Aylık arşivler: Kasım 2013

A be Lüle, N’oldu büle? Çabuk Süle’nin müthiş öyküsü..

Efsane karikatür 34 yıl sonra ortaya çıktı
A be Lüle, N’oldu büle? Çabuk Süle’nin müthiş öyküsü..
Nasıl yenmişlerdi, neler yaşamışlardı!
Bu zaferlerden sonra hayatlarında bir değişiklik olmuş muydu?
Türk spor ve basın tarihine geçen o ünlü karikatürünü Cafer Zorlu neden çizmişti?
lüle
Lüleburgaz’a vardığımda efsane takımın oyuncularıyla birlikteydim!
Kaleci Hüseyin, müthiş golcü Musa, forvet oyuncusu Çetin Öten, top cambazı Aydın Çelik..

Dönemin Teknik Direktör yardımcısı Necati Kayhan beni karşıladı.
Önce, şimdilerde evinden pek dışarıya çıkamayan Lüleburgaz’ın efsane hocası Sabri Doğrugider’i ziyarete gittik..
Eve girdiğimde karmaşık duygular yaşıyordum..
Takım elbisesini giymiş bastonuyla bizi bekliyordu! Artık yaşlanmıştı..
Gururlu ve mağrurdu!
Biraz hüzünlüydü,  çünkü zaman acımasızca geçmişti!
Niçin geldiğimi biliyordu!
Zor konuşsa da gözlerinin içi parlıyordu!
Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi nasıl elediklerini hatırladıkça felç geçirdiği halde bastonu yardımıyla ayağa kalkıyordu..
“Fırıncı Sabri” diyorlardı ona!
Aslında askeriyede kadrosu fırıncı olan mutemetti..!!
Diğer zamanlarında ise Lüleburgaz’ın Teknik Direktörü..
“Bir gün bana futbol adamlarının toplantısında ‘Her halde 40 bin lira maaş alıyorsundur’ dediler. Ben de onlara ‘Eh, ona yakın alıyorum’ dedim..
Oysa bize 5 bin lira vereceklerdi. Yarısını yardımcım Necati’ye verecektim” onu da vermediler” dedi..
Gülüştük..
Kalbini ve hayatını futbola amatörce adayan adamla beraberdim!
Hayatı boyunca beklentisiz olarak umutlar peşinde koşmuştu!
“Beşiktaş ve Fenerbahçe ile oynamanın gururu bile yeterdi. Elemeyi, ne futbolcularım ne teknik heyet ne de yöneticiler aklımızın ucundan geçirdik”
dediğinde bile zor konuşuyor ama gözleri olabildiğince gülüyordu!
Doğrusu büyük takımlar için gerçekten komik bir durumdu bu..

Lüleburgazspor’un o yıllardaki durumunu  anlatıyordu..
“Mesela” dedi.. Sabri hoca..
“Bir Genel Kaptanımız vardı. Börekçi Mustafa.. Bizimle gezerdi. Hayatında bir kez bile topa vurmamış. Ama kulübün Genel Kaptanı.. Börekçi Mustafa hakemlerle konuşurdu. Arabasıyla gelenlere de 1 teneke peynir verirdi!”
dediğinde artık daha fazla dayanamadım ve kahkahayı bastım..
Öyle güzel anlatıyordu ki..
1 teneke peynire ha..(!)
Ama bu Beşiktaş ve Fenerbahçe idi..
80 değil 180 teneke peynir işe yaramazdı..

Vedalaşıp, evden çıkıp arabama bindiğimde beni bir sürpriz bekliyordu.
Bastonuyla bile yardım almaksızın yürüyemeyen adam,
anılarını öğrenmek için gelenleri uğurlamaya sokağa inmişti..
Ağız dolusu tebessüm ediyor ve el sallıyordu..

“Ben de Beşiktaşlıyım unutma…
Bir gün de Beşiktaş’ı konuşmaya gel!
Bak neler anlatırım sana..” dedi ve el salladı..

