Aylık arşivler: Ocak 2013

Bilinmeyen sıvıdır O..!!

orhancan
Pantolonun altında eşofman..
Ayağımda 2 çift üst üste yün çorap..
İki kazak, bir mont üstünde parka..
Ellerimde eldiven..
Boynumda kaşkol..
Bir cebimde kar başlığı, diğerinde yedek eldiven..
Ve gökyüzünden yere inen minik minik beyaz kar taneleri..
Arena’nın durumu böyleydi işte..

Maç başlarken, “Pruvanız neta, rüzgârınız kolayına, denizleriniz sakin olsun..” diyorum..
Bu maçta “Ya herro ya merro” durumu var..
Ancak neticesi, her iki takım için de “Müthiş”! olacak..
Ben ikinci seçenek “Merro” olmasını isterim..

İsterim istemesini de ilk gol GS’den geldi..
Bu kadar erken gol yenir mi anam babam? Daha dakika 3..
Beşiktaş’ta inanılmaz bir kademe hatası..

Melo yerde yatıyor, Galatasaray atak yapıyor. Topu Beşiktaş kapıp karşı atağa kalkınca da hakem oyunun durduruyor..
Olmuyor ama hakem bey olmuyor..!!
İlk yarı 2-0 bitince “Maç beklendiği gibi gidiyor” dedi biri bana devre arasında..
Güldüm sadece..
Oysa biz umut ederiz..
Umut ederiz, ki son saniyeye kadar bu yüzden umudu sönmez Beşiktaşlının..
Kalbimin yoldaşıdır umut..!!

İkinci yarı kar yağışı yoğunlaştı..
Hava ağır ağır “ağırlaşmaya” doğru dönüyor gibi derken Beşiktaş’ın golü geldi..
Fark bire indi..

Ve Melo, Oğuzhan’a tükürünce kırmızı kartı gördü..GS artık 10 kişi..
Melo tükürdü ya, muhtemelen “İki gözüm önüme aksın ki tükürmedim, ağzımdan bilinmeyen bir sıvı çıktı, KAR TANESİDİR O” diyecektir..
Bilinmeyen bir sıvı..(!!)
Bakın, bu çok önemli bir tespittir..
(Hukukçu olacak çocuklara, “Sakın siz böyle şeyler yapmayın” demek adına..)
Bilinmeyen sıvı ya, adı üstünde bilinmediği için mevcut cezası da hafifleyecektir..
Çünkü; artık bir içtihat kararı vardır.
Hukuk tarihine (Spor hukuku açısından), bir futbolcunun hakemin yüzüne “Şak” diye gönderdiği o “Beyaz” şeyin adı “Bilinmeyen sıvı” olarak geçti ya…
Bu da öyle “Bilinmeyen sıvı” ya da “Tükürürken içine geri çekmiş” olacaktır belki de..
Öyle yok, yağma Hasan’ın böreği değil bu..
Tabii, futbolcuya tükürmenin cezası ölçüsü farklı, hakeme tükürmenin farklı..
Ortak nokta ise “Bilinmeyen Sıvı..(!)”dır ha..

Dışkı olsa “Bilinen sıvımsı katı madde” diyecekler..
Çünkü, tükürük gibi değil, çarptığı yere lönk diye yapışacak ya..
Yerden alınıp sıvama da yapılabilir..
Ona kılıf bulamazlar.. Çünkü onun kılıfı henüz icat edilmedi..
Bu yüzden bilinen bir madde o..
İşte o harbi yasak..(!!) Dışkı yok, dışkı.. Bilinmeyen sıvıya devam ama..

İşte, daha önceleri birilerini kurtarma adına Türk futbolunun içine edildiği nokta budur.. Neyse..
Sneijder çılgın bir destekle sahaya girerken, aklıma Samet hoca geldi..
“Oğuzhaın’ı ve Dentinho’yu ilk yarı niye oyuna almadı” diye..

Bu arada, ‘Sneijder, Sneijder’ diye şişirilen bence tam bir patates transfer..!!
Beşiktaşlılar adım attırmadı valla..
Beşiktaş’ın transferi ise daha vahim..
Hani çocuğun yabancı dil öğrenmesini istersin, önce küfürleri öğrenir ya..
Ya da birisinin işi öğrenmesini istersin, işi öğrenmeden işin “Puştluğunu” öğrenir ya..
Onu gibi işte..
Dentinho’nun hareketleri durumu böyle gösterdi..
Hele bir pozisyon vardı ki..
Tamam kendisine faul yapıldı..
Hakem düdüğü çaldı.
Adam hakeme baktı.. (Dentinho)
Düdükten 3 saniye sonra kendini yere bir daha attı..
Ne diyeyim ki sana anam babam, ne diyeyim..
Daha Türkiye’ye gelmeden neler de öğretmişler sana..
Yazık sana!
Hem de ilk maçta bunları yapıyorsun..(Arkasından bir daha yaptı, onu da yazmıyorum)
Bak, kulağına küpe olsun.. Beşiktaşlı adam gibi adamı sever..
Bedavadan atılan golle gelecek puana, sevinmez Siyah-Beyazlı..

Futbol olarak hiçbir numaranın olmadığı bu gece de böyle bitti..
Neyse, tatsız tuzsuz bir geceydi ama ikinci yarı Galatasaraylıların yaşadığı korku, sanırım sezon sonuna kadar yeter onlara.. Bu da bana avuntu olarak kalsın..
Neden avuntu? Çünkü tarih, 3 puan alanı “Yenen” olarak yazacak da ondan..

Gecenin en güzel ve unutulmaz 2 hareketi vardı Arena’da..
1’incisi, Holosko’nun vurulmuş gibi yere düşüşü..
2’ncisi, GS’li taraftarların faule maruz kalan oyuncudan daha çok “Oooo” demesiydi..

