Aylık arşivler: Mayıs 2013

Kalbim firardaydı

orhancanBedenim Sığacık, kalbim Kayseri’deydi..
3 kafadar, yani 3 gazeteci atlayıp uçağa Ege seferine çıkmıştık.
Kalbimiz Ege’de kalsın diye değil elbet!
İki gün beynimizin içini boşaltacaktık..
Tekneyle açılacak, suyun içine girecek, suyun dışına çıkacaktık!
Misal dün gece; yarım ay ışığında, denize bile girmiştim..
Cumburlop suya..
O dakika anladım ki benim için hayat tuhaf..
Millet çorbacıya gider gece yarısı..
Bense soğuk denize..
Baktım, Zeynel Lüle ve Oğuz Güven fotoğraf çekiyordu!
Gazeteci milleti değil mi fotoğrafsız edemezler..
İlle de “Şık şık” basacaklar deklanşöre.
Beni, yani denizin içinde olan beni, hani o an için karanlıklar prensi olan beni çekiyorlardı!
Baktım ki yakamoz yok, çıktım ben de sudan..
Havalimanında da “Uçak tırsağı” olduğum için yol boyunca kafa yapmışlardı benimle.
Bir ara Zeynel, “Bak biraz sonra pilot abi, 9 bin metredeyiz” diyecek” dedi.
Ben de ona, “Ne diyorsun seeen..!! İnsin, insin! aşağıya insin, aşağıdan uçsun..”(!!) demiştim!

Gün pazara döndüğünde “Kalbim firardaydı..”
Çift halatla bağlasan durmazdı zaten..
Kalbim firar edince Kayseri’ye, aklım da onunla birlikte kaçmıştı!
İkisi de oradaydı, Kayseri’de yani..

Ben, ‘İzmir sahilleri, ah Ege’ derken, Kayseri’de de duvara tosladı Beşiktaş!
Oysa biz, “Teşkilatı” da kurmuştuk masaya..
İnternet üzerinden maçı canlı izleyip, diğer bilgisayarla da “Tık tık” yapacaktım..
Masada börek bile vardı.
Hatta sarma dolma..
Hatta ayran..
Ama kim koyduysa o kabak tatlısını önüme..
Kesin beni sevmiyordu..
Çünkü, o bana bakıyor, ben ona bakıyordum..
Yesem bir türlüydü, yemesem bir türlüydü..
Maç dersen, türlü türlüydü.
O kadar ballı toplar Beşiktaşlıların önüne düştü ki..
Hiçbirini gol yapamamak için gerçekten “Kabiliyet düşmanı” olmak gerekiyordu!
Öyle de oldu..
Kısa tatili de zehir ettiler ya..
Helal olsun yani..
Baştan sona revizyona gitmeli Beşiktaş..
Futbolcusuyla, hocasıyla yönetimiyle..
Düşün bu kulübün yakasından..!!
Mazallah bu kafayla, daha çook gece yarısı denize girdirirsiniz..
Kız çocuğu gibi top oynarsanız böyle olur tabii..
Misal 1. gol. Oğuzhan dandikten yere düşüp penaltı bekliyor.
Vermedi elbet hakem..
Top döndü ve Beşiktaş’ın kalesinde gol oldu!
Şimdi ne demeliyim ben bu pozisyona..

Geçen sene Carvalhal, bu yıl da bu arkadaşlar sayesinde gitti Beşiktaş’ın 2 yılı..
Yazık oldu 2 kocaman yıla..

Neyse OC doğru denize dalar!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN, Orhan Can..

Burak, Cihat ve Oktay’ın katilleri aynıdır!

orhancanBurak çocuğu da öldürdüler..
Tıpkı Beşiktaşlı Mühendis Oktay’ı, ilk kez maç izlemeye gelen Cihat’ı öldürdükleri gibi..
Şimdi Burak’ın yakınları ağlıyor..
Gözlerinizin rengi ne olursa olsun göz yaşlarınızın rengi aynı oysa..
Futbol teröristleri bir gencin yaşama hakkını elinden aldılar..
Burak artık gülemeyecek..
Takımı yenildiğinde üzülemeyecek..
Karnı acıkıp yemek yiyemeyecek örneğin..
Sevdiği kızın elinden tutup nikah masasına da oturtamayacak..
Anacığına doyasıya da sarılamayacak..
Takımı şampiyon olduğunda sevinç çığlıkları atamayacak artık Burak..
Çünkü onu öldürdüler..
Anneler gününde annesini de öldürdüler..

