Aylık arşivler: Eylül 2013

Cem Papila’dan sonra Fırat Aydınus faciası

DurbunCem Papila’dan sonra Fırat Aydınus faciasıdır bunun adı…
Suçlu Fırat Aydınus’u bu maça verendir!
Şiir gibi başlayan geceyi ne hale getirdiği ortadadır.

Çoğu “Takdir hakkını” Galatasaray’dan yana kullandı..
Bu da o hakem için gayet doğaldır.
Bir kez rengi belli olmuştur.
Yani her şekilde taraftır.
Böyle biri tarafsız maç yönetemez ki!
O da içgüdüsel olarak, “Beşiktaşlı” olmadığını ispat etmek için takdir hakkını GS’den yana kullandı. Bu insanın doğasında vardır.
Asıl suçlu olan “Beşiktaşlı” diye adı çıkan bir hakemi Beşiktaş maçına verendir!
Futbolu yönetenlerin hiç mi insanın savunma psikolojisinden haberi yok!?
Savunma psikolojisi böyle kararlar aldırır adama..
Bu nedenden dolayı bir maç ancak bu kadar kötü yönetilir!
Çileden çıkartan yanlış kararlar aldı hakem..
Adı belli olduğu zaman söylemiştim ben bunları, “Fırat Aydınus bunu yapacak” diye, yaptı!
Çünkü, futbolda hakeme bırakılan karar anları vardır.
Takdir hakkını Beşiktaş’tan yana kullansa, Galatasaraylı kıyameti koparacak “Bak adam Beşiktaşlı, bunu yaptı” diye.. Bilinçaltı da adama tam tersini yaptırıyor.
Fırat da öyle yaptı ve bilinçaltının çağrısına uydu!
Misal Bilic’i oyundan attı ya..
90 dakika boyunca haksızlık üzerine haksızlık gören Taraftar da çıldırdı tabii..
Kendilerine sunulan ortamı gören ‘GİZLİ ODAKLAR’ da fırsattı tepmedi ve sahaya indi.

Bakın,
“Beşiktaşlı” diye adı çıkan bütün hakemlerin yönettiği Beşiktaş maçlarında hep karşı takım kayrılmıştır!
Maalesef bu maçta da böyle oldu..!!
Mesela, Galatasaray’ın 2. golünde BURAK’IN ELİNE ÇARPMADI MI!?
Gözünün önünde oldu da ses çıkarmadı hakem..
Daha hangi birini sayalım ki..!!
Fernandes’e faul yapıldı sarı kartı o yedi!
Hele Selçuk’un attığı tekmelere Afrika’da bile kart gösterirdi tarafsız hakemler! 

Bu arada, hani o attı mı mangalda kül bırakmayanlar var ya, söylesinler bakalım, Melo gibi bir oyuncuyu takımda tutmak dünya sporuna ihanet değil midir?
Kalbinde küçük bir vicdanı olan “EVET” der..

Beşiktaş’a ağır ceza geleceği belli..
O sahaya girenlere de iki çift lafım var!
2 dakika var. Frikik verilmiş. Bırak takımın kullansın.
Son düdük çalmadan hayat bitmez kardeşim..
Şimdi iyi mi oldu yani..
Takıma bilerek zarar verdiniz..

Ama asıl, ceza verilecekse, bu hakemi bu maça ATAYANLARA DA ceza verilmelidir.
Beşiktaş, Cem Papila’dan sonra bir de Fırat Aydınus faciasından yaşamıştır!
Hakiki gerçek budur..!!

“Ya Allah Bismillah” diye slogan atıp sahaya girdiler!
Bunların kim olduğu ortaya çıkartılmalıdır!
Kısacası,

BEŞİKTAŞ’A MUAUZZAM BİR OPERASYON YAPILMIŞTIR..
Tıpkı yıllar önce olduğu gibi
12 puan öndeydi Beşiktaş..
Beşiktaşlı olduğu ileri sürülen bir hakem verildi maça..
Beşiktaş- Samsun karşındaydı.
5 kırmızı kart gösterdi Beşiktaş’a hakem..
Zaten dar kadrosu olan Beşiktaş bir daha belini doğrultamadı!
Başka biri şampiyon yapıldı o sene..
Lucescu nasıl da isyan etmişti..
“Çavuşesku diktatörlüğünde olan şeyler oluyor burada” demişti.

BU SORUYU YANITLAYIN:
Sahaya bir iki taraftar girmişken neden güvenlik görevlileri reklam tabelalarına kadar geri çekildi..!? Sahaya inenlerin çoğalmasını mı beklediler..!!?

(Kasımpaşa’da taraftar olmayacak.. E tabii slogan da atılmayacak..)

Bence hakem üstünden muazzam bir operasyon yaptı birileri!
Hakem de içgüdüsel olarak onlara yardın etti!
Yazık etti ama Beşiktaş’a..

OYSA BEN GÜZEL BAŞLAYAN GECE İÇİN ŞÖYLE NOTLAR ALMIŞTIM

“Beyazı bulana kadar Siyaha devam..”
Böyle yazıyordu karşı tribünde..
Akın akın geldi Beşiktaşlılar.
Resmi rakam 77 bin.. Protokoldeki beleşçiler hariç!
E, hatırı sayılır beleşçi de var elbet..

‘Tribünlerde hafif boşluklar vardı’ diyenler çıkabilir.
Deyin ki onlara,
“Onlar Kuzey ve Güney tribününden atlayarak Çarşı Grubu’nun bulunduğu Doğu tribüne gidenler.. Bu yüzden Doğu tribünlerinde bulunan o koca merdiven boşlukları yok oldu..”
Yüzbine yakın insanın rekor kırarak bir aşk uğruna bir araya gelmesi kapak olmalı bence!
Kim doldurdu bu koca stadı böyle hınca hınç!
“Acının rengi olmadan Ozan’ı kurtaralım” yazıyordu bir başka pankartta.
Ozan Galatasaraylı.. İlik aranıyor..
Kanser Ozan.. Vakti az..
Çarşı Grubu Ozan’ının Galatasaray forması giymiş resmini ve yardım adreslerini yazmışlardı!
Her taraf Siyah ve Beyazken sadece Ozan Sarı Kırımızıydı..
Beşiktaş taraftarının büyüklüğü de burada yatmaktaydı zaten!