OC, kaçsın bakalım bu gece de..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

AĞIR NOT: Bir elimiz sosyal medyada ya, “Fark atarız” diyerek beni kızdırmaya çalışan sıkı Galatasaraylı Umut Veis’e “Yenemeyeceksiniz.. En kötü anında bile dirilir Kara Kartal.. Çünkü, Kartal kalkar, dal kalkar..” yanıt verdiğimde “Bu gece futbolun adaleti, hakemin ‘Allah’ı’ olsun istiyorum sadece.. Her türlü sonuca saygı duyarım o zaman üstat..” diyordu Baturalp..

Sonra yine aynı Baturalp’in, “Futbolun ve hakemin adaleti ile uğraşmak yerine ‘Samet Beybaba faktörünü düşünsene’ diye niye uyarmadın beni üstat :)” diye bana mesaj atması Beşiktaş için günün özetiydi bence..

Hani bir kasvet çöker ya adama..

orhancan
Dile kolay, tam 110 yıl olmuş..
İşte, ben bu yüzden “Siz yokken biz vardık” sözüne bayılırım..
Tam karşımda “Türk sporunun 110 yıllık sarsılmaz temel taşı. Milyonların gözbebeği, dorukların şanlı Beşiktaş’ı..” yazılı. Her iki yanında Türk bayrağı asılı..
Tam ortasında da Beşiktaş arması..
Ve bu akşam da o arma, o forma için yine aynı şey oldu.
Ne mi oldu? “Semtler yürüdü mabede doğru, Şeref Bey bizi bekler” diyerek!

Maç başladı. Bu akşam da Beşiktaş kırmızı formayla sahada..
Belediye ise sanki 2. Beşiktaş.. Siyah-Beyaz formalılar.

Bu akşam Beşiktaş “Çemberi” bir çevirirse gerisi kolaydır..
“Çember” ilk yarı güzel döndüydü..
Ama o “çember” var ya, “Şerefiyle” dönsün yeter ki..
Torpil morpil, kayrılma, öyle iltimas filan olmaaazz!!
Çünkü, “Adam” gibi galibiyetler ister Beşiktaşlı..

İnönü’nün yine Maşallahı var..
Sadece kapalının iki yanında boşluk var..
Eski Açık, Yeni Açık full..
Bilin bakalım niye..!? Bu sözüm yönetime..
Bu çocuklar dişinden tırnağından arttırdıkları ile maçlara geliyor..
Bilet fiyatlarını başkasına göre değil, kendine göre ayarlamalı Beşiktaş!
Çünkü, halkın takımıdır Beşiktaş..
Sadece söylemekle olmaz, icraat ister halkın takımı olmak..
Kısacası, proleter takımdır Beşiktaş..
Emeğe saygı duyar.
Emek hırsızlığı yapmaz.. Emek hırsızlarını da sevmez..
Çünkü, proletaryanın takımıdır O..!!

Bizden uzak olsun da ilk kez Carvalhal’ı özledim..
Gözümde tüttü vallah..
O olsaydı, Belediye’ye maçın başında çoktan fark atmıştı Beşiktaş..
Hem, Belediye de küme düşerdi bu sene.. Ne güzel!

İlk onbirde Fernades’siz Beşiktaş var sahada..
Beşiktaş alırsa, 3 değil 5 puanlık maç bu..
Belediye ilk golü attığında omuzlarım düştü ama..
Bir sıkıntı aldı yine beni..

Hani bir kasvet çöker ya adama..
Hani hiçbir şey yapmak istemezsiniz ya..
Hani koca şehirde yapayalnız hissedersin ya..
Hani şehrin üstüne bir sis çöker de her yer gri gözükür ya..
Hani ruhunu darmadağın hissedersin o zaman ya..

Hani efil efil bir rüzgar eser önce..
Hani rüzgar estikçe, gittikçe serine çalar ya..
Sonra, kara kara bulutlar gelir küme küme..
Gök değil, gökler gürlemeye başlar ya..
Hani bütün heybetiyle yağmur başlar ya..
Ve sen, yine yapayalnız hissedersin..
Koca dünyada TEK BAŞINA yani..
Deryanın içinde olup da deryayı bilmeyen o salak balık gibi değil ama..
Hani yalnızlığı ilik ilik hissettiğin anlar vardır ya..
Yanında “ 1” dostun olmasını istediğin anlar yani….

İşte ben, o acımasız zamanlarda hep gökyüzüne bakarım..
En acımasız gövdesiyle kapsa da gökyüzünü bulutlar..
Ben, yıldızları görmek isterim..
Başımı gökyüzüne çeviririm..
Göremem ama..
Heyhat; bilirim, göremesem de yıldızları, onlar ORADADIR..!!
Dostlar da böyledir işte..
Gözlerinle göremesen de bilirsin, oradadır dostlar..
Emin ol, oradadırlar..!!
Asla yalnız değilsindir yani..

Yoksa sen, bu koca statta maçı 40 bin kişi ile seyrettiğini mi sanırsın..? Öyleyse Aldanırsın..
Oysa ben, dünyanın her yerindeki Beşiktaşlının kalbinin burada attığı bilirim..
Sadece 40 bin kişi değil, milyonlarsındır..
Onları göremesen de “ONLAR” buradadır yani..

Maça gelmek için yola çıkarken,
“Semtler yürüyecek mabede doğru.. Şimdi, ‘Şeref Bey bizi bekler..’ zamanı..” diye sosyal medyada takılmıştım..
Gazeteci arkadaşım Ozan Sile maç için yola çıktığımda “Orada olmayı çok isterdim, evde sizinleyim” diyerek sosyal medya üzerinden mesaj atmıştı.. Ben de diyecektim ki..
O da ne..!? Maçı unutmuşum..Romantiklik işte..!