Sevdalı olduğu Fenerbahçe’yi desteklemek için kalkıp Kadıköy’e gitmişti..
Takımı, ezeli rekabetten galip çıkınca mutlu dönüyordu evine..
İndi Edirnekapı’da metrobüsten..
Bu gece mutlu uyuyacaktı..
Hiç aklına gelmezdi ölüm uykusuna yatacağı..
Çünkü, sabah arkadaşlarıyla paylaşacağı öyle çok konu vardı ki!
Kalleşçe, haince sapladılar dün gece bıçakları ona!
Karanlıkta saldırdı futbol teröristi katiller..
Daha 20 yaşındaydı Burak..

Tıpkı 21 yaşındaki mühendis Oktay gibi..
Suçu sadece Beşiktaşlı olmaktı..
İtalya’da çalışıyordu..
İstanbul’a maç için gelmişti. Beşiktaş sevdalısıydı.
Boynunda siyah-beyaz Juventus atkısı vardı..
Kıstırdılar onu da futbol teröristleri..
Döverek öldürdüler kaldırımın üstünde..
Çaresiz ve yalnızdı Oktay..
Başına aldığı sopa darbeleri yüzünden oracıkta son nefesini vermişti mühendis Oktay..
Halbuki futbolda yenmek kadar yenilmek de doğaldı!
Göçüp gitti 2 genç..

Şimdi ortada dev gibi bir sorun var:
Her ortamı bu derece gerenler neredeler şimdi?
Birbirleri hakkında en ağır lafları ederek taraftarları bu derece birbirine düşman edenler!
Sizler!
Suçlular ayağa kalkın!
Eğin başlarınızı öne..
Kaldırmayın yüzünüzü bir daha yukarıya!
Bakmayın kimsenin yüzüne artık!
Utanın..
Utanın sadece..
Sizler!!
Rekabeti acımasız hale getirdiniz, rahat uyur musunuz bundan sonra?
Kendi çocuklarını severken, ölen bu gençler akıllarınıza gelir mi hiç!?

Oysa, renklerimiz ayrı olsa da sevdamız birdi bizim..
Futbol, aşk, sevgi, tutku, barış, kardeşlik..
Siyah-Beyaz, Sarı-Lacivert, Sarı-Kırmızı, Bordo-Mavi, Kırmızı-Beyaz, Yeşil-Beyaz..
Renklerini ahengi, renklerin yoldaşlığı, renklerin güzelliği değil miydi..!?
Şimdi ne oldu?

Mühendis Oktay’dan sonra şimdi Burak’a ağlıyoruz..
Fenerbahçelisinin, Beşiktaşlısının, Galatasaraylısının, Trabzonlusunun, Bursalısının, Mersinlisinin Ankaralısının vs vs. gözyaşlarının rengi BİRDİR çünkü..
ESKİDEN BÖYLE MİYDİ!?
Acımasızlık, hoşgörüsüzlük hayatımıza girmeden önce böyle değildi Türkiye..
Seneler seneler öncesiydi..
Öğrenciydik, çoğu zaman paramız olmazdı cebimizde.
Ama sevdalıydık..
Hepimizin, renkleri farklı olsa da bir sevgilisi vardı..
Kalbimizde aşkların en temizi, takım sevgisi filizlenmişti..
2. yarı başladıktan sonra İnönü’nün kapıları açılırdı çoğu zaman.
İlk yarıyı seyredemezdik ama “Beleş” girerdik içeri..
Maçın son 15-20 dakikası da olsa gözlerimizle görürdük yeşil sahaların kahramanlarını..
Yağmurluk nedir bilmezdik.
İnönü’de öğrenmiştik naylon torbadan YAĞMURLUK, gazete kağıdından güneşlik yapmayı!
Tribünlerde kin ve nefret yoktu.
NÜKTE vardı, gönderme vardı, mizah vardı, kızdırma vardı!
Bir de ortak sevdamız Milli Takım vardı.