O el sallama, öyle içi dolu bir andı ki sanki,
öyküsünün tamamını anlatamamıştı ama onurla ve gururla
“Biz devleri yenmeyi başardık, sıra gençlerde” diyordu!
PEKİ AMA NASIL BAŞARMIŞLARDI?
Yıl 1979..
Türkiye Kupası’nın kuraları çekilecektir..
Lüleburgaz ise 2. Ligde zor günler geçirmektedir..
Kısa kollu tek forma ile bir sezonu tamamlayacaklardır.
Öyle ki bir gün kar yağmaktadır ve toprak saha karla kaplıdır..
Lüleburgaz ekibi sahada kısa kollu forma ile mücadele etmektedir!
Hediye olarak gelen 2  krampon beyazdır..
O sırada yapma tribünlerden yüksek sesle bir ses duyulur:
“A be, formaları yok bunların anladık.. Ama, iki futbolcunun ayakkabısı da yok, yalın ayak oynuyorlar..”!
Böyle bir takımdır işte dönemin Lüleburgazsporu..
Teknik Direktör Fırıncı Sabri’dir.. (Lüleburgaz’ın efsane hocası Sabri Doğrugider)
Genel Kaptan Börekçi Mustafa, diğer Genel Kaptan Sobacı Latif’tir…
(Mustafa Çilek, Latif Yalnız)
Ama yıkıcı bir forvetleri vardır. İsa-Musa Gabralı kardeşler ile Çetin Öten!
Fenerbahçe’den Lüleburgaz’a gelen Aydın da takımın ağır abisidir!

Kurada Beşiktaş çıkınca derme çatma kulüp binasında deri bir sessizlik olur!
Kimi yere., kimi tavana bakarken aradan bir ses yükselir:
“Has….tiiiiir..”!!
Sonra, “Beşiktaş’la oynamak şereftir, hem işte iki defa çift kale maç yaparız..” derler.
Gel zaman git zaman Beşiktaş Lüleburgaz’a gelir.
Saha sabahın 11’inde dolmuştur.. Bütün Trakya oradadır!
Beşiktaşlı ünlü golcü Bora toprak sahayı beğenmez..
Çünkü saha, toprak bile değildir.. Zımpara gibi bir sahadır! Maç 0-0 biter..
O sırada kaleci Hüseyin’in yanına yaklaşan arkadaşı espriyi patlatır,
“Tabelaya iyi bak 0-0, bir daha ki maçta bunu göremeyeceğiz” der!
Gazeteler de çok rahattır ve şu başlığı atarlar:
Beşiktaş’ın endişesi yok!
E, tabii sayılı günler çabuk geçer, takım İnönü’ye gelir!
Lüleburgazlı oyuncular son derece rahattır.
Çünkü, yenileceklerinden emindirler!
“Fazla yemesek bari” diye düşünmektedirler..
Öylesine mütevazıdırlar ki İnönü’nün çıkış tüneline geldiklerinde çıkmayıp bekler..
Beşiktaş önce çıksın diye..!!
Tünelin iki yanına, sağlı sollu dizilirler. Beşiktaşlı oyuncular ortalarından geçer..
Abi’lerine hayranlıkla bakarlar..
O yılları Kaleci Hüseyin Deniz şöyle anlatır:
“İnönü’de tünele geldik, arkamızdan Beşiktaş geldi. Sağlı sollu açıldık Beşiktaş’a yol verdik”
Ancak kaleci Hüseyin’in hikayesi bu kadar kısa değildir.
Sağ bek Emrullah maç başlamadan 0-0’ı gösteren İnönü’deki skor tabelasını gösterir..
İnönü o kadar doludur ki.. Hüseyin bakar… Ama nereye..
Emrullah, “Oraya değil buraya bak” der ve eliyle skor tabelasını gösterir!
“Bak bak iyi bak, bu tabelayı böyle son kez görüyorsun.. O golleri sen çıkartacaksın..(yiyeceksin)” der.