Hay bin Kartal Aşkına..!!
Ben bunları anlatırken, Sivok attı 1-1 oldu. Olcay attı 2-1, belediye attı 2-2 oldu!
3’ü beklerken, 2-2 oldu..
Adam eliyle topu önüne aldı be..
Bir takımın emeğini sadece rol yapan futbolcular çalmaz..
Buna ne diyeceksiniz Hakem Beyler..
Belediyeli oyuncunun topu eliyle önüne aldığı anı göremiyorsanız, plajda kumda oynayın!
Top da Sivok’a çarptı gol oldu ha.. İstanbul Belediye değil mübarek ballı Belediye..
Sizin adınız bundan sonra “İstanBAL Büyükşehir Belediye” olsun..

Tövbe tövbe..
Yıldızlarlar mıldızlarla uğraşırken maç 2-2 bitti..
“Maçla ilgilen evladım” diyorum kendime..
Kafama da “Küt” diye vuruyorum..
“Romantizm senin neyine maçınla ilgilen” diye söyleniyorum..

Son çeyrek de oyuna giren Fernades de bir şey yapamadı..

Gelelim sadede..
Gerçek şu ki, takım süper top oynamıyor..
Kötülerin arasından sıyrılıp çıkmaya çalışıyor..
Hepsi bu..!!
Yani, yalancı bahar yaşıyoruz bilader..!!

Neyse OC, bu gece de kaçar anam babam..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..!!

Unutmayın,
Rüzgar estikçe, gittikçe serine çalar..
Estikçe de esmer olur, bilir misin..

Korkuyla sevişmek

ufukveorhan“Haydi Abbas, vakit tamam”
Dediğimde herkes anımsar bu cümleyi..
Çoğu, şiiri bilmez de şarkısından tanır bu bölümü..
Ortak nokta, herkesin, şiirin bu dizesini çok sevmesidir.

Oysa ben,
“Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” bölümüne bayılırım..
Antalya 2-0 öne geçtiğinde bile ben çok rahatım..
Korkuyla “Sevişmiyorum” yani..
Söylemesi ayıp, benim gibi sevdalılar her maçta korkuyla sevişir de..
Son düdük çalana kadar ne umudumuz tükenir ne de galibiyet için erken çığlık atarız!”
“Korkuyla sevişip” dururuz kısacası..

Korkuyla sevişmek!
Yahu ne biçim bir duygudur bu..
Bilmezsiniz, bilemezsiniz..!!

Ah, gözü kör olsun bu 90 dakikaların!
Ekranda Şifo’yu seyrediyorum..
Bu kadar çok, çok değil aşırı sevinmesinin nedeni ne olabilir!?
Komik vallahi..
Elbette profesyonel hayat.. Sevinmesi normal..
Anormal olan aşırı sevinme..
Varsın sevinsin Mehmet..
Biz de onun sayesinde az sevinmedik..
Ama aşk olsun..
Bu, bir kızgınlık değil, küskünlük nidasıdır..
Yenerse, 2 parende, 3 ters takla, iki de burgu yapar artık..

Ama, hatırlatayım kardeşime; bu gecenin sonunda ya “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. İstanbul’a da bekleriz” diyeceğim ya da kahırlanıp kahırlanıp, “Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan / Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” diyerek bir kez daha hayıflanacağız..

Tam bu sırada Hürriyet İnternet Spor Müdürü Meriç Tunca arıyor.
Bir üst katta.. Alt balkondan görüyorum onu..
“Yazıya başladın galiba; korkma, galibiyet yazısı yaz. Çevirirsiniz bu maçı” diyor..
Dalgasını geçiyor belli..
“Rahatım anam babam” diyorum.. (Kendimi kandırıyorum aslında)
Holosko durumu 2-1 yapıyor..
“Korkuyla da sevişmeye” başlamadım henüz..
Rahatlığım ondandır..

Beşiktaş kontratakla çıkıyor. Almeida topa o kadar zayıf vuruyor ki..
Sanki, sabah hiç ekmek yememiş gibi..

İkinci yarı epey hızlı..
Birinci golde kesin, ikinci golde stoperlerle birlikte hatası bulunan Cenk’in müthiş kurtarışı keyiflendiriyor beni..
Almeida’nın pozisyonu kaybettikten sonra omuzlarını aşağıya indirip Küçük Emrah pozlarına girme huyu yeniden başladı vallahi.. Bir pozisyonda da öyle oldu..
Başını kaldırdı baktı ki top yanında. Küçük Emrah rolü yapmasa o topu daha önce fark edecekti. Tehlike de devam edecekti!
Dakikalar ilerledikçe dayanamıyorum..
Ne yapıyorum..?
Tamam, “sevişmeye” başlıyorum.. Korkuyla yani..

Sakın yanlış anlaşılmasın; korku ile bedenen sevişilmez..!!
Ruhen yapılır o iş..
Ruh ve korkunun sıkı sıkıya halvet olma durumudur bu!
Ne de yakışırlar birbirlerine..
Kalbinin atışını bile duyabilirsin..
“Tık tık” diye atmaz “Küt küt” diye ses çıkartır..

“Kurtarıcı” olarak Batuhan girdi ya oyuna..
Edirne şivesiyle “Eeeep rahatladım” yani.!!
Telafisi olmayan bir maç bu..
Ya “herro” ya da “merro” olacak.

Son dakikalar artık..
“Korkuyla sevişmenin” zirvesindeyim artık..
Maç 4 dakika uzadı..
“Nasılsın” diye bana sormayın, iyi değilim..

“Kurtarıcı” Batuhan’ın bencil vuruşunun auta çıkmasıyla maç da gitti tur da..
2 defa yaptı bunu..
“Kurtarıcıya” da bir “kurtarıcı” gerek ya..

Hadi, çıkın gidin kafamın içinden kötü düşünceler..
Gece boyunca “yusufcuk kuşu” uçtu gözümün önünde zaten..
“Korkuyla Sevişmek” böyle bir şeydir işte..!!