Misal; İnönü’ye girerken, kuyrukta karışık sıra olurdu.
Kimse kimsenin gırtlağını sıkmazdı.
Stadın içinde ayrılırdı herkes..

Beşiktaş- Fenerbahçe, Beşiktaş-Galatasaray veya Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında bilet sırasında 3 Beşiktaşlı 2 Fenerbahçeli, 5 Beşiktaşlı 4 Fenerbahçeli olurdu.
Galatasaray’ın, Beşiktaş veya Fenerbahçe maçlarındaki durum da böyleydi.
Şimdi bırakın aynı kuyrukta olmayı, öldürülüyorsunuz..
Maç sırasında karşı takıma, hakem beylere “küfürümsü” tezahüratlar olurdu elbet!!
Fakat, maç bittiğinde, kimse kimsenin boğazına yapışmazdı.

Misal biz o yıllarda, Fenerbahçe’nin Cemil’ini hayranlıkla izlerken, onlar da Sanlı Kaptan’ı, Sabri Dino’ya, Rasim Kara’ya, Mehmet Ekşi’ye hayranlık duyarlardı..
Galatasaraylı Gökmen’in kafa gollerine hayranlık duyulur, Trabzonlu Ali Kemal’in Liverpool’u perişan edişinden övgü ile bahsedilirdi..

Çünkü, renklerimiz ayrı olsa bile sevgimiz birdi..
Şimdi, futbol teröristlerine cesaret verenler utansın..!!

Mekanınız Cennet olsun..
Kim bilir, göçüp gittiğiniz yerlerde daha önce gidenlerle yine ama bu sefer kesin GAZOZUNA bir iki maç yaparsınız..
Kim bilir, bir gün ben de gelirsem oraya; takıma almazsanız beni şayet, kesinlikle seyirci olarak tribünlerde olurum.. Merak etmeyin..
Işıklar içinde yatın..

Orhan CAN

Fenerbahçe, Galatasaray’ı sahadan böyle sildi!

orhancanFenerbahçe için “Beni yenemeyen gerçek şampiyon sayılmaz”

Galatasaray için “Çifte şampiyon olma” gecesiydi..
Tıklım tıklım dolu bir stat!
İbre, bana göre kendi taraftarını önünde olan Fenerbahçe’den yanaydı!
Zaten; ilk 11’lere bakarsak, her iki takım da sahaya en az 3 atmak için çıkmıştı..
Amaa, Şükrü Saraçoğlu’nun en rahat adamı da bendim doğrusu..
Kendimi Birleşmiş Milletler gibi hissediyordum..
Stres tüylerimi bir gece önce İnönü’de dökmüştüm çünkü..
GS yaptığı tek atakta penaltı kazanıp öne geçince koca stada derin bir sessizlik çökecek sandım!
Yanılmışım!!
İlk yarı oyun üstünlüğünü elinde tutan Fenerbahçe 2 gol buldu!
İlk yarı Webo için söylenecek tek şey vardı..
“Bu adam tek başına ordu..”
Yok yok, “Spartaküs” gibiydi..!!
Harbiden öyleydi..
İlk için kayıtlara geçen bir başka olay daha vardı.
Fenerbahçe golü yedikten sonra sahaya atılan kahverengi nesne..
Zemheriden stoklu kalan kanyak şişesi..
Hep merak edeceğim, boş muydu yoksa dolu muydu..!?
Soğuk havalarda içilir de..
Bir de bu sahanın çimlerinde büyük hazinen yattığını biliyor musunuz?
Maçtan sonra çimleri düzeltecek görevli bozuk paralarla iyi bir hasılat yapacak da ondan!
İlk yarı ikinci yarı, sahadaki futbolcuların “yarattıkları” gerginliklerini filme alsanız muazzam bir komedi filmi ortayla çıkardı..
Maçın sonucu ve saha içindeki olaylarıyla da konuşulacak bir maçtı.
Volkan ve Sabri’nni oyundan atılması, maçın gerginliğinin şahikasıydı!
Ne olursa olsun, bir “Birleşmiş Milletler Görevlisi” olarak şunu söylemeliyim:
Fenerbahçe Galatasaray’ı resmen sahadan sildi.
Böyle bir gergin maç ortamında adeta futbol dersi verdi..
Galatasaray 3 forvetle sahaya çıktı ama orta sahası yoktu..
Herkesin “Şef” olduğu bir hücum hattı vardı..
Fatih Terim bir şeyi unutmuştu..
Apaçilerini..!!
“Şefler” gol bölgesinde top beklerken savaşı kazanacak olan “Apaciler” yoktu..
Hücum oyuncularından bir tek Drogba geriye gelip defanstan top çıkarttı..
Diğerleri ise ileride ballı top bekliyordu..
Dolayısıyla sonuç da öyle olmadı tabii..
Topu kaybettiklerin de bile, kaybettikleri topa 3 kişi ile saldıran bir Fenerbahçe vardı.
Galibiyeti daha çok istediler, sonuç da öyle oldu..
Eğriye eğri, doğruya doğru.,