Hakem düdüğü ile Lüleburgaz’ın hücumu da başlar.
Daha 17. Saniye!
Forvetteki Çetin Öten topu Musa’nın önüne yuvarlar. 18. Saniye ve gol..
İnönü’de derin bir sessizlik olur..
Sonra Beşiktaş yüklendikçe yüklenir..
Bora ile golü de bulur.. Artık herkes “Beşiktaş Lüleburgaz’ı çözdü” diye düşünür..
Ancak bu defa Çetin ceza sahasının içinde düşürülünce penaltı olur..
Büyük Naci durumu 2-1 yapar.
Beşiktaş ikinci yarıda da yüklendikçe yüklenir.
Ama Lüleburgaz makineye çoktan “Çanakkale Geçilmez!” filmini koymuştur.
Artık dakikalar tükenmektedir!
Beşiktaş’ın müthiş golcüsü Bora hakemle o komik diyaloğa girer.
O anı kaleci Hüseyin şöyle anlatır:
“Bora hakeme bir şeyler söylüyordu. Bir şeylere itiraz ediyordu. Hakem de ona tebessüm ederek bir iki şey söyledi.. Hakemin tebessüm ettiğini gören Bora ise hakeme ‘HALİMİZE GÜLÜYORSUN değil mi?’ dedi.. Sanırım hakemin tebessümünü Bora yanlış anlamıştı..”

Hakem maçın son düdüğünü çaldığında, değeri 50 milyonun üzerinde olan Beşiktaş ikinci ligde zor günler geçiren Lüleburgaz’a elenmişti..
Lüleburgazlılar delirmiş gibi seviniyorlardı..
Ee, çift kale maç yapmaya geldikleri İnönü’de Beşiktaş devini devirmişlerdi!
Lüleburgaz’ın efsane hocası Sabri Doğrugider, nam-ı diğer “Fırıncı Sabri” artık omuzlardadır!
Kader budur ya,
Beşiktaş’ı yıkan iki isim, teknik direktör Sabri Doğrugider ve golcü Musa Gabralı da koyu Beşiktaşlıdır!
Yaşananlar, Beşiktaş’ın Teknik Direktörü Serpil Hamdi Tüzün için de acı bir hatıradır!

Beşiktaş’ın zayıf bir takıma elenmesi Fenerbahçelilerin hoşuna gitmişti.
Hatta için için gülüyorlardı..
AMA KADER AĞLARINI, FENERBAHÇE İÇİN DE ÖRECEKTİ
Beşiktaş zaferinden sonra Lüleburgazlı futbolcular Tarsus’u da elerler..
Kurada ya Fenerbahçe ya da Altay vardır..
Şanslarına Fenerbahçe çıkar.. Ziya Şengül Fenerbahçe’nin başındadır!
Yine derin bir sessizlik, yine aynı o laf duyulur: Hass…tiiirrrr”!!
Neyse, Fenerbahçe Lüleburgaz’a gelir..
Bütün Trakya bir kez daha oradadır.. Maç 0-0 biter..
İkinci maç İnönü’dedir..
Lüleburgaz takımını taşıyacak olan otobüs hareket etmek üzeredir.
Takımın golcüsü İsa-Musa kardeşlerden İsa cezalıdır.
Musa otobüse bindiğinde babasını görür. O da İstanbul’a gelecektir..
Babasına “Baba oraya formalite maçı için gideceğiz, 7 mi yeriz 8 mi yeriz belli değil. Sıkılırsın istersen gelme” der.
Babası da otobüsten aşağıya iner..
İnönü hınca hınç doludur.. 25 bin taraftar vardır..
Lüleburgazlı oyuncular ısınmak için koridora çıkarlar..
Bir bakarlar ki, bir gurup sivil üstlerine doğru koşarak geliyor..!
Korkar ve soyunma odasına kaçarlar!..
“Korkmayın korkmayın” diye bağıran bir ses “Biz Fenerli değiliz..” der…

O anları Musa, Soner Emek, kaleci Hüseyin söyle anımsar:
“Koridora ısınmaya çıkmıştık. Bir gurup sivil üstümüze doğru koştu.  Biz onları görünce kaçmaya başladık. Onlar da bize kaçmayın kardeşim. ‘Biz Beşiktaşlıyız’ dediler.. Kardeşim dediler, ‘Şu Fenerbahçe’yi eleyin, dileyin bizden ne dilerseniz. İstanbul’da gezemiyoruz. Kızdırıp duruyorlar bizi” dediler..