Neyse, Galatasaray’dan sonra Beşiktaş da kupada karaya oturdu..
Darısı Fenerbahçe ile Trabzon’un başına artık..:)))

Bu gece “Şu şöyle oynadı, bu böyle oynadı, takım şöyleydi, böyleydi” yazmıyorum!
E ama; iki takla, 1 parende 2 de burgu beklemek hakkımız artık..

OC, üzgün ve süzgün kaçar bu gece de
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Söz konusu şiir Cahit Sıtkı Tarancı’ya aittir.

Çünkü umut hayatın goncasıdır

fal“Her gün, yeni bir gemi kalkar insanın umut limanından”
Benim de her maçta, kalbimdeki umut limanından bir gemi kalkar..
Çünkü, umut yaşamın sevgilisidir..
Çünkü umut, hayatın goncasıdır..!!
Ve bu yüzden, nefes alıp verdiğin sürece umudun olacak!
Kalbindeki umut ateşi hiç sönmeyecek!
İşte bu yüzden, her maç ve nefes aldığım için kalktığım her sabah, kalbimin umut limanından, “Aganta burina burinata” diyerek kalkış yapar bir tekne..
Ve ben uyuyana kadar, o seyir hiç durmaz..
Demir atmadan yoluna devam eder!

Sabah, yeniden çıkış yapar limandan..
Beşiktaşlılar farklıdır, değişik insanlardır..

Ben bunları düşünürken Ordu golü attı..
Bir takım bu kadar basit gol yer mi kardeşim..!!

Yeryüzündeki bütün İstanbullular yollarda olduğu için gazetede seyrediyorum maçı.
Yukarıya bakıyorum, Spor Servisi harıl parıl çalışıyor..
Alt balkondan görüyorum onları.
Vallahi, seyir halindeki bir geminin tayfaları gibiler..
Korkmayın ama, panik yok!
Daha çok var maçın bitimine..
İçimden, “Umudunuz tükenmesin..” diyorum..
Haklı çıkıyorum!
İşte, İbrahim Toraman’ın golü.. Aslında Ersan Gülüm ile ortak attılar sayılır. 1-1 oldu..
Ne dedik; bu gemi, içindeki yolcularıyla birlikte, hep seyir yapar..!!

O kadar sıkışmışım ki, tuvalete bile gidemiyorum.Neden, e heyecandan yani..
Tutt tut.. Nereye kadar..!? Prostat olmasak bari..
Hah, ilk yarı bitti.. Koş oğlum Orhan..
İstikamet malum yer!

Geri geldim yerime..
Bu arada sosyal medyaya bakıyorum, esprinin ağa babası patlamış..
Bir Beşiktaş aşığı, yılların gazetecisi Ali Fuat Duatepe mesaj atmış.. Diyor ki;
“Rabbim bizi hem Samet hem de Uğur’la sınıyor. Dayanma gücü de verir inşallah..!!”
Sosyal medya alt üst tabii..
Beşiktaşlılar sürekli kayıp durdu ya ilk yarı..
Hemen Spor Servisi’nden Ali Can Yaycılı’yı arıyorum..
“Efendim Abi..” diyerek telefonu açıyor..
“Ordu’da bugün yağmur mu vardı?” diye soruyorum.. “Yok abi” diye yanıt veriyor..
“E o zaman yanlış krampon mu giyerek çıktılar acaba!!?” diyorum..

Bu sorunun yanıtı havada kalıyor tabii..
Mesela maçı seyreden mesleğin çilekeşlerinden kameraman haberci Kemal Kağan mesaj atmış, “Abi ayakta duramıyorlar kaymayan yok hakikaten” diyor..
Sonra bana gelen bir okuyucu mesajı okuyorum:
“Yedek kulübesinde Samet Aybaba da kayarak, takım ruhunu ortaya koydu..”(!!) diyor.
Beni gülümsettiniz ya Allah da sizi gülümsetsin..

Bu arada sosyal medyada Fernandes çakması bir arkadaşın attığı mesaj bana kahkahayı attırıyor. Demiş ki “Ben olmadan maçın tadı tuzu yok … nokta nokta”
Son kısma “Nokta nokta” dedim; çünkü son “betimlemesini” yazamıyorum!
Şu sosyal medya işini çok sevdim.
Beşiktaş Karadeniz’in şirin şehri Ordu’da oynuyor ama sosyal medya sayesinde yüz binlerce Beşiktaşlı sanki bir statta aynı anda seyrediyormuş gibi..
Çünkü, hem seyrediyorlar hem de sosyal medya sayesinde birbirleriyle kritik yapıyor!
Aynı anda binlerce kişi birbirleriyle konuşuyor.
Güzel işmiş böyle maç seyretmek..

Ve Oğuzhan’nın gerçekten müthiş golü geliyor.. 2-1 oldu..
“Aşk olsun kalbimin umut gemisindeki çocuk..
Bu kadar güzel gol atmak zorunda mısın..!!?
Daha basitine de razıydık hani..” diyorum. İçimden..

Benim bir gözüm maçta bir gözüm “Sosyal Medyada” ya artık..!!
Çakma Ferdi, “Çırağım Oğuzhan attı” derken, Hilal Özkan, “Fernades’in oğlu Oğuzhan”, Cem “Oğuzhan görünümlü Fernandes” akıyor gidiyor mesajlar..
Şu daha iyi ama, “Oğuzhan sahadaki diğer 21 futbolcudan 30 salise önde oynuyor, İşte bu özelliği onu, onlardan ayırıyor, nazar değmesin..” Kadir Kılıç yazmış..
Ama şu mesaj enteresan geliyor bana:
“Olcay’ın çıkması lazım.. Olcay gece inşaatlarda falan mı çalışıyor, hali yok lan…”
“Lan” kelimesini de koymuş hani.. Oğuz Kızılkaya böyle yazmış..
Ve sanki Hoca Beşiktaşlıların “Sosyal Medya” üstündeki isyanını duydu. Olcay dışarıda artık!