Maçı zaten izlediniz, o yüzden maç yerine stadı anlatıyorum size.
Yine de Fernandes’in maçın başında kaleciyle teke tek kaldığı pozisyon fenaydı.
O klastaki bir oyuncuya yakışmadı.
Ama benim önümdeki masaya attığım yumruk pek ses çıkardı doğrusu..
Zavallı tahtanın canı acımış mıdır acaba..!!?
Ancak Almeida’nın golü attıktan sonra gol “Narası” neydi öyle gerçekten…
Adam neredeyse, dakikalarca ağzını tavana kadar açarak “Gooool” dedi.
Diyeceksiniz ki nereden gördün?
Gördüm çünkü o sırada dürbünle “Olay yerine” bakıyordum!
Beşiktaş ilk yarı durumu 3 yapabilirdi.. Kaçırdığı net 2 pozisyon vardı.
Pozisyoncuklardan bahsetmiyorum elbet..

İkinci yarı Burak’ın ilkokul çocuğunun ile atacağı golü kaçırdı.
Neyse Burak’ın imdadına Beşiktaşlı Serdar Kurtuluş yetişti!
“Sen üzülme Burakcığım sen atamasan da ben gol attırırım” der gibi kendini yere attı!
Sayesinde Beşiktaş dünyanın en aptal golünü yedi.
Veli ondan geri kalmadı tabii..
(Ama BURAK’IN ELİNE ÇARPTI TOP, HAKEM DEVAM ETTİRDİ)
Kısacası “Al da bu golü de at” denildi onlar da attı!

Bu yazmazsam çatlarım..
İlk yarı bittiğinde Doğu Tribünü’nde bulunanların hiçbiri tuvalete gidemedi.
Hele bi sorun “Neden?” diye..
Şundan; maç başlamadan önce Kuzey ve Güney tribünleri oraya akınca yer kalmadı ya..
Merdivenler bile dolu.
Tuvalete giden hayatta geri gelemez..!! Bu yüzden..
Diyeceksiniz ki nasıl hallettiler “O sorunu” o zaman?
“Ben bilmem”! Ben tekneyi kullanırım..
Tuvalete kim gider, bilemem..:))

Diye keyifle tuşlara basıyordum ki..
Gizli bir el, ilginç bir FİLM çevirdi!

Sonunda olaylar çıktı..

Biraz bencil olmak, iyi gelir adama

olimpiyatSiz, son yıllarda böyle bir Beşiktaş seyrettiniz mi!

“Yok” diyeceksiniz..
Sanki, Spartaküs’ün bütün savaşçıları geri gelmişti..
Bursaspor’a adeta top yaptırmayan bir Beşiktaş vardı sahada.
Ancak, felsefede ve gerçek hayatta savaşmak önemli değildir.
Önemli olan “Akıllı” savaşmaktır..
Rüzgarın esişi geçtiğimiz haftalardan belliydi..
“1 adama 3 kişi basıyorlar” diyordum..
İnsanın Tank türü dediğim Gökhan’ın defans arkasına attığı inanılmaz paslar vardı geçen haftalar..

İleride topu kaybeden defansa yardıma koşuyordu.
Ve sahada koşan ama geri plandaki defans emniyetini elden bırakmayan bir Beşiktaş vardı..
Taraftarların yalvar yakar oldukları sol bek konusu halledilince kendinden emin bir Beşiktaş çıktı ortaya..
Aslında “Çanlar, çoktan çalıyordu” rakipler için..
Dolayısıyla Bursa maçı benim için sürpriz olmadı.
“Bakalım ne olacak?” diyorlardı bana maç öncesi kinayeli bakış atanlar..
Gördük işte ne olacakları..
Şimdi diyecekler ki, “E, geçen sene de savaşıyordu Beşiktaş”
Bu sorunun yanıtı yazının girişinde vardır..
Futbol sadece “Ayak işi” değildir..
Futbol “Akıl” ile “Ayağın” bileşkesinden çıkan bir oyundur.
Akıl ile Ayak birleşir kalp ise ona kelepçe vurur..
Bu yüzden milyonlar hop oturur hop kalkar..
Kuralları gayet basittir ama felsefesi ve varyasyonları bakımından beyinsel  ve kalpsel  bir oyundur..
Kim bilir, edebiyatın futbola bulaşmasının nedeni, belki de budur!

Beşiktaşlıların ele geçirdikleri fırsatlar golle dönseydi tarihi bir fark olurdu zaten..
Bu farkı engelleyenlerden biri de hakemdi.
Bülent Yıldırım avantaja bırakacağı pozisyonları kesmese artı 2 gol vardı.
Bir de buz gibi penaltıyı vermedi…
Onu da verse, kaçırılanlar hariç artı 3 idi..
Neyse “Ninemin bıyıkları olsaydı dedem olurdu” misali 3-0 ile mutlu olmak lazım.

Peki Fernandes denilen adama ne demeli..
Hem yıldız olacaksın hem de 90 dakika koşacaksın!
Hele hele, kaç kişi tekmeledi de ‘banamısın demediği’ an vardı ya..
Yıkılmadı tekmelerden, yine “sağ” çıktı da hakem pozisyonu kesti..
“Akan” pozisyon kesilir mi Hakem Bey..!!

Buradan Gökhan Töre’ye bir çift lafım var!
Q7 bencil diye hayıflanırdı Beşiktaşlı..
Bu da Quaresma’nın tam tersi.
Sen de biraz fazla iyi niyetlisin be kardeşim..
Biraz bencil ol!
Sosyalist bir sistemin içinde bile, biraz bencil olmak, iyi gelir adama..
Çok değil öyle, azıcık ol yeter Gökhan!

Bakın,
Harflerin kelimelerle, kelimelerin cümlelerle, cümlelerin satırlarla, (Dizelerle) satırların paragraflarla; bir anlam bütünlüğü içinde yaptığı ahenkle dans edebiyatın ta kendisidir..
Unutmayın, “Amaçsız ve anlamsız” oynaşma edebiyat değildir..