Sahaya çıktıklarında kaleci Hüseyin için yine aynı şeyler olur..
“Bak bak tabelaya iyi bak bir daha böyle göremeyeceksin” der arkadaşları..

Ve maç başlar..
İlk golü Fenerbahçe atar..
Lüleburgazlılar “Artık her şey bitti, buraya kadarmış” diye düşünürler..
“Biz Beşiktaş değiliz annenizi öperiz” diye bağırır Fenerbahçe taraftarı..
Sahneye gol makinası Musa çıkar ve durum 1-1 olur..
Aslında maç şimdi başlar..
Lüleburgaz bir kez daha “Çanakkale Geçilmezi” oynar!!
Yaptığı ortalarla meşhur Fenerbahçeli Büyük Mehmet çılgın gibidir..
Yere düşen bir oyuncu oldu mu, koşar gelir ve saniye çalmasın diye onu saha dışına atar!
Panik, Fenerbahçe’nin her yerini sarmıştır..
Golcü Musa o günleri şöyle anlatır:
“Bizden biri sakatlandığında Büyük Mehmet gelip onu hemen dışarı atıyordu”
Maç bittiğinde hayali bile kurulamayan bir hayal gerçek olmuştu..
Beşiktaş’tan sonra Fenerbahçe de saf dışı kalmıştı..
Bir gazetenin başlığı şöyledir:

Bütün Türkiye hayretler içinde..
Lüleburgaz Fenerbahçe’yi de hakladı..

Bu zaferden sonra da mağrur ama neşeli, samimi, içten insanlar diyarı Lüleburgaz’ın nasıl bir şehre döndüğünü gayri siz düşünün..!!
Belki de Lüle için yerel milli bayramdı!
VE EFSANE KARİKATÜR BÖYLE ORTAYA ÇIKAR
Kül Kedisi masalı sona erecekti.
Çünkü, bu defa rakip Altay’dı..
Altay, hiç istemedikleri bir rakipti..
Zaten o yıl kupayı alacaktı..
Kendi sahasında Altay’a 4-1 yenilir Lüleburgaz..
Bu maç skoru İstanbul’daki gazete merkezlerinde de bomba etkisi yapar..
İşte spor tarihine geçecek olan o ünlü karikatürü o zaman çizer Cafer Zorlu..
Yanında da Faik Gürses vardır..
4-1’lik Maç skoru belli olur olmaz çizmiştir Cafer Zorlu..
Çizer ve hemen Spor Müdürü Necmi Tanyolaç’a verir..
Karikatürde yerde nakavt olan bir adam yatmaktadır..
Yanında şöyle yazmaktadır:
A BE LÜLE, N’OLDU BÜLE? ÇABUK SÜLE

Spor sayfasının alt eteğinden kullanılmış olsa bile bu karikötür, dillere destan olacaktı!
İşte, Türk Spor tarihine geçen Lüleburgaz ile
Türk Basın tarihine geçen karikatürün öyküsü böyledir..

İkinci maç İzmir’dedir. Maçı 2-0 Altay alacaktır..
Ancak maçtan önce gazeteciler Sabri Doğrugider’in yardımcısı Necati Kayhan’a “Bu maçta ne olur Hocam” diye sorarlar..
O da “Vallah bu şoparlar oynarlarsa maçı alırız, oynamazlarsa yeniliriz” diye yanıt vermiş, ağzının içine bakarak çok önemli demeç almaya çalışan gazetecileri güldürerek de spor tarihindeki yerine almıştır..!

ÇOK ÖNEMLİ NOT: “A be Lüle, N’oldu Büle, Çabuk Süle”i Beşiktaş, Bolu’ya 22 Mart 2012 yılında elenince yazmıştım.. İçerik olarak doğru olmakla beraber, Karikatürün sahibini Nehar Tüblek olarak kaynak göstermiştim.. Oysa bu ünlü karikatür Cafer Zorlu’ya aitti..
Şimdi bu hatamı, bizzat Lüleburgaz’a giderek, gerçek hikayeyi bizzat kahramanlarından dinleyerek düzeltiyorum.. Bu yazıya vesile olan Yalçın Bayer ağabeyime saygılarımı sunuyorum..  İşte 2102 Mart’ında yazdığım o yazı:
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20187246.asp
lüle
Yazı Röportaj: Orhan CAN
Fotoğraf: Murat Şaka

Hayat, haberdir çünkü..