Cimbom’un Şükrü Saraçoğlu kabusu “Arkası Yarın” radyo programı gibi devam ediyor!
Bir hafta önce şampiyonluğunu ilan eden GS, doğal olarak relaks olmuştu!
Futbolcuların “Büyük Yarış” stresi bitmiş, sadece “Büyük Rekabetin” stresi kalmıştı!
Futbolcular uzun maratonu noktalamışlardı..
Son iki maçta kötü bir tablo ortaya çıkartan FB’nin ise işe asılacağı besbelliydi..
Avantaj bu yüzden kendi taraftarı önünde oynayan Fenerbahçe’den yanaydı..

3-5 atma taktiğiyle sahaya çıkan Galatasaray’ı 3-5 yemekten kalecisi Muslera kurtardı.

Galatasaraylı oyuncuların yenilmelerine rağmen Şükrü Saraçoğlu’nun orta yuvarlağında şampiyonluk sevinci yapmaları aralarındaki o uzlaşmaz rekabetin göstergesiydi..

Bu asla veda değil, Can ile Cananın buluşmasıydı

orhancanBu asla bir VEDA değil, Can ile Cananın buluşmasıdır..
Onbinlerin buluşmasına şahit olmak için yola düştüğümde “Deli” bir trafik vardı karşımda!
Ben de bir sevda uğruna “Yollara” düşmüştüm..
Sanki kurgulu gibi arabanın teybinde yıllar öncesine ait bir şarkı…
“Bir kez baktın yüzüme,
Gözün değdi gözüme..”
Sözler beni seneler seneler öncesine götürürken bir çivi daha çakıyordu beynime!
Almıştı bir kez aklımı başımdan..
Çıkmıştı kafatasımdan dışarıya bir kez eskiler..
‘Bir kez baktın yüzüme / Gözün değdi gözüme..’ ha..
“Yollara düştüm ben ben..
Senin yüzünden..”
Böyle mi başlamıştı acaba ‘Siyahın’ Beyaza, ‘Beyazın’ Siyaha aşkı..
“Evet, çocuk evet!” diyorum içimden. Böyle başlamıştı bu aşk..!!
Bir kez bakmıştı ve gözü değmişti gözüne..
“Gözün”, göze 1 kez değmesi yetmişti ha!
Bu yüzden midir yıllardır “Yollara Düşmemiz..”
Bu yüzden mi yıllardır “Kalbimiz Firarda..”dır.
O gündür bu gündür, bu taraftarın ‘kalbi firarda’ işte..!!
Sevda ateşini serbest bırakmıştır Beşiktaşlı..
Bu yüzdendir, Türkiye’nin her yerinden, yurt dışından İnönü’deki son maça akın gelmeler!