Futbol da böyle bir şeydir işte..
Şayet, 90 dakika boyunca futbolcular da edebiyatın uyumla bir araya gelmiş kelimeleri gibi hoş satırlar ortaya çıkartıyorlarsa, siz şiirinizi çoktaann yazmışsınız demektir..

Beşiktaş’ın sahada yazdığı şiiri de pek güzel oldu doğrusu..!!
Değme “şairler” çok kıskandı.
Şiir yazamayanlar için ise yapacak bir şey yok!

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Beşiktaş biiiiiirrrrr…

İnönüBeleştepe’nin hemen yan tarafından aşağıya doğru bakıyordum..
Tarifsiz duygular içindeydim.
Sanki; bilinmeyen bir şey, beni orada, İnönü’nün hemen üstünde zorla tutuyordu.
“Seyret” diyordu sanki!
Seyret ve hatırla!
Hiçbir şeyi unutmamıştım ki..
Çünkü, gözümün önünden akıp giden, aynı zamanda benim gençliğimdi..
Belki de bu yüzden katmerli hisler içindeydim..
Güneş batmaya hazırlanıyor, serin poyraz yüzüme “değiyordu”!
Bedenim ılgıt ılgıt titriyordu..
Kalbim, gözlerimi hizaya çekmiş “Ağla” diyordu, “Ağla..”!
Duygularım da kalbimin esiriydi.
Ama beynim, “Uyma sen kalbine, o duygusal çocuktur. Sen sakın ağlama!!” diyordu..
“Mutlu ol, doyasıya sevin”
Tam o sırada, “Niye sevinecek ki..!?” diye sordu kalbim.
“Çünkü, yıkılan bir stattan yeni bir stat doğacak. Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden doğacak bu stat, Beşiktaşlı’ya armağan olarak tabii..” diye yanıt verdi beynim!

Evet, İnönü’den geriye pek b’işi kalmamıştı!
Adeta her yerini öbek öbek yemişti dev makineler..
Sahi, son kalan protokol ve Basın Tribünü yıkım balyozunu yemeye hazırlanıyordu.
Sadece, “Eski Açık”ın taş duvarları kalacaktı ha!.
Eski Açık dedim de gittik mi şimdi o güzel gençlik yıllarına..

Serpilip büyüdüğümüz 76’lı yılların yatılı okul koridorları..
Okuldan kaçıp soluğu aldığımız yer.. Eski Açık!
Öğrenciydik,  genellikle de paramız olmazdı cebimizde.
2. yarı başladıktan sonra İnönü’nün kapıları açılırdı çoğu zaman.
İlk yarıyı seyredemezdik ama “Beleş” girerdik içeri..
Maçın son 15-20 dakikası da olsa gözlerimizle görürdük yeşil sahaların kahramanlarını.
Yağmurluk nedir bilmezdik!
Orada öğrenmiştik naylon torbadan YAĞMURLUK
YAPMAYI!!
Yere atılmış gazete kağıdından da güneşlik yapmayı..!!
Tribünlerde kin ve nefret yoktu.
NÜKTE vardı, gönderme vardı, mizah vardı, kızdırma vardı!
Dostluk vardı dostluk!!

Sahi siz, “Yassı pil” nedir bilir misiniz..!?
El kadar radyolarımız vardı. Kalem pille çalışan..
Pek de fiyakalıydı, transistorlü Radyo deyip geçmeyin..
Bir önceki nesil radyolar açılana kara “Isınma turu” atarlardı.
Bunlar ise hemen ses verirdi. Eski radyoya göre pek bi sosyetik sayılırdı
Amma, pillerin ömrü çok çabuk ‘nanay’ olduğu için pil konulacak yerini kablolarını dışarı çıkartır, yerine “Yassı Pil” takardık..

E, hafta sonu, “Kaçamamışız” okuldan..
Ne yapcan!? (Yapacaksın)
Maçları radyodan dinleyeceksin..
O zamanlar, sadece “Tırt” diye kısalttığımız TRT var!
İşte bu “Tırıt”ın bir de radyosu vardı.
O ne verirse, biz de onu mecburen dinlerdik..
Düşünün ne haldeydik!
Bizler o zamanlar olayları görmez hayal ederdik!

Misal, “Arkası Yarın” diye bir programları vardı.
Skecin en güzel yerinde keser “Arkası Yarın” derlerdi.
Derlerdi de, bi güzel de ‘kalay’ yerlerdi radyo sakinlerinden(!)
“Arkası Yarınmış”.. Ulan en güzel yerde şey ettiniz yani..

Neyse şimdi gelelim, TRT Radyo’nun Merkez Stüdyolarına..
Hani, o yıllarda 85 stüdyoları var da Merkez olanı yani..
O Merkez, maç oynanan statlara tek tek bağlanır, skor alır ve azıcık maç anlattırırdı spikerlere!
Biz de dinlerdik..
Ha işte sıra İnönü Stadı’na gelirdi.
Beşiktaş’a da nedense Necati Karakaya denk gelirdi..
Beşiktaşlı olduğu için ona verirlerdi bu görevi..
Belki de kendi isterdi daha çok!
Defans demezdi özellikle.. “Bek” derdi.
“Bek Orhan” gibi..
Ya da Beşiktaş’ın sol “Haf”ı..!! Haf.. derdi!

Neyse;
Tırıt ‘Merkez’ şöyle derdi:
“Evet, Beşiktaş- … maçının oynandığı İnönü Stadı’ndayız, karşımızda Necati Karakaya var”
Biz o sıra, kulaklarımızla vantuzlamışız ya sırtına Yassı Pil bağladığımız radyolara..
Necati Karakaya şöyle yanıt verirdi:
“Evet, İnönü Stadındayız, Beşiktaş ’Biiiiiirrr…” derdi..
O, “Beşiktaş biiiiiiirrrrrr”i
o kadar uzatırdır ki, yatakhanedeki Beşiktaşlılar “Sevinç içinde yataklardan aşağıya atlardık..
Ama Necati Karakaya ağabey devam ederdi;
“Biiiiirrrrrrr, korner atıyor..”
Biz yıkılmışız, yerlere atlamışız ama Necati Abi..!!
Yani korner için mi “Biiiiiiiiirrrrrr” dedin ya abi…

Tümceye bakar mısınız!?:
“Beşiktaş biiiiiiiirrrrrrr, (Bu esnada biz gol diye yıkılıyoruz, Necati Karakaya devam ediyor) korner atıyor…”
“Beşiktaş biiiiiirrrr, korner atıyor..”