DurbunTaraftar olarak kadınlar ve çocuklar vardı.
Kadınların tiz sesi arasında ilk 11’ler belli oldu..
Geçtiğimiz hafta Atiba’yı çok sonradan oyuna alan hoca yanlış yapmıştı.
Bu defa da ortaya sahada değil de sağ bek koyarak yanlış bir “Atak” yaptı.
“Hayat haberdir” derken ne de güzel söylemişti Deniz Arman!
Evet, “Hayat haberdir” ve hayatın her anı bir makale değerindedir..
Bu yüzden de hayatın her anı yazılmaya değerdir..
Ben de bu akşam size küçük küçük “Notlar” vereceğim!
Beşiktaşlı kadınlar okullardan kaldırılan “Andımızı” okurken, ben protokole bakıyorum!
Maç kadınlara ama protokol silme ERKEK dolu!
1 tane kadın yok..
Kadınların yüksek volümle sesi, “Erkek egemen” protokolün seyrinde maç başladı!
Erkeklerden tık ses yok. Çünkü adı üstünde protokol!
“Ağır Abi”lerin hepsi burada..
Benim gözüm bu sefer de protokolün önündeki kahvaltı pizzalarında.
3 tabak koydular kimse yemiyor, oysa benim karnım aç..
15. dakikaya kadar sessiz film gibi maçı izleyen “Protokol”, hakemin Gökhan Töre’nin hareketine faul vermesine pek sinirlendi!
“Hastiirrr..” diyerek şöyle yerinden kaykılan protokol insanları, sonra yeniden yerine oturdu!
Fernandes’in frikik atışın kaleyi yalayarak dışarı çıkma anı sessel olarak duyulmaya değerdi doğrusu..
Hani ne derler “Çığlık çığlığa” bir durum vardı..
Zavallı kulaklarım(!)
Basın tribünü “Protokol tribününün” hemen üstünde burada..
Çok yakından gözlem yapabiliyor insan.
İşte ben en çok, bu protokolün kaykılmasına bayıldın doğrusu..
Kadınlar bağırırken İngiliz asilzadeliği ile maçı seyrediyor,
tuttukları takım itibari ile heyecanlı anlarda oturdukları koltuklardan şöyle bir ileriye doğru kaykılıyorlar..
Ki ben buna kambur duruşu diyorum..
Ağızlar açık, gövdeler ileriye doğru, eller havada..
Herkes koltuktan yarım kalkmış vaziyette..
Pozisyon gitti “Hasttiiirr..”!!
Pistten yarım kalkışmış gövdeler tekrar yerine..
“Ağır Abi” bunlar tabii, ağır seyredip “Ağır seyir” yaparlar..
Bir de tespih mi dağıtsam ne?
Ben bu akşam bir gözümle maçı seyredip bir gözümle “Ağır Abileri” seyrediyorum..
Yani elim işte, gözüm oynaşta(!)
Çaylar da geliyor tepsi tepsi..
Protokole elbet.. Sıcaktır da şimdi o çaylar!
Beşiktaş’ın kadınları ikinci yarıda da “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” diye bağırırken dakikalar da hızla eridi.
Yanımda Anadolu Ajansı’ndan Ercan var.
Maçın başından beri negatif.. Yedi Cücelerin hani her şeye tersten bakan Somurtkan’ı var ya..
Onu hatırlatıyordu bana.
Ama söyledikleri bir bir çıktı.
Haklı çıktı Ercan..
Beşiktaş paslaşma itibariyle belki topu daha fazla ayağında tutu ama şutları da Karabük çekti..
80. dakikaya kadar Tolga birçok top çıkartırken, Karabük’ün kalecisine öyle iş düşmedi..
Atiba’yı maç başında yanlış mevkide oynatan Bılıc, Almeida’yı çıkartıp Eneramo’yu alarak ikinci yanlışı yaptı!
Eneramo’yu almalıydı ama Almeida’yı çıkartmamalıydı!
Sahaya hareketlilik getiren Kerim ise Gökhan’ın değil başkasının yerine girmeliydi.
Kerim gibi bir futbolcunun yedekte bekletilmesi ne acıydı!
Bence Bilic, kafasını iki elinin arasına almalı ve aldığı kararları değiştirmeli..
Bu arada, isteyen maçın kritiğini İsmail Er’den,
‘Statta neler oldu?’yu ise benden okusun..
Deniz Arman’ın “Hayat haberdir” cümlesindeki felsefeyi, bir başka maçta derin derin anlatırım.. Gerçekten “Hayat haberdir” ve hayatın her anı bir roman değerindedir..
Maç 4 dakika uzadı. 94 dakika sürdü maç!
Maçı izleyenlere soruyorum..
Allah için söyleyin, maç boyunca hangi takım daha fazla tehlike yarattı?
Gitti 2 puan daha..
Son söz olarak, ne yazık ki milyonları futbolcular kazanır, kara sevdayı ise biz!