İnönü düğününe hazırken, dışarıda olup bitenler inanılır gibi değil ama..
Karşı takımın taraftarı yok..
Beşiktaş’tan eğlenerek gelen Beşiktaşlılara neden gaz sıkar ki polis..!?
Yolu neden keser ki..!?
Stattakiler bile dışarıda sıkılan gazdan etkilendi..
Yanımdakilerden biri, “Olay, Başbakanlık Ofisi’nin önündeki polislerin müdahalesi ile başlamış” diyor.

İnönü hınca hınç doluyken, hatta gizli Beşiktaşlılar bile İnönü’ye gelmişken…
Misafir tribününü Beşiktaş taraftarına bırakan Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav bir ömür boyu aldığı alkıştan daha fazlasının İnönü’de almışken, bu gaz sıkma da nedir kardeşim..!?
Her toplu insan gördüklerinde ortaya çıkan bu nefret niye..?

Dışarıda olaylar böyle olunca içeride de taraftarın ısrarla “Emniyet dışarı” diye bağırdı.
(Emniyet de polisleri İnönü’nün dışına çıkardı)

Geçmişle geleceğin birleştiği bu gecede bunların yaşanmaması lazımdı.

Beşiktaş’ın golleri son maç için gelen “Çılgın Beşiktaşlıları” çılgına çevirdi..
Herkes zafere, bu geceye, son maça hazırdı ama bir tek yönetim hazır değildi!
Dışarıda gaz sıkan polis, ceza yeneceğini bildikleri halde meşale yakanlar bile hazırdı.
Bir tek yönetim hazır değildi..
İnönü’de son maç olduğunu bildikleri halde bir etkinlik yapmayanlar yani..
Nasıl yani derseniz..
‘Bu gece geçmişle geleceğin birleştiği gece’ dedik ya..
İnsan bir etkinlik düzenler..
Misal biletlerin üzereni hatıra olsun diye “Son Maç” olduğu vurgulanabilirdi..
Günün anlamanı anlatan eşyalar hazırlanıp satılırdı..
Beşiktaş’ın yaşayan efsaneleri İnönü’ye getirilip maç öncesi bi’şiler yaptırılırdı..
Maç öncesi küçük bir de konser mesela..
Mesela, mesela mesela..
Neler neler yapılırdı..
Dedik ya, herkes bu gecenin önemini anlamıştı ama bir tek yönetim anlamamıştı..!!

3. gol geldiğinde “Beyaz Kelebekler Vadisi” bir kez daha bayram yerine döndü..
Dedim ya, taraftar bu gecenin en güzel damadıydı..!!
Bir ara, İnönü bu gece yıkılacak sandım..
Binlerce insan beraber zıplamaya başladığında ben “Aha stat bu gece gidecek” dedim..
Gecenin en romantik anı atkıların açılarak “Bir şarkısını sen ömür boyu sürecek” şarkısıydı!
“Yönetim uyuma battaniye hazırla” sloganı ise taraftarın haleti ruhiyesini, geceye ne kadar hakim olduğunu ne de güzel anlatıyordu..
Anlamayanlar sadece maçı seyredip gittiler oysa..

Bitiş düdüğü ile binlerce Beşiktaşlının maç sonunda İnönü’nün çimlerine inmesi kelimelerin kifayetsiz kaldığı andı..
Kimi çimleri öptü, kimi çimlerde çılgınlar gibi koştu..
Statta ‘Hatıra olsun’ diye sökülmedik koltuk kalmadı..
Çimleri bile söktü sevdalı kalpler..
Hele hele kale direklerinin parçalanarak eve götürülmesi..
Bence tarihe geçecek bir görüntüydü.
Bir topluluk bu kadar mı sever sevdiğini..
İnsan bu kadar mı aşık olur..
Aşk olsun size çocuklar..
“Beleş Tepeye” ‘Aldırma Gönül’ü de söylettiniz ya..
O gece herkes mutluydu..
Çünkü bu, CAN ile CANANIN buluşmasıydı..

Ne demişti filmin sonunda Terminatör abi! “I’ll be back..”
Yani, “Geri Döneceğim..!!”
Unutmayın, döneceksiniz çatır çatır..!!