Biz de sadece ses duyduğumuz için algılardık ki “Beşiktaş 1 – rakip 0” diyecek!!

Ah be dostlar öyle geriye gittim ki..
Selam olsun Necati Karakaya’ya..
Selam olsun Halit Kıvanç Ağabeyimize..
Selam olsun Orhan Ayhanlara..

Merak etmeyin, bu stat küllerinden yeniden doğacak..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Öyle de olur..

Orhan CanBilic, yokluktan Ersan’ı sol bek yapmıştı ya..
Yönetim de hala sol bek arıyor.
Bence bulmamak  için arıyorlar ya..
Sol bek nerede bulunur?
Futbol takımlarında..
Bizimkiler çay bahçesinde mi arıyorlar nedir, hala bulamadılar..
Ne yapsın adamcağız, çözüm bulmaya çalışıyor.
Bu defa da Atiba’yı sol bek yapmış, Ersan’ı kulübeye çekmişti.
Bunu görünce de aklıma o fıkra geldi..
Adı, “Öyle de olur” fıkrası..
Size bugün, o fıkrayı anlatacağım..
Ama önce Atatürk Olimpiyat Stadı’nda neler oldu!?
“Her yer Taksim Her Yer Direnişle” başlayan, “Biber Gazı Oley”le devam etse de
“Her Yer Beşiktaş, Her yer İnönü” sloganı ile noktalandı..
Sonbaharın keyifli ilk gecesiydi.
İsterse Mars’ta maç olsun, fark etmez.
Gelmesi ve gitmesi Viyana’nın kuşatılmasından daha zor olan bu stada, bu kadar adamın gelmesi duydukları sevgi selindendir..
Ama,kışın adamı feci yapar buralar..
Maazallah yürüyerek dönen taraftarları Sarıkamış Faciası” tehlikesi beklemektedir!
Yetkilileri şimdiden uyarayım da..

50 bin adamın kalbi aynı “Şey” için attı mı aklına taraftar gelecek.
Benim de öyle oldu..
Taraftar deyip geçmeyeceksin ama.
Çünkü, birçok insan “Taraftar” değildir.
Seyircidir..
“Seyirci” ile “Taraftar” arasında dağlar kadar fark vardır..
“Seyirci” adı üstünde; gelir, seyreder ve gider..!!
Oysa “Taraftar” öyle değildir.. Aktiftir! Katılımcıdır! Duyarlıdır.. Ha bir de sabırsızdır.
İşler ters gitti mi, o dakkada indirir sizi “tahtan” aşağıya!

Taraftar gelir, yüreğindekini ortaya koyar, 12. adam olur ve gider!
İşte bu yüzden Beşiktaş aşıkları “Seyirci” değil, TARAFTARDIR..
Onlar maçı seyretmezler, katırlar..
Adı üstünde taraftırlar..

Bugünlerde de Beşiktaş ve Beşiktaş Taraftarı pek bi makbuldür..
Kime sorsanız “Ben filan takımı tutuyorum ama Beşiktaş hayranıyım”
“Beşiktaş ikinci takımım oldu” diyenler o kadar çok ki..
Bu, Beşiktaş ve Beşiktaşlı için gurur vericidir.
Gelsinler kendi formalarıyla, Beşiktaşlıların arasında otursunlar, seyretsinler Beşiktaş’ı ve Taraftarını..  Hoş gelirler, sefa gelirler..
Ben size daha önce boşuna demedim, “Gizli gizli Beşiktaş’ı severler de belli etmezler” diye..
Unutmayın diğer takımlara gönül vermiş herkesin 2. takımı Beşiktaş’tır..
Birileri bunu unutturmuştu.
Beşiktaş Taraftarı bunu herkese anımsattı..
Hepsi bu..
Bakın neden Beşiktaş’ı severler de belli etmezlerdi..
(Yaradılışın rengi Siyah ve Beyaz’ın öyküsü okumak için http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=18076352 )

Şimdi gelelim fıkramıza.
Adamın biri bitlenmiş ve doktora gitmiş.
Doktor bu, uzaktan bir bakışta anlamış adamın bitli olduğu ve bit ilacı yazmış.
Adam “Doktor Bey nasıl kullanacağım bu ilacı” diye sormuş.
Doktor, “Biti yakalayacaksın, ağzını açacaksın ve o ilacı bitin ağzına damlatacaksın” demiş.
Adam da “Doktor Bey, ben biti yakaladıktan sonra ağzına ilaç sıkmama lüzum yok. İki tırnağımın arasında sıkar öldürürüm onu” demiş..
Doktor bu yanıt üzerine adama şöyle bir bakmış ve başıyla “evet” anlamında onay vererek “Öyle de olur” demiş..

Peki, maçta bana göre neler oldu?

Bir defa sol bek Atiba’yı kutluyorum..
Sol bek görevinin dışında da sahada bir sürü iyi iş yaptı.

Gecenin en güzel esprisi ise slogan sesi kısmasıyla ünlü yayıncı kuruluşun seyircinin “Muck you UEFA” (M yerine F olacaktı) diye bağırmasının sesini kısmamasında doğdu.
“Bundan da anlaşılıyor ki yayıncı kuruluş İngilizce bilmiyordu”

Gecenin en güzeli mesajı ise bir Beşiktaşlıdan geldi:
Beşiktaş çok Bilicli..

Neyse, Almeida’nın kaçırdığı ilk pozisyon Atatürk Olimpiyat Stadı’nı ayağa kaldırdı.
Arkasından gelişen atakta Almeida’nı golü geldi.
En güzeli ise Gökhan Töre’nin golden sonra Almeida’yı alnından öpmesiydi!
Yalan mı yani, “Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz” derken 1 oldu..
“Yatcaz kalkcaz” derken bu defa da 2 oldu..
Fernandes’in düşüşü bana göre penaltıydı.
Pozisyonda Fernandes’in ayağı içerideydi ve penaltıyı kale arkası hakemi verdirdi.
Orta hakemin ‘gecikmeli penaltı kararı’ vermesinin nedeni buydu!
34. dakikada gol olunca, malum slogan da eriyip gitti gol sevincinin arasında..