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben Can; Orhan Can.

Beşiktaşlı demek ‘Üstü kalsın’ demektir

Her karanlık kendi sabahını,
her sabah, kendi içinde karanlığını taşır.
Bu yüzden,
her siyah, kendi içinde beyazı,
her beyaz da kendi içinde siyahını barındırır..
Doğanın kanunudur bu!
Leonardo da Vinci’nin ise kıskandığı tek eserdir o!
(Bu eserin dünya üzerine yansımasının minik bir FOTOSU yazının en altındadır!)
Taklidi yapılamaz çünkü..
Ol nedenden dolayı da yeniden doğacaksın haksızlıklardan..
Yeniden yeniden yeniden!
Hatta her türlü ölümlerden..
Bu gece böyle bir geceydi işte..
Hakemler de haksızlık yapsa, gizli bir el komplo da kursa, şairin dediği gibi
“Yaşamakta ayak direyeceksin”
Böyle diyerek seyrettim Beşiktaş’ın Manisa Akhisar’daki maçını..
Beşiktaş’ın defansı ilk yarıda “Çaylak Fırtınasına” yakalandı!
Çaylak Fırtınasına..!!
Adı Çaylak maylaktır ama perişan eder hazırlıksız yakalanan adamı..
Öyle oldu ama imdada Oğuzhan yetiş de “UMUT” ateşi yeniden yandı..
Almeida’nın golü ile yeniden diriliş başladı.
Hayat böyledir işte, asla pes etmeyeceksin..
Hele Beşiktaşlıysan hiç etmeyeceksin!

İnanılmaz bir tempoda seyreden maçı seyrederken bazen ne yapacağımı şaşardım.
Heyecandır bunun adı!
Zaten, hayat demek, heyecan demek değil midir?
Gerçi Beşiktaşlıların hayatı biraz üst seviyede “Heyecandır” ya..
Yani, stres ve kalp hastalığı Beşiktaşlının “milli” hastalığıdır..
Ben son anlarda sanırım nefes almayı unuttum!
Maç bittiğinde göğsüme elimi götürdüm kontrol ettim
“Nefes alıyor muyum, almıyor muyum” diye.
Şimdi diyecekler ki, “Maç süper oldu” diye..
Olur tabii..
Hakem kuralsız maç yönetirse maç süper de olur, müper de olur..!!
Kaç futbol dışı hareketi es geçtiğini vicdanında sorgulayacak!
Ama büyük takımsan hakem makem deyip ağlamayacaksınız.
3-3 bitti ama bu maç bir “Diriliş” maçıydı..
Aynen öyle oldu..
Çok pozisyon eridi gitti.
Ama bu gece Beşiktaş yeniden dirildi!
Şunu söylemem yazım:
3-1 geriye düşüp galibiyeti kaçırmak hocası geri gelen Beşiktaş için DİRİLİŞTİR!
Ama “Ah Bilic usta, Atiba ile başlayacaktın Atiba..” dedim hep içimden.