Neyse,
yukarıda bahsettiğim efsane şarkıçı Esmeray’ın ve Beşiktaşlıların klip yaptığı “Yollara Düştüm Ben” şarkısının ikinci mısrasıyla bitireyim yazıyı..

“Düşümde gördüm seni
Vardım tuttum elini
Benim yarim olmazsan
Vallah vururum dedi
Yollara düştüm ben ben..
Senin yüzünden..” BEŞİKTAŞ..!!

OC bu gece mutlu kaçar..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

İŞTE BEŞİKTAŞLILARIN İNÖNÜ’YE VEDA KLİBİ / WEB TV

Biz çocukken

orhancan“Biz çocukken;
yollar bozuktu, arabalar bozuktu, musluklar bozuktu, ziller bozuktu, paralar bozuktu
ama adamlar sağlamdı..”
Sosyal medyada karşıma çıkan bu yazı beni derin düşüncelere itmişti İnönü’de..
Aklıma,
Biz çocuk ve gençken;
sahalar bozuk mu bozuktu, sular akmazdı, çim saha yoktu, klimalı otobüsler hiç yoktu ama faniladan bozma formalarımız, hayallerimiz, umutlarımız, ideallerimiz hatta uğruna ölümlere gittiğimiz düşüncelerimiz vardı..
Adam gibi adamlarımız,
vazgeçmediğimiz aşklarımız vardı..
Duyarlı bir gençlikti..!
Tıpkı, bugünkü Beşiktaş taraftarı gibi..
Ve elbette, sahadaki adamları sonuna kadar savaşır, kalbiyle oynardı..!!

Düşüncelerden sıyrılıp İnönü’de olduğumu hatırlıyorum..

İsmi anons edilen BJK teknik patronu “Yuh” sesleriyle sahaya çıkıyor!
Kalbim cız ediyor..
Koca Beşiktaş’ın içine düşürüldüğü duruma bakın..

O kadar küskünlüğü rağmen İnönü, Siyah-Beyaz sevdalıları tarafından işgal edilmiş durumda.
Taraftar “Aldırma Kartal Aldırma” diye şarkı söylüyor..
Sanki yıl, 1977-1978-1979..
Beşiktaş 1-0 önde ama İnönü, Hababam Sınıfı’nın en acıklı sahnelerinde söylenen Erkin Koray şarkısının içeriği bile Beşiktaş aşıklarının nasıl küstürüldüğüne şahit oluyor!
“Arkası gelmez dertlerimin,
bıktım illallah..
Bize de bir gün kader güler,
Güler inşallah..”

“Güler çocuklar güler” diye geçiriyorum içimden..

Maç 2-0 Beşiktaş’ın üstünlüğü ile bitti ama küme düşmeye oynayan Orduspor karşısında sergilenen futbol asla ama asla gelecek için umut vermedi.

Maçın bitiş düdüğü ile birlikte,
“Leğende ‘Uf anne yandım su çok sıcak’ diyip, tasla kafasına darbe alan bir nesildik biz! O yüzden yandığımızda sesimiz çıkmaz..” diyerek taraftarın acısını dile getirecektim.
Sosyal medyanın efsane cümlesidir bu!

Bu yüzden maç öncesinde “İnşallah gecenin sonu da iyi olur.. Hoca da bize çektirmeye devam eder.. Mazoizm diye ben buna derim..” dediğimde çok sevdiğim bir arkadaşım,
“Enseyi karatma dostum! BEŞİKTAŞLI dayanıklı malzemeden yapılmıştır, bu kesin! Umarım kısa zamanda giderler de mide krampından kurtuluruz” demişti..