Cam çocuk Almeida’nın baldırını tutarak yere düşmesi maçın en dramatik anıydı..
Ağzımdan çıkan ilk cümle şu oldu: Aha yine yok..
Mustafa defanstan top çaldığında “Kaleyi mi vurmalı” yoksa “Pas mı vermeli” ikileminde kalınca pozisyon “by” oldu..
Olcay’ın yerine giren Muhammed’in attığı ve kale direğinde patlayan şutu neydi öyle!?
Atatürk Olimpiyat stadı “Muhammed” diye inledi..

3’te 3 oldu. Etti 9 puan..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

“Öleceksek”, galip ölelim

olimpiyat4-0 olsun bizim olsun dedim 2-0 oldu

Bu maç Beşiktaş’ın onur maçıydı..
Çünkü haksız bir şekilde şike olaylarına karıştırılmıştı!
Beşiktaş her zaman sahaya çıkar, topunu oynardı.
Yenerdi, yenilirdi..
Ama adam gibi oynardı.
Ne “Arka sokaklarda” ne de kulislerde fingirdeşirdi!
Bu yüzden mutlak yenmeli, olası bir haksızlık karşısında “Vuruşarak çekilmeliydi”!
Öyle de oldu bu gece..

Xxxxx

Üç saat önce gelmişim stada. Eski maçları gösteriyordu yayıncı kuruluş.
Ne trivelalar, ne paslar, ne o şahane anlar..!!
İsimleri heybetli takımların İnönü’nün çimlerine gömülme anları..
Stattaki monitörden seyrettikçe,
“Ah ah” diye içimden bir ses geçiyordu, “Hatıralar da dal istiyor, kuşlar gibi konacak”..!!
Bu gece bende felsefe, aşk, şiir ne de bir öykü yok ..
Çünkü CAS’mışım kendimi..
Hatta CAS’ım CAS’ım olmuşum!
Ama 4-0 olsun bizim olsun, CAS da kına yaksın!
Orasına burasına da sürsün..
Yok, eğer haksız bir sonuç çıkmazsa CAS’tan; eh, o zaman da kınayı UEFA kullansın!!
Şike Davası’nda kenar süsü yapılan Beşiktaş’a bu zulmü yaptıkları için..
Bakın, Beşiktaş için en önemli maç bu maç..
Ne pahasına olursa olsun turu geçmeli ki gelecek seninin garantisi olsun!
Efil efil de rüzgar esiyor statta..
Şu esen rüzgar da UEFA ve CAS ile “işbirliği” yapıp Beşiktaş’a bir oyun oynamazsa bari..(!)
İlk yarı rüzgar üstünde Beşiktaş.. İkinci yarı rüzgar altına düşecek!
Maç başlayalı 20 dakika oldu..
Akın akın geliyordu “faşist” İstanbul trafiğine takılan Beşiktaşlı..

Kendi sahasına kapanan Norveçlileri açmak için Beşiktaş yüklenmek zorunda tabi..
Onlarsa ilk maç skoruna göre ‘üstüne gelen Beşiktaş’tan top çalıp’ arada “sıyırttırırımın” derdinde.. FELSEFE YAPMAYACAĞIM DEDİM AMA.. Yapalım biraz!

Kapanan takıma yükleniyor elbette Beşiktaş!
Yüklenirken, arkanızı da sağlama almanız gerekir.
Defansı yani..
Hücum anı, en zayıf anıdır bir takımın.
Tıpkı hayatın her alanında olduğu gibi!
Ama “En iyi defans da hücumdur..”
Bu durum “Ters orantılı” ya da “Çelişkili” gibi görünse de öyle değildir!
Bu durum; hayat doğrularının, pratikte ve felsefede inanılmaz bir şekilde birbirine çapraz bir şekilde geçmiş şeklidir!
Yukarıdaki mücadeleyi vermezseniz, size hayatta “su” yoktur.
Kısacası, yenmek için “Atak” yapmak zorundasınızdır.
Atak yaparak da ‘En iyi savunma’ hücumdur teorisini hayata geçirirken, aslında, rakibinize karşı en güçsüz anlarınızı da yaşıyorsunuz demektir..!!
Yapacağınız bir hata, defansınızı “Çırılçıplak” yakalatacaktır..

Başarılı olmak istiyorsanız adı küçük, kendi büyük olan “Küçük” bir önlem alacaksınız..
“Arkanızı” emniyetli tutacak ve hataya pay vermeyeceksiniz!
Yoksa, defanstaki “Bir Küçük Hata”, size hayatı zehir eder sonra!
Bir sürü de fırsat yakalayan Siyah-Beyazlılar bu işi bu akşam iyi yaptı..
Norveç takımı her iki devrede de resmen sahadan silindi.

İkinci yarı Almeida golü atınca Atatürk Olimpiyat stadı “yıkıldı” zannettim ben arkadaş!
Bizimkiler durdular durdular arka arkaya gol atmaya başladılar..
Bu defa da Oğuzhan’ın golü “Yaktı yıktı” ortalığı..
Ortalık “Üç, üç” diye inlerken ben içimden “Bu goller UEFA ve CAS’a gitsin” diyorum.
CAS’ın kararı daha belli değilken FB ve Beşiktaş’a üst tur için “Kura çekimine gelmelin” diyen UEFA demek ki kararı önceden biliyordu!

Almeida’nın yerine Eneramo’yu aldı.. İnşallah doğru tercihtir..
Bugün size maçtan fazla ambians anlatamıyorum, heyecanıma verin..
Bu arada 3’ler, 4’ler kaçıp durdu bu gece..
Tespihim, parmaklarımın arasında “Bahriyeli Voltası” atıyor..
Bense hop oturup hop kalkıyorum!
80 bin kişilik stat neredeyse dolu.
Bu arada, her ikili mücadelelerde rakibini, dibi kovaya çeviren Gökhan Töre’yi kutluyor, gözlerinden öpüyorum..
“İnsanın Tank Türü” denilebilecek Gökhan alkışlar yağmuru altında çıktı..
Sahanın en çalışkan adamlarından biriydi Gökhan.
Artık sahnede Muhammet vardı.

Maç 4 dakika uzadıya..
Bitmez artık bu 4 dakika.. 4 asır gibi gelir adama!
Çocuklar da çok yoruldular ama..
Bana göre Beşiktaş inanılmaz kontrollü oynadı.
Hatalar oldu tabii..
Hele, son dakikalarda yapılan hatalar belki de Beşiktaş’ı turdan ederdi!

Neyse, son düdük çaldığında ben hala kendimde değildim sanırım!

CAS kul hakkı yiyip tarihi haksızlık yaparsa, kınaları bende..
Turu geçti ya Beşiktaş..

Artık “Öleceksek”, galip ölürüz..

Geldik bu gecenin sonuna,
Ve en güzel geceler, en güzel günler sizlerin olsun!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can

O Bir Kimyacıydı..!!

DURBUNBakın, bu yazının sonunda size bir hikaye anlatacağım.
Gerçek bir hikaye..
Ölürken bile deney yapan adamın hikayesi!
Onu anlatacağım..
Futbolun felsefesi ile hayat, bu yüzden paralel akar göreceksiniz!
Bana göre ‘Futbol demek, asla pes etmemek demek!”
Tıpkı hayat gibi!
Şimdi gelelim maça..

Beşiktaş derli toplu maça başladı derken olanlar oldu.
Atiba’nın yediği nane Beşiktaş’ın aleyhine penaltı olarak döndü!
“Ah Atiba ah!” diyorum içimden..
‘Atiba’ denilince aklıma hep Avrupa’yı yerle bir eden “Atilla” geliyordu!
Ama şu anda ben yerle bir oldum.. Oldu mu ya şimdi…
Her şeye rağmen o kadar rahat, o kadar eminim ki..
Hayatta hep “Son ana kadar pes etmeyeceksin” derim.
Bilmem ama şu an sinirleri alınmış ciğer gibiyim yani.. Relaksım yani..
Kağıt gibi ince..
Ben bunları düşünürken Fernandes’in altıpasın çaprazından, hem de sırtı kaleye dönükken, dönerek vurduğu topun gol olması; söylemesi ayıp, bizim evde bir şenlik havası estirdi!
Taraftarların “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar” diye Kayseri’yi inletmelerinin nedeni bundandır..

Spiker’in Ersan’dan bahsederken, “Eğer bir sol bek alınırsa, yeniden stoper mevkiine geçmenin hayallerini kuruyor” demesi ibret alınacak bir olaydır.
‘Zorla sol bek olmak’ diye buna denir..
Oysa ‘Zorla güzellik olmaz’ anam babam..
Misal, limon, portakal, mandalina turunçgillerdendir.. Hatta greyfurt!
Ama hepsi, “İçerik” bakımından farklıdır..
Oysa hepsine “Narenciye” denir..
Birbirlerine yakın gözükseler de uzayın derinliğindeki galaksi kadar uzaktır her biri aslında!
Bakın,
Bu, ‘Bir şeyin yerini doldurmakla”,  “İdare etsin” arasında dünyalar kadar fark olduğu gibidir.
Beyin böyle olursa, sonu da böyle olur tabii..
Aylardır yönetim sol bek alacak ha.. NERDEE..!!
Bir defans hatası daha Beşiktaş kalesinde pahalıya patladı.. (Sol bek hatası)
Yapılan son hata Kayseri’ye 2. gol olarak yazdı.
“Bu kadar basit hata yapılır mı?” demeyin.. Yapılır..
Hayattaki hataların büyük çoğunluğu, basit hatalardır zaten..
Onun ötesindekiler “Vahim ve korkunç hatalardır”
Bu yüzden basit hataları küçümsemeyin hayatta..
Yanılırsınız..!!

“Hatasızlıkla”, “Basit hata” arasında sadece bir ince çizgi vardır da farkında değilsinizdir!

“Ne olur ne olmaz” denilerek kaleci Tolga’nın hastaneye gönderilmesi üzücü bir andı.
Ama kalbimiz Tolga ile.. Bana “İyileş de gel çocuk” dedirtti..

Bu arada, Gökhan’ın golü atmadan önce kaleye yaklaşırken suratına dikkat ettiniz mi!?
Ceza yayına doğru yaklaşırken hani!
Kaleye doğru başını kaldırdı ve gözüyle nerenin “Boş” olduğuna baktı!
Sonra, topu biraz daha sürdü ve o noktaya attı..
Tabii GOL oldu..
Biliç’in Olcay’ı çıkartıp, Muhammed’i oyuna almasını ben şahsen “Devrim” olarak niteliyorum!
Fernandes’in frikik atışını Escude gole çevirince, anlayın ben o an ne yaptım..?
Gökhan sakatlanınca Oğuzhan girdi.. Gökhan sakatlanmasaydı “Ferdi” çıkacaktı oysa..
Neyse, o beğenilmeyen Almeida’nın golü kapak olsun Almeida düşmanlarına..
Bana göre gidip bu hafta içi bir de kurşun döktürmeli..

GELELİM FELSEFİ KONUMUZA..

Yazının başında söyledim ya…
Bu dünyada Antoine-Laurent de Lavoisier diye bir adam yaşamıştı!
Fransa’da..
Simya’nın Kimya bilimine dönüşmesinin kahramanıydı Lavoisier!
Bilim adına neler yapmadı ki.. Ne başarılar!
Dönem, kimyanın bilim olduğun kabul etmeme dönemiydi..
Söylemleri nedeniyle yolsuzlukla suçlanıp tutuklandı bilim adamı!
Boyun eğmedi ihtilalcilere tabii..
Fransız İhtilali’nin zor günleriydi..

Lavoisier’yi kurtarmak için dostları mahkemeye koştu.
Ancak, tanık olarak bile dinlenme gereği duyulmadı.
“Fransa için çok yararlı bir bilim adamı” olduğunu söyleyen,  her biri seçkin bilim adamı olan arkadaşlarına yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıydı:
“Cumhuriyet’in bilginlere ihtiyacı yoktur!”
Lavoisier’in sonu elbette acıklı oldu.
Aynı gün ölüme mahkum edildi!
51 yaşında iken, “Devrim” adına kafası giyotinle uçuruldu…
Oysa Lavoisier, boynunun vurulmasını beklerken kitap okuyordu.
Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için okuduğu kitabın arasına bir kitap ayracı koymuştu…

Lavoisier; ölümü giderken matematikçi arkadaşı Lagrange’ i yanın çağırmıştı.
“Kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam; insanın kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmektedir demektir”.. demişti!

Yine öyküye göre, Lavoisier’in kafası sepete düştüğünde iki kere göz kırptı.. İspat etmişti!
Müthiş bir hikayeydi bu… Ölürken bile deney yapmıştı..
Son saniyede de hayata karşı “Çakı” gibi durmuş ve teslim olmamıştı!
O, ölürken bile “Bir şeylerin ispat arayışındaydı!”
Hayat gibi, futbol da böyle değil midir..!?
Unutmayın, kaç sıfır yenik olursanız olun, son düdük çalmadan ne hayat, ne de maç bitmiştir!

Kıssadan hisse,
2 kez yenik duruma düşen Beşiktaş maçı 4-2 kazandı..
İşte bu yüzden, hayat ile futbol paralel akar da bazı “sığlar” fark edemezler..!!

Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Bana bu yazı için ilham kaynağı olan Hürriyet Gazetesi’nin bir zamanlar efsanevi İstihbarat Şefi Mehmet Ali Yula’ya çok teşekkür ederim..
Seni seviyoruz Şef!

Gelirler görürler, hanyayı da Konya’yı da

orhancanSevgili taraftarlar,
Maçın sonucu sizi üzmesin..
Yenilmiş olabiliriz!
Ama beyzadeleri İstanbul’a da bekleriz..
Gelirler görürler, hanyayı da Konya’yı da..!!
Bir trafik kazası oldu hepsi bu!

Neyse,
bu mektubu yazarken ben, öncelikle sizlere saadetler diliyorum..
Satırlarıma başlamadan önce küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öper, bütün ergen arkadaşlara da özellikle selam ederim..
Selam etmezsem eğer, bilirim ki ergenler kalayı basacaklar buraya doğru..
Paraya kıyıp maçı satın aldım bilesiniz..
Üye olunan TV’ye ekstra 25 TL ödedim.
“Haşırt da bilekbord” diye buna deniyor işte..
Siz, “Kol böreği” de diyebilirsiniz!
Kod adı ise: Mecburi soygun..

Maçın başlamasına 10 dakika kala öyle hızlıydım ki..
O haldeyken bi’görseniz beni, eliniz titrer, kalbiniz yumuşar, gözleriniz yaşarırdı…
Eminim, iki gözünüz çeşme olurdu..
Televizyonu aç, maçı satın al, bilgisayarı kur..
Bunları yaparken bendenizdeki seriliğe tanık olsaydınız şayet, inanın ‘Kuzey’in oğlu” da kim, “İşte rüzgarın oğlu bu..” derdiniz.. Ağlardınız!
Bu arada, bi baktım ki evde kimse yok..
Tak şimşek çaktı beynimde..
Doğru, “Nöbetçi Bakkala”..
Nefes nefese girmişim bakkaldan içeri..
Onca kattan aşağıya nasıl indim, “Nöbetçi Bakkala” nasıl gittim,. nasıl yukarı çıktım..
He vallah, ben de biliyorum..
Ama azim bu ya, saat tam 21.00, ben TV karşısındayım. Dakka kaçırmadım..
Beşiktaş için sıradan bir maçtı bu.. (X)
Bu yüzden yenip, gelmesi lazımdı çocukların..
Ama gazozuna oynasak yenmek isterim!
Bu yüzden, Almeida golü attığı zaman ben masaya öyle bir vurmuşum ki..
(Ben anımsamıyorum)

Masa sizlere ömür yani..!!
Artık ona kimse “Yemek Masası” diyemez..
Hatta ‘Bir zamanlar bu yemek masasıymış’ bile diyemez..
O derece hani..
Adamlar dandik nedenli bir penaltıdan gol buldular ya
ben gözlüklerimi düşürmüşüm sinirden!
Beşiktaşlı oyuncunun hatasından ikinci golü atsalar da ben gayet rahattım inanın..
Bu arada, “Nerede bu gözlükler?” diye aranırken bi’şi düştü yere..
Bir şişe olmalı..!!
İçindeki gitti, yer yedi onu..(!)
“Mundar olma” diye buna denir?

Bu arada, bu burnundan konuşan spikerlere de bayılıyorum doğrusu..
Ikınarak konuşuyorlar ya..
İnsanda tarifsiz bir boşluk hissi uyandırıyorlar..
Belki de bu yüzdendir anlamsız gülüşlerim..

Sevgili taraftarlar,
Mektubuma devam ederken hatırlatmalıyım,
Beşiktaş’ın maçı Kuzey Kutbu dolaylarında idi..
Bir ara heveslensem de nasip olmadı..,
Hatta “Helsinki’den servise binersin Norveç’e doğru” bile dediler.
Benim bir arkadaşım var.
Adı Zeynel.
Dış dünyacı! Dünya dışı varlıkları kastetmiyorum ha!
Boru değil 40 yıl Avrupa’da kaldı.
Ona, “Çok uzak mı Norveç!?” diye sorduğumda, “Şayet Norveç kızlarına adres sorma bahanesiyle konuşmaya dalarsan, uçağı kaçırabilirsin.. Ancak kolayı var, o durumda binersin bir belediye otobüsüne..!!” dedi..
Şimdi ne diyeyim ben ona!
Beni sarıyo.. Belli!
Ne bellisi, besbelli..
Saçları lüle lüle olduğu için ona inanmadım tabii..
İnanacak da değildim hani..

Bu gece de manşet çıktı ama..
Çünkü Beşiktaş’ın böyle bir takımı yenmesi sıradan bir haberdi..
Ancak Beşiktaş’ın böyle bir takıma yenilmesi, büyük haberdir ve “Manşettir..”

Tamam kabul ediyorum, ilk 30 dakika sahayı yakıp yıkan Beşiktaş 60 dakika kayıptı..
Bu tuhaf gecede satırlarıma son verirken, bir kez daha Beşiktaş 2-1 yenildi diye üzülmeyin!

Sahi ya Beşiktaş’ın oynadığı takımın ismi neydi..!!

Mektubumu bitirirken,
Amcamgillere, yengemgillere, teyzem kızına, hala oğluna, dayı çocuklarına, ÇARŞI’ya, selam ve sevgilerimi yollarım..
Ha, şayet ‘Beni sual eden olursa, şeker söyleyin, bal söyleyin..’!

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Not: HATIRLAYIN..!!
Sıradan bir gecede manşet nasıl çıkar?

Tak tak; Kim o? BEŞİKTAŞ

DURBUNTak tak;
Kim o?
TAŞ..!!
Kim?
B-E-Ş-İ-K-TAŞ
2-0

OC bu gece kaçar anam babam
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Neyse, bu maçın felsefesi aşağıdaki gibidir!

“Hey Bilic, Slaven Bilic” diyesim vardı bu gece.
Öyle de oldu!
Gözlerinden öperim evladım..

“Her Yer İnönü, Her Yer Beşiktaş..”
Sloganını duyduğumda keyfim daha da gıcır oldu doğrusu..
Rakip zorlu rakip ama Beşiktaş da Beşiktaş’tır her zaman..
Atatürk Olimpiyat Stadı’na gelirken yanımda 1 adet “Dürbün” getirdim.
Ki, karınca gibi görünün futbolcuların ayakkabı numarasını göreyim…
Teknede kullanıyordum, Beşiktaş maçlarına da nasip oldu!
Dürbün de dürbün ama ekstradan zumu (zoomu) var..
‘Şaak’ karedesin..O derece yani..!!
Dürbünle “enstantaneleri” genel olarak görürsün!
Hem futbolculara bakacak hem de AY’ın üstündeki kraterleri göreceksin!
Dediğim anda slogan patladı işte..
“Sık bakalım
Sık bakalım
Biber gazı sık bakalım..”
E arkasından doğal olarak
“Biber gazı oley, biber gazı oley..” ile “Her yer Taksim, Her yer Direniş” geliyor!
Mustafa Pektemek’in taç atışından gelen topu göğsüyle önüne indirmesi bir enstantaneydi!
Vuruş alınan girdiğinde ise “Pas mı vereyim, kendim mi enstantane yakalayayım” karar teorisini kendisinden yana kullanınca pozisyon “enstantaneyi yakalayamamakla” bitti.
Şimdi, enstantane denilince,
gazeteciler bilir, fotoğraf editörleri daha iyi bilir, akla “O Anlar” gelir..
Hani “O AN” derler ya.. O AN!
İşte insan da hayatı boyunca “O Anları” kendi çeker!
Deklanşöre basarsın “Şak” diye bir ses çıkar ya..
Öyle işte..
“Şak”, yakaladın yakaladın.. Yakalayamadıysan gitti pozisyon demektir!
Futbolda böyledir, aşkta böyledir,iş hayatında böyledir, okulda böyledir..
Hatta mahallede yanık olduğunuz güzel kıza karşı bile durum böyledir..
Bazıları buna “Fırsat” der.. “Fırsatı kullanmak”!
Ben ise Enstantane..
Hayatın içinde akıp giden milyarlarca enstantane gibi..!!
Yakalarsanız, durumu “O AN”a çevirirsiniz..
Yakalayamadınız mı, ömür boyu kalbinizde taşıyacağınız bir hayıflanma nedenidir O!
Futbolda da golü attın attın, atamadın mı “Bahçelerde maydanoz gel bize bazı bazı” olursun..
“Pas” da böyle bir şeydir. Doğru yere attın attın!
Topu iyi yere çıkarttın mı adamsın, çıkartamadın mı, oldun teknenin “safrası”!
Bu yüzden futbolun ‘anları’, hayatın ‘anlarına’ paraleldir..
Ve bu yüzden futbol, hayatın ta kendisidir!

Beyaz Kelebekler Vadisi İnönü’nün “Şövalye ruhlu” çocukları cep telefonlarının ışıklarını yakarak ortaya inanılmaz bir tablo çıkarttılar..
Ben de ne yazacağımı unuttum…
Işıl ışıl yanan tribün ..
Ve “Taksim” sloganı!
Bu arada, Fernandes’e adeta çifte atan arkadaş enstantane açısından “Bir AN” yaratsa da hakem bey kart göstermedi.
Tekmeyi yiyen Fernandes’e “Öpim de geçsin” dedi her halde..
Misal altı pasın içinde havaya uçan Almeida kıçının üstüne long diye düştü ya!
Hani penaltı bekledi! O pozisyon işte!
Penaltı menaltı değildi o..
Sadece kaba eti fena ezildi, hepsi o!
Futbolun içinde var olan ufak tefek “Tepişme” “ENSTANTANELERİNİ” saymıyorum!
Almeida’nın itişiş kakışmalara neden olan 2. pozisyonu da faul maul değildi!
Fernandes’i boşuna ayaklandırdı!
Bu arada maç 2-0 oldu..
Gökhan’ın golü bana Quaresma’nın Maccabi’ye attığı 3. golü anımsattı!
Topu aldığı zaman da aynı onun gibi çıkıyor bu çocuk..

Bu arada çoktan kırmızı kart görmesi gereken Colman, oyundan alınınca doğru soyunma odasına gitti, bence orada bir “Arıza” var..
Benden hatırlatması, Trabzon işi bu oyunuyla çok zor çook!

Bitiş düdüğü ile taraftar yine Taksim’i hatırlaması bana “Gece başladığı gibi bitti” dedirtti..
Hele Trabzonspor’un başkanını medeni cesareti için, Beşiktaş taraftarını da centilmen ve misafirperverliğinden dolayı kutluyorum!

Kısacası, ne geceydi ama..
Hafif esmer..!!