse” çıktık deyin..
Bir FB bir BJK çıktı “teneffüse”, hava almak için değil tabii..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
En güzel günler sizlerin olsun!
Ben CAN; Orhan Can..

Durgun deniz yetenekli kaptan yetiştirmez

Baştan söyleyeyim.
Beşiktaş 3-1 aldı maçı..
Ama statta neler oldu?
Onu anlatayım ben size..

Şampiyonluk yarışındaki Beşiktaş için kritik haftalardı.
Konya’ya karşı puan kaybedilmemesi gerekiyordu.
Çünkü, Fenerbahçe, Sivas ve Kasımpaşa gibi arka arkaya önemli karşılaşmalara çıkacaktı.
Bu yüzden Kasımpaşa’daki Konya maçı çok önemliydi.
Beşiktaş için “Çalkantılı” haftalar yani..
Sonra, adam gibi adam olan arkadaşımın sözünü hatırladım:
“Durgun denizler, yetenekli kaptan yetiştirmez..”(x)
Bu laf aynı zamanda sana Bilic gardaşım..!!

Kaptan’ın iyisi, fırtınada limanda olanıdır amma..
O günlere gelene kadar da, ne “Çalkantılı” denizler görmüştür o..

Bu düşüncelerle maçtaydım.
Ama oda ne, statta ilk sürprize bakın!
Bir bardak su 2.5 TL..
İyi ki susadık yani..
“Kaç kaç” diye sordum görevli kıza..
2.5 TL..
Doğal olarak “Oha”lafı çıktı ağzımdan..
Büfedeki kadına “Turistleri bile böyle … ” dedim..
Para üstü olarak “50 kuruşumuz yok” dediler.
“İsterim” dedim.. Hatta sabaha kadar beklerim.
50 kuruşta öyle 3 liraya getirecekler suyu.. Yemezler anacağım!
Asena’nın dediği gibi “Salağız ama aptal değiliz..”!
Baktılar karalıyım, bulup getirdiler bana 50 kuruş para iadesini!
Üstelik 300 cc’lik, yani 1 bardak su.. Yarım litre bile yok..
Ben bu altın değerindeki suyu içmem, içemem anam babam.
Kıyamam ben bu suya.. Saklarım be..!!
Kim bilir, belki ileride açık artırma bile yaparım..
İşte o su..!!
Kasımpaşa Stadı’ndaki Basın Tribünü’nde durum böyle idi.
Hemen altta protokolde ise işler biraz değişmiş görünüyordu.
Geçen maçtaki “pastalar, ekler, kekler, küçük pizzalar, çaylar falan, ohh!” durumu yoktu!
Ama gol olunca durum hemen değişti..
Beni yanılttılar..
Besbelli büfe açıldı..
Ekler, kekler, küçük pizzalar, çaylar göründü..
Hele 2. golden sonra servis coştu doğrusu..
3. golde 1 tepsi su böreği bekliyordum açıkçası..
Su böreği beklerken ilk devre bitti..
Kurabiye ikramı 4. golden sonra belki… Olursa tabii..

Sabah o kadar yağmur yağdı ki İstanbul’a…
Saha da o kadar ağır.. Su yok ama futbolcular buz pateni yapar gibiler..
Yanlış krampon seçimi anlayacağınız..
Futbolcular, futbola ek olarak Kuğu Gölü Balesi’nden figürler sundu bize bu gece!
Öyle güzel kayıp düşüyorlardı ki..
Tam 40 dakika böyle oynadı. Almeida!
Bunu Bilic değil, yardımcılarının akıl etmesi, uyarması lazımdı oysa..
Elbette, krampon seçimini futbolcu yapar ama bile bile de yanlış yaptırılmaz ki!

İlk yarı “ne güzel maç seyrediyoruz, şöyle rahat rahat” diyordum.
Hay nereden dedim..
İkinci yarının başında Konya golü buldu!
Beşiktaş’tan beklerken 4. gol Konya’dan geldi.
Gel de şimdi rahat ol!
Zaten bilgisayarların elektriği bir gidip bir geliyor.
Uzatma kablolarıyla bilgisayar çalıştırdık bu gece!

69. dakikada Beşiktaş takımında az rastlanacak bir olay gerçek oldu.
Necip girdi oyuna.
Şimdi bana “Fernades çıktı ama niye çıktı!” diye sual edecek olursanız,
“Takım 3-1 önde, adam kart sınırında e, haftaya da Fenerbahçe derbisi var!” derim.
Mayıs’tan beri kadroya geremeyen Holosko, Gökhan’ın yerine oyuna girince heyecan sardı beni doğrusu.. “Gol kaçırma kervanına bu da katılacak” diye…
Beni yanıltmadı tabii..
Beşiktaşlı oyuncular bazı pozisyonları öylesine harcadılar ki gerçekten benim de iştahımı açtılar.. “Hani sahada olsaydım da bir gol de ben kaçırsaydım” diye düşündüm..
Stadın ışıklarının kısa süre gitmesi bile, benim gol kaçırma arzumu değiştirmedi doğrusu!
İkinci yarı berbat bir Beşiktaş vardı sahada..
Konyalılar da epey gol kaçırdı bu gece!
Sonuca gitselerdi Beşiktaş “Şok” yaşardı vallah..
Hala maçın sonuna doğru Tolga’nın çıkardığı bir şut vardı ki..
Hele, Konyalı bir oyuncunun başka bir Konyalı tarafından Beşiktaş ceza sahası önünde biçilmesi vardı ki, bence futbol kulüplerinde ve okullarında ders olarak okutulmaydı!
Şimdi bu hareketi rakip olarak Beşiktaşlı oyuncu yapsaydı, direkt kırmızı karttı..
Peki, kasap olacakken yanlışlıkla futbolcu olmuş olan kendi arkadaşın yapınca, neden kırmızı kart olmuyor..!?
Hadi bakalım, atımı mangalda kül bırakmayan “Abiler”, bunun yanıtını düşünsün bakalım!
Bir hafta tartışırlar artık..

Evet, sezon başından beri çok çalkantılar GEÇİRTTİLER Beşiktaş’a..
Ama her çalkantı savaşmayı öğretir insana..
Bu yüzden de gerçekten
“Durgun denizden, yetenekli kaptan çıkmaz..!!”
Gardaşım Bilic, unutma bu sözü..
Yoksa,
“Ben bir küçük sevdalı kuştum, aklım ermedi yaban ellere uçtum” türküsünü çok söylersin.. Benden sana söylemesi..!!

Neyse, eve gideyim de şu suyu içeyim bakayım..
Hele 2.5 TL’lilk su, nasıl bi’şiymiş..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

(x) BU ARADA, doğum günümde bana “Durgun deniz, yetenekli kaptan yetiştirmez bilirsin. Hep çalkantıdan geldik bu günlere.. Her şey ‘Neta’ olsun be Kaptan. Nice nice yıllar kardeşim” diyerek mesaj atan adamın hasosu sevgili gazeteci kardeşim Oğuz Güven ve Zeynel Lüle’ye çok teşekkür ederim..