Mesela “Kötü oynuyoruz bu dakikalarda” diye yazmış gazeteci Eray Emin Aydemir..
“Kötü ama galip” diyorum ben de..(!)
Tanrım, bu dakikalarda da bana neler oluyor..

Ne demiştik;
“Her gün, yeni bir gemi kalkar insanın umut limanından..”
Sizin de her gün, umut limanınızdan kalksın o güzel gemi..
Unutmayın ki, umudun kalmadığı yerde yaşam da bitmiştir..!!
Siz hep umut edin.. Umudunuz eksik olmasın..

2-1 maç bitti.. 3 puan Beşiktaş’ın oldu..

Neyse OC, çoktan “Çiçek çocuk” olmuş olan arkadaşlarının yanına doğru yola çıkar.
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

MERAKLISINA NOT:
Latin Amerikalı devrimci Che Guavera’ya ait olduğu söylenen sözün tamamı şöyledir:
“Her gün yeni bir gemi kalkar insanın umut limanından, özgürlük için, yaşamak için.. Ve fırtınaya inat, dalgaya inat.. Ölüme inat..”

Ya bencilsin ya da başarılısın

OLYMPUS DIGITAL CAMERA“Kalp, ‘Ruh ikizini’ bulduğunda çoşan, ‘Ruh Öküzünü’ bulduğunda kırılan bir organdır..”
Gerçekten mi? Gerçekten öyle bir organdır..!!
Bu mesajı okuduğumda önce güldüm sonra omuzlarımı silktim.
Ruh ikizini bulamayanlar için üzüldüm..
“Bulmuşuz ki ‘Ruh ikizimizi’ iyi günde kötü günde siyah beyaz türkü söyleriz!” dedim. İçimden ama..

Buz gibi bir İnönü gecesi yine..
Yeni Açık, Eski Açık dolu..
Kapalı’nın durumundan bahsetmiyorum!

Rakip zorlu.. Rakip iyi ekip!
Ama “savaşılmadan kazanılmış bir zafer yoktur”..
Beşiktaş da hayatın buz gibi gerçeği olan işin “Gereğini” yapmalıdır!

Beşiktaşlı sevdi mi tam sever ya.. Eskişehir’de olan eski göz ağrılarını unutmuyorlar..
“Tello, Tello” diye inliyor ortalık!
Tello da sahayı bir baştan bir başa koşup Yeni Açık’ı selamladı. Ne güzel..

Maç hızlı, ilk tehlikeli ataklar Beşiktaş’tan..
Olcay’ın topu altıpasın önünden dışarı atınca ben de kafama tokat atıyorum.
“Şak” diye ses çıkıyor kafamdan. Ben “Ah” diyorum..
Hem topun dışarı gitmesi hem de tatlı canımın yanmasıdır bu “Ah”ın nedeni!

Neyse, Holosko’nun golü, biraz önceki “Ah”ımın yerine “Gooll” diye bağırtıyor beni..
Özetle, “Ruh ikizim” oynuyor, taraftar da seyrediyor işte..
Hemen arkasından patlıyor o şarkı:
“Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar..”

Beşiktaş’ın Eskişehir’i 4’e 2 yakaladığı pozisyonda Hilbert’in bencilliği vardı.
4’e iki yakalamışsın be adam..
Şayet, öğretmenler öğrencilerine “Bencillik nedir?”i öğretmek istiyorlarsa, bu pozisyonu derslerinde görüntülü olarak işlemelidirler..!!
Oğuzhan “Abi ne yaptın?” der gibi işaret yaptı.
Hilbert oralı bile olmadı.
Bakmadı Oğuzhan’ın ve diğer Beşiktaşlıların tarafına..
Bu, suçluluk duygusudur..
Başarısızlık duygusunun ta kendisinin dışavurumudur..!!

Hadi şimdi, olaya bir de ters açıdan bakalım. Bencillik dedik ya..
Hilbert golü atmış olsaydı, yani pozisyon başarı ile bitmiş olsaydı, ona bencil demeyecektik.
Peki, ne diyecektik?
“Kahraman” diyecektik.. “Başardı” diyecektik..
Hayatın acımasız felsefesi böyle bir şeydir işte..
Başarırsan “Öyle, başaramazsan “Böyle” yazar..
Hiçbir şey demezlerse “Öyleydi böyle oldu” diye başlık atarlar..
Çünkü, “Başarı” ve “Bencillik” arasında sıkışan futbolcu için durum böyledir!
Ya bencilsin ya da başarılısın.,

Ama taraftar ve takım için her iki seçenek, tek noktaya çıkar..
Başarılı olsaydı golü atsaydı veya bencillik yapmayıp pas verseydi ve gol olsaydı..
2-0 olacak ve her iki şekilde de mutlu olan taraftar olacaktı!
İnce bir felsefedir bu..
Bencillik ve başarı arasında sıkışan “tek birey” olayı değildir.
Bu, yeryüzündeki tüm insanlar, gruplar, toplumlar ve devletler için de geçerlidir!
İşte bu yüzden de FUTBOL, HAYATIN TA KENDİSİDİR..!!

Bi’dakka, durun yahu, “Derler” dedim ya, daha önce anlatmıştım ama, size ben bu sene de, denk gelen bir günde tabii, “Derler” fıkrasını yeniden anlatayım anam babam..