İlk yarı o “Çaylak Fırtınasına” tutulmasaydı defans, durum çok farklı olurdu elbet..

Neyse..
Unutmayın,
Beşiktaşlı demek, hayatın onca haksızlıklarına rağmen “Üstü kalsın” demektir..
“Üstü Kalsın..”!
Bakın size son bir şey daha söyleyeyim:
Denizciler kadının güzelini,
içkinin sertini,
balığın tazesini,
takımın da hasosunu sever..!!
YANİ,
Denizin tuzlusu,
kadının alımlısı,
takımın da Siyah- Beyazı makbuldür…
Bence yani..!!

PEKİ, MAÇTA NELER OLDU!

İlk yarı ceza sahası içinde Akhisarlı oyuncunun eline top çarptı.
Buz gibi penaltı idi..
Beni “Ama Hakemmmm Bey..!” diye bağırtın ya..

Oğuzhan’ın varlığı ve müthiş “akışı” golü getirdi Beşiktaş’a.
Oğuzhan’ın ara pasıyla bir anda kaleciyle karşı karşıya kalan Olcay golü attı.
Bir metre sağ açıktaki Almeida “Bana at bana at” dedi alma Olcay kendi vurdu kaleye..
Arkasından, bazen Almeida ilkokul çocuğunun atacağı bir golü kaçırdı.
Atsaydı fark 2 olacaktı. Olmadı.
Kısa bir süre sonra Akhisar’ın golü geldi!
Allah için şık bir gol..
Bana göre bal gibi ofsayttı!
Arka arka gelen Akhisar golleri Beşiktaş’ta şok yaşatsa da Oğuzhan’ın golü umutları yeşertti!
Almeida’nın kafa golü 3-3 yaptı durumu..
Kaleci bir şey yapamazdı yere çarptırarak attı hınzır!
Artistik olarak yere düşüp, çimlerde çırpınan Akhisarlı gencin rolünü pek beğendim doğrusu.
Uganda’da bile bu pozisyona penaltı vermezlerdi çocuğum..
Bilic, Kerim ve Mustafa Pektemek’i oyuna soktu.
Bilic’in yerinde ben olsan Almeida’yı bi’güzel döverdim..(!)

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

En son olarak, bu da benden size hediyem olsun..
Leonardo da Vinci’nin kıskandığı tek eserdir bu(!)
İşte, BEŞİKTAŞLILARIN tüm dünyaca ünlü “ORADAYDIM” tablosu..!!

FOTO

sss

NOT: Yazıdaki şair, büyük ozan Nazım Hikmet’tir..

Bitirilmiş her tablo eksiktir…

19orhan_canBilic’in haksız verilen cezalı son maçıydı..

‘Bismillah makineler tamam..!!’
Sezon sonunda böyle diyecekti Beşiktaş..
Bu, rotasındaki limana varan geminin, seyir sonunda, köprü üstünden ‘Makine dairesine’ vereceği komuttu…
Futbol için anlamı “Bismillah şampiyon olduk, tamam” olacaktı..
Bunu hedeflemişti sezon başında Beşiktaş!
Ancak, gizli bir el, kurduğu oyunu ortaya koydu ve şampiyonluk yolunda durdurmaya çalıştı “Makineleri”
Amaç hedeflediği limana varmadan, yolunu kesmekti!
Yine amaç, Kaptana “Bismillah, makineler tamam” dedirtmemekti!

E, konuk ekip Rizespor olunca futbola bakış da denizci gibi oluyor elbet..
Adlarını eksik söyledim.
İsimlerinde ‘Çay’ da var tabii.. “Teknede de ne çay keyfi yapılır ama..” diyeceksiniz.
Neyse, Atatürk Olimpiyat stadı boş bu gece..
Galatasaray maçında düzenlenen büyük komplodan dolayı elbet..
Sadece kadın ve çocuklar..
Ben de saçlarımı açıp da geldim..
Beşiktaş ve futbol sevdalısı kadın taraftarlara “Karşı kıyıdan” destek olsun istedim..
Bu stat o kadar büyük ki..
Deplasman Kartalları’nın kadınları statta ama..
Top o tarafta ise sorun yok.. Seslerini yükseltiyor Kartal’ın kadınları..
Sorun bizim tarafta.. Basın tribünü önü hani..
Oyun bu tarafa “yıkılınca” maazallah sorun olacak gibi..
Şayet futbolculardan biri gaz yapacak olursa, ne mutlu ki biz onu tribünlerden duyabileceğiz(!)
O derece yani..
Bu gece her şey eksik anlayacağınız..
Taraftar eksik, Beşiktaşlı bazı futbolcular eksik..
Atiba eksik, Muhammed eksik..
İlk 11’deki Sivok sakatlandı, o da eksik haneye yazıldı mesela..!
Birçok şey eksik ama Atatürk Olimpiyat’ta bu defa rüzgar esmiyor.
Hava, hayret edici kadar sakin..
Beşiktaş başkanı Fikret Orman babasını kaybetmişti bayramda..
Beşiktaşlı oyuncuların sahaya “Acın acımızdır Başkanım, acınızı paylaşıyoruz” pankartı ile çıkması çok anlamlıydı.
Beşiktaş kötü oynuyor.
Hatta sezon başındaki futboluna göre ‘kötü ötesi’ oyun sergiliyor..
Ama burada önemli olan eksikliklere rağmen “Tabloyu” bitirmektir..
Çünkü, ressamın görevi budur!
Futbol da hayat gibi bir nevi tablo yapmaktır..!!
Yani mesele, kötü durumda bile yolculuğun sonunda “Bismillah, makineler tamam” diyebilmektir!
Hayat böyle bir şeydir. Sen diyemezsen, başkası der!
34. dakikada Kartal’ın kadınları “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” diye slogan atarken, aynı sıralarda Almeida’nın kaçırdığı gol şansını Fox TV’nin Spor Müdürü 107 kiloluk Ali Aydın bile atardı.. Kanatlarını açıp tribünden uçup oyuna girmek istese de Ali’yi yanındaki arkadaşı durdurdu(!)
Bence ilk yarının YILDIZI Hakem Bey idi..
9.15 santimlik baraj mesafesini nasıl 12 metre yaptı ama, her yetenek yapamazdı bunu!!

Beşiktaş kötü bir oyun sergilerken Dentinho ve Ömer’i oyuna girdi!
Anlaşılan Bılıc’in yerine saha kenarında duran Nikola Jurcevic, birçok eksikliğe rağmen “Tabloyu” bitirmek için fırçasının eline aldı!
Kaldı 15 dakika ben bıyıklarımı yiye yiye bitirdim…
Yapılan değişiklik sahadaki Beşiktaş’ı bambaşka hale getirdi!
Ve “Ressam”, Mustafa Pektemek’i de oyuna aldı..
Siyah Beyazlılar bir hareketlenme yaşadılar hepsi o..
Rize, belli ki beraberlik için gelmişti..
Aldı ve gitti..

Bu akşamki felsefemizin ana fikri şudur:

Bitirilmiş her tablo eksiktir..!!
Hiçbir bitmiş tablo yoktur!
İnanmazsanız ressamlara sorun..
Yüzde yüz tamamlanmış bir tablo mevzubahis değildir!
Tıpkı, eksiksiz bir yazı olmadığı gibi..
En mükemmel oynanan maçlarda da onlarca eksik vardır..
En muazzam aşkların içinde çok acı ızdıraplar olduğu gibi!
Kısacası mükemmel yoktur..
Mükemmeliyet sadece ama sadece Tanrı’ya aittir..

Neyse, bugünkü tablo böyle ortaya çıktı..
Bir daha tekrarı asla olmayacak!
Ressam bu kadar yapabildi..

Beşiktaşlı oyunculara bir çift lafım var ama..
Ne yapıp ne yapıp, sezon başındaki gibi yola çıkıp, ligin sonunda da “Bismillah, makineler tamam” dedirtin!
Ve, güvenle limana gelin..
Böylece, “Denizleriniz sakin, pruvanız neta olur” Beşiktaş..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..