İNÖNÜ’DE SKANDAL

Sosyal medyanın efsane bir cümlesiyle maç yazımı bitirecektim ki skandalın AĞA BABASI patladı İnönü’de..
Şeref Tribünü’nden, Numaralı VİP Tribünü’ne inen koyu takım elbiseli adamlar, ceketlerinin cebinden çıkarttıkları katlamalı sopalarla bazı taraftarlara kafa göz girdiler..
İnanılır gibi değil, ama aynen öyle oldu..
Gözümün tam önünde..
Bir anda alt tribünde neler olup bitiyor diye anlamaya çalışırken, Basın Tribünü de bir telaş başladı.
Numaralı VİP tribününe inen koyu takım elbiseli adamların hepsinin boynunda stat giriş kartı vardı..
Belli ki korumaydılar..
Statta görevli olan üstlerindeki yeleklerde “Polis” yazan polisler takım elbiseli bir adamı durduramadı.
Onların yanında bile dayağa devam..
Polis “ağabeyler”, takım elbiseli adamlara elleşmediklerine göre elbiselerinden “korktular” galiba..
“Ne olur ne olmaz Polat Alemdar filan çıkar” dediler her halde..!!
Hani filmlerde olur, “Özel Tim Operasyon” yapar. “NOKTA OPERASYONU”..
Aynen öyle yapıp Şeref Tribünü’ne çıkıp gözden kayboldular.
Sopa iç içe çıkan bir şeye benziyordu. Jop değildi.
İç içe katladıktan sonra cebine koydu adam ve tekrar Şeref Tribünü’ne tırmandı.
“Biri bu rezil olayı insanlara açıklamalı..” diye düşündüğüm sırada, taraftarların “İstifa” sesleriyle inledi İnönü..
Adamlar ortalıktan kayboldu ama gazeteci arkadaşların koşuşturması devam etti bir süre.
Taraftar gibi basın mensupları da stattaki bu şiddete yüksek sesle karşı çıktılar..
Gazetecilerin yanına gelen bazı Beşiktaşlı yöneticiler yaşanan bu olayı kınadıklarını açıkladılar..
Ama olan olmuş “Operasyonu yapan” işi bitirip gitmişti..
Utanmalısınız! Utanmalı..
Sonucu ne olursa olsun; oraya, yani İnönü’ye Beşiktaş aşkı için gelmiş kadın ve çocuklar vardı!
Korku yaşattınız onlara..
Futbol sevgi işidir.
Beşiktaş sevginin ta kendisindir..
İnsanları korkutmanın, İnönü’den soğutmanın ne alemi var.
Siz! kesinlikle Beşiktaşlı değilsiniz..!!

OC “kaçmıyor” bir yere bu gece..!!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Geldiğiniz gibi gidersiniz

orhancanGeçen seneye kadar karşısına çıkan takımların dizlerinin bağı çözülerken,
“Üç, üç” diye bağıran Akhisarlıların sesleri yüreğimi yakıyor..
Eskiden kimse cesaret bile edemezdi..
Koca Beşiktaş’ın getirdiği durum maalesef bu!
Ligin dibindeki bir takıma karşı oynan futbol bu mudur..!?
Kendi futbolcusuna iftira atanlar hesap vermelidir..
“Feda” maskesi altında bir yıl boyunca taraftarı kandıranlar da..

Spiker diyor ki “Son haftaların formda takımı Akhisar..”
Ben de diyorum ki, son haftaların formda takımı olmak başka bir şey,
Beşiktaş’a 4 atmak başka bir şey..
Adamlar 3 kişiyle gelip golü atıp gidiyorlar birader..
Akhisar Belediyeli oyuncular biraz şanslı olsalardı 7-8 olurdu..

Şimdi diyecekler ki hakem yanlış kart gösterdi yanlış penaltı verdi.
10 kişi kaldık da ondan..
Ben de onlara rahmetli Erbakan’ın sözüyle “Hadi oradan, hadi oradan” diyeceğim..
Beşiktaş Barcelona gibi oynadı da hakem mi kesti yani..
Ceza sahasında 3 Akhisarlı var, korner atıyorlar 3. gol oluyor.

Beni edebiyattan, aşktan, felsefeden de ettiniz ya..

Geldiğiniz gibi gidersin..

Beşiktaş taraftarının büyüklüğüne bir kez saygı duydu herkes
Gekas ve Akhisarlıları tribünlere çağırarak çılgınlar gibi alkışladılar..

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben Can Orhan Can..