Hele var ya, Olcay’ın ilk yarının son dakikasında kaçırdığı gol pozisyonu için, 4 ciltlik felsefe kitabı yazarım ben.. Hem de ara başlıksız, paragraf başı yapmadan yazarım..
3-0 olacaktı olmadı..
Neyse, devam edelim felsefeye..
Olcay’ın pozisyonunda “Bencillik” ve “Başarı” açmazı yoktur!
Başarı veya başarısızlık AÇMAZI vardır..
Ya başarırsın ya da başaramazsın..
Attın “Kahraman” oldun, atamadın “Teyyare” oldun..
Hayatın ana kuralı, şaşmaz bir terazisidir bu..!!
“Yaparsın veya yapamazsın”.. Hepsi bu..
“Olmak veya olmamak” gibi yani..
Shakespeare mezarında amuda kalkmamışsa tamamlayayım cümlesini:
“Olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu..”
İlahi William!! Spor felsefesini de konu oldun ya..
Ama, resimlerine bakın bu adamın, hep Siyah-Beyaz..
Ortak bir noktamız var hani..

Başarırsın veya başaramazsın..
Hayatın ana kuruladır bu..
Az başarırsın, çok başarırsın, bu bir “derecedir”..
Önemli olan ana kuraldır..
Yani “Başarmak veya başarmamak” arasındaki o ince çizgi!

Ayrıca benim için, ele geçen fırsatlar başarı ile sonuçlanmış olsaydı, ben, ikinci yarı böyle gerim gerim maç seyretmeyecektim..
“Maçtan sonra ne yapacağım?” hayali kuracaktım..
Mesela aklıma Shakespeare arkadaş gelmeyecekti.. Sözünü de anımsamayacaktım..
“Başarı, başarısızlık”, “Olmak veya olmamak” sözleriyle felsefe yapmayacak, derin mevzulara girmeyecektik..
Bırakacaktık William rahat rahat yatsın!
Niye uyandıralım ki adamı uyuduğu yerden..

Peki, eğer işler iyi gitseydi, ne yapacaktık?
Bak, Almeida gol attı.. İşte böyle “Gol” diye bağıracaktık.. Harbiden 2-0 oldu!
Hayat şimdi düzleşti Beşiktaş için..
Felsefenin girintili çıkıntılı yollarından “Düze” çıktı..
Ne felsefe kaldı, ne sosyoloji.. Ne de futbol mühendisliği..
En azından bu dakikalar böyle..
Siyah- Beyaz Kelebekler Vadisi İnönü, zafer şarkılarıyla inliyor artık..

“Maçtan sonra ne yapsam acaba..!?” diye düşünürken Eskişehir penaltı kazandı 2-1 oldu..
Şimdi, yeniden felsefeye geri dönüyoruz, e mecburen yani..

Penaltıdan sonra Eskişehirli oyuncunun eline geçirdiği pozisyon da onlar için “Başarı ve bencillik” ikilemiydi. Pas olarak verseydi, hayatın akışı bir başka şekillenecekti..
Şekillenmedi.. Hayır, doğru cümle şu olmalı: Şekillendiremedi..

Ve, Beşiktaş’ın kaçırdığı fırsatlar tek eridi gitti..
Dünyaları kaçıran Beşiktaşlar, hayatın akışına damga vurabilirlerdi, ama vuramadılar! Eskişehir 2. golü buldu..
Golü atan Eskişehirliler seyircilerine koştular ve bir türlü sahaya gelmediler..
2-0’dan 2-2 oldu..
Hakem, sahaya dönmeyen futbolculara kart gösterecekken, Beşiktaşlılara gösterdi..!!
İnanılır gibi değil.. Bu kötü hakemleri plajdan mı bulup getiriyorlar Allah aşkına!

“Düze çıktık” derken beraberlik geldi..
2-0 iken oturan Eskişehirli taraftarlar ayakta bu kez..
Sevinme sırası onlarda..
Böyledir hayat!
Müthiş bir “Terazi”dir bu!
Yakalanan fırsatlar açısından “Başarı veya başarısızlığın” ilginç bir pratiği vardı bu gece..
Sahi ya, şu takımda Quaresma oynamaz mıydı..!?
Çatır çatır oynardı..
Bir Olcay’a bakın bir de Q7’ye..!!

Sonu ne olursa olsun, herkesin “Ruh İkizi” olmalı..
Ondan asla vaz geçmeyin ama..
Semtler, hep yürüsün mabede doğru..!!

Varsın OC kaçsın bu gece de..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Bu kalp mesajını bana gönderen ve ilham almama neden olan sevgili Üniversite arkadaşım Nilgün Akçal’a çok teşekkür ederim.. Öpüldünüz..!!

Quaresma denilen adam budur işte..!!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
“Benim anlamadığım, madem istemiyorsun sana ne kime giderse.. Madem gitmesinden korkuyorsun tut ve faydalan.. Niye tutarsızlık niye..!?Madem feshedecektin (Sözleşmesini), niye 6 ay parasını ödedin? Madem insanlara ‘şeyini’ gösterdi, niye o gün yollamadın? Madem “Feda yılı” niye parlatıp satmadın?”

Can Akıncı adlı bir Beşiktaş taraftarı sosyal medyada böyle dedi!

Hatırlamayana hatırlatayım..
Guti ile birlikte ilk transfer haberi duyulduğunda ortalık yıkılmıştı..
El bebek gül bebekti..
“Q7 ve Çetesi” afişleri bile yapılmıştı..
Beşiktaş maçlarına bilet bulmak o kadar zordu ki..
Basın tribünü ful çekiyordu.
Diğer takımların muhabirleri ve yazarları “Onları” seyretmeye geliyordu! Meraktan..!
Topu ayağına aldığında tribünler yıkılıyordu..
Hele bir Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi vardı ki..
Emre’ye öyle bir çalım atmıştı ki..
Emre kendi ekseninde dönüp Quaresma’yı ararken; O, 5 metre fark atmıştı bile..
Sadece geçen yıl Beşiktaş, Stoke City’yi asisti, Maccabi’yi onun golleriyle yerle bir etmişti.
İngiltere’deki maçta İngilizleri adeta “Ağlak çocuklara” döndürmüştü..
Hele İsrail’de, o muazzam volesi çılgına döndürmüştü Türkiye’yi..
Maç 2-2 olmuştu..
Tam “tur gitti” derken, uzatmaların son dakikasında 4 kişiyi çalımlayıp o golü atmıştı..
Son saniyede tur gelmişti..
İşte o zaman ben, bu 95 kiloluk adam yani..
Evde sevinç içinde havaya fırlamış ve yere düşmüştüm..
Oğlum Ogetay koltuktan yere, bense halının üstüne..
Ben o zaman “Bu 95 kiloluk adamla yerdeki halının sevinç buluşmasıydı” diye yazmıştım!
Canım öyle yanıyordu ki ama ben, yerde hala “Goooll” diye bağırıyordum..
Kulübedeki karnavala rağmen galibiyet gelmişti..

Türkiye’ye hiç gelmemesi gereken bir adam vardı kulübede..
Önce Guti’yi yedi.. Sonra Fernandes’i yemeye çalıştı.. Boyu yetmedi…
Arkasından Quaresma’yı yemeye çalıştı.. yiyemedi..
Başarısızlığını onları yiyerek örtbas etmek istiyordu.. Yemediler..
Sahayı bir baştan bir başa koşarak gol sevinci yaparak göz boyamak istedi.. Olmadı!
Geçen sene, teknik adam olmadan oynasaydı Beşiktaş, ancak 4. olurdu. 4’üncü oldu!
Bolu’ya elenen bir adamdı o..
Hani Braga’ya santraforsuz çıkan.. ‘Santraforsuz’ diyorum çünkü, Q7’yi forvet yapmıştı..
Adam sağdan soldan getiriyor ortalıyor, kendi ortaladığı topa koşup kafa vurması bekleniyordu. Allah’tan adamların en tehlikeli oyuncuları kırmızı kart gördü de Beşiktaş 2-0’ı buldu. İstanbul’da da aynı taktikle sahaya çıktı. Adamlar 1-0 öne geçince, baktı ki maç gidiyor, hemen Almeida’yı oyuna almıştı. Zar zor turu kurtarmıştı..
Böyle bir adamdı o.. Daha neler neler yaptı da..!!?
Belediye de bu sene küme düşecekti de, ucuz kurtuldular..!!

Neyse, o adamın yiyemediği Q7’yi yeni yönetim YEDİ..!!
BAKIN NASIL YAPTILAR..
Kurtulacaklar Quaresma’dan ya..
Adam milyon Eurolar değerinde..
Ama onu takım kadrosuna almadılar..
Güya cezalandırıyorlar..
“Kendine takım bul” dediler.. Adam sözleşme yapmış. O niye bulsun ki..
“Verin paramı gideyim” dedi..
“Yok” dediler “Sen bulacaksın..”
Adamın 3 milyon 750 Euro’luk alacağı var.
E tabii, bedava almak varken, 3 milyon 750 bin Euro veren bir salak çıkmadı yeryüzünde..
Televizyonlara çıkıp adamı “Ahlaksızlık, şerefsizlikle” suçladılar..
Yetmedi, “Şeyini gösterdi, malzemecinin üstüne işedi” diyerek iftira bile attılar..
İftira atanlara alet oldular..
Şimdi soruyorum size, sezon sonunda bedelsiz almak varken böyle bir oyuncuyu sezon ortasında dünyanın parasını vererek alacak bir salak var mıdır yeryüzünde..!!?
Bitmedi…
Sağ ve sol kanatta ileriye doğru oynayacak bir forvet aradıklarını açıkladılar..
Q7’nin alacağı paranın yarısını ödediler ama kendisini evde oturttular..

“Feda yap” dediler.. “1 milyon Euro feda olsun” dedi..
“Olmaz, biraz daha Feda” dediler..
“Daha indirmem” dedi..
Cezalandırıyorlar ya, “Evde otur o zaman” dediler..
İşler kötü giderken, “Temam temam, 2 milyon 750 bin ‘Euro’ya temam!! ” diye çağırdılar..
Bu sefer o, “Madem bana muhtaçsınız, e, o zaman 3 milyona olmaz” dedi..
“Şerefsiz” dediler..
“Zaten bu, şeyini de göstermiştir, çiş de yapmıştır” dediler..

İlk yarı alacağının tamamını ödediler. Yani 3 milyon 750 bin ‘Euro’nun yarısını..
Şimdi “Gidebilirsin” diyorlar.. “Ama 4 ay Türkiye’de oynamayacaksın..”
Fatih Terim’in onu istediğini biliyorlar çünkü..
Galatasaray’a giderse taraftarın çok kızacağını da..
Fatih Terim gibi bir KURT, niye istiyor dersiniz bu adamı..!!
Öyle de bir oynatır ki Quaresma’yı..
Kıskançlıktan çatlar durursunuz o zaman..

Sonra diyorlar ki, “Bir daha çok para vererek futbolcu almak yok..”
Hoca Nasrettin’in torunlarıyız ya, mizahı severiz biz..!!
Gerçek şudur oysa:
Bu yapılanlardan sonra çok para verseniz de 1. sınıf oyuncu gelmez..
Ancak, “Ne alırsam kardır” diyen alt kalitedekiler ikna olur!
“Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler”
Bir kez itibarınız zedelenmesin..
Güvenmezler ki size..
İşte o zaman “MONEY FOR NOTHING’’ olur..
Para hiçbir şeydir yani..
Ne yaptı ki bu adam bu muameleyi hak edecek..!!?
Quaresma’ya yapılan muameleyi dünyanın takip etmediğini mi sanıyorsunuz..

Efsane Beşiktaş muhabiri İsmail Er’in haberine göre “Feda yapmamakla” suçlanan, uğruna iftira atılan Q7, istese bal gibi alabileceği, ikinci yarı ödemesi 1 milyon 875 bin Euro’yu almadı, bıraktı..

Haklı değil mi şimdi yazının başında yorumuna yer verdiğim Can Akıncı gibi Beşiktaşlılar..!?

İŞTE QUARESMA’nın BEŞİKTAŞ’taki KARNESİ

2011-2012 sezonunda 35 maç 7 gol 11 asist yapmış.
2010-2011 sezonunda 42 maç 11 gol 17 asist yapmış
Toplam Beşiktaş formasıyla 77 maç 18 gol 28 asist

2011-2012
Beşiktaş – Ankaragücü (1 asist)
Beşiktaş – Fenerbahçe (1 asist)
Beşiktaş – Sivasspor (1 asist)
Trabzonspor – Beşiktaş (1 gol)
Manisaspor – Beşiktaş (1 gol)
Beşiktaş – Gençlerbirliği (1 gol)
Galatasaray – Beşiktaş (2 asist)
Beşiktaş – Trabzonspor (1 asist)
Beşiktaş – Manisaspor (2 gol)
Beşiktaş – Fenerbahçe (1 asist)
Galatasaray – Beşiktaş (1 asist)
Beşiktaş – Maccabi (2 asist)
Stoke City – Beşiktaş (1 asist)
Maccabi – Beşiktaş (2 gol)

2010-2011
Karabükspor – Beşiktaş (1 gol, 1 asist)
Gençlerbirliği – Beşiktaş (1 asist)
Beşiktaş – Gaziantep (1 asist)
Beşiktaş – Bucaspor (1 asist)
Antalyaspor – Beşiktaş (1 asist)
Beşiktaş – Kayserispor (1 gol, 2 asist)
Kasımpaşa – Beşiktaş (1 asist)
Konyaspor – Beşiktaş (1 gol)
Beşiktaş – Rapid Wien (1 gol)
Beşiktaş – Dinamo Kiev (1 gol)
Vikingur – Beşiktaş (2 asist)
Viktoria Plzen – Beşiktaş (1 asist)
Beşiktaş – Viktoria Plzen (1 gol, 1 asist)
Beşiktaş – Helsinki (1 gol)
Helsinki – Beşiktaş (1 gol)
İBB – Beşiktaş (1 gol)
Gaziantep – Beşiktaş (1 asist)
Beşiktaş – Gaziantep (1 asist)
Beşiktaş – Gaziantep BB (1gol, 1 asist)
Beşiktaş – Trabzonspor (1gol)
Beşiktaş – Anadolu Selçukluspor (1 asist)

OC yine kaçar anam babam..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Sevgili Ulaştırma..

orhann

Mektubuma başlamadan önce herkese selam ederim..

Bilindiği gibi Pazar günü GS-FB derbisi var..
Hürriyet Dünyası o gün birçok yerden CANLI Yayın gerçekleştirecek..

WEB TV ekibi de o gün mürettebat sayısı bakımından nöbetçi kalacak..
Arkadaşların yayın bitişi saati 22 veya 23 gibi peyderpey evlerine gecikemeden gitmeleri gerekiyor ki SABAH 9’da yeniden işte olabilsinler..
Binaenaleyh, bu durumu şimdiden sizlere bildirir, gerekli önlemlerin alınması rica ederim..

Tabii, o gün birçok birim, spor servisi, muhabir arkadaşlar da görev yapacakları için yoğunluk çok olacaktır..
Geçmişte, her zaman desteğini esirgemeyen, bir dediğimizi iki etmeyen siz değerli Ulaştırma ekibine şimdiden teşekkür eder, gözlerinizden öperim.. (Yok, burası şöyle olmalıydı: Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim..)
Benim sevgili arkadaşlarım..

Binaenaleyh, mektubuma son verirken herkese hayırlı pazarlar dilerim..
Yani, görevdekilere başarılar, izindekilere hayırlı mangallar..!!:)))))

Bu arada; güzel “köyümüzde”, “Şayet beni sual eden olursa; şeker söyleyin, kaymak söyleyin, bal söyleyin..”
Sevgi, sağlık ve neşe içinde kalın..
Kendinize bir iyilik yapın, sigara içmeyin..:))))
Keyifler keka olsun.. “Gıcır” yani..

Orhan Can
WEB TV

Hey gidi yatılı okul yıllarında böyle mektup yazardık, sonra iş, KARTLAR’a kaldı..
Şimdi, kuru ve kısa mesajlar var artık..

Mektubun sonu söyle bitmeliydi ama..

“Ha bu arada, babamgillere, amcamgillere, halamgillere selam ederim..
Kokusunu özledim oraların..
Gurbetteki yeğeniniz…”
Hey gidi okumak için geldik yatılı okullara..
Kaldık buralarda..
“Ben bir küçük sevdalı kuştum, aklım ermedi yaban ellere uçtum”
Dur yahu, bir daha ki Beşiktaş yazısına buna yazayım..

Şu yaptığıma bakın hele, Pazar günü Ulaştırmadan destek istemek için neler yazdım..:)))
(Sizin için bir yazı bile yazdım)

Neyse OC kaçar..
Gözlerinizden öperim anam babam..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Not: GS-FB derbisine günler öncesinden hazırlandık.
Pazar günü Hürriyet Dünyası canlı yayın için seferber olacaktı.
Web TV’nin yöneticisi olarak ben de Ulaştırma Servisi’ne günler öncesinden şöyle bir mesaj attım:
(O gün, nasıl bir yayın yapılacağının bilinmemesi için ancak yayınlıyoruz tabii..)

İşte Quaresma’nın kelime kelime son açıklaması! Karar sizin..

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

“Yönetim Kurulu beni burada istemedi. Ben taraftarlara şunu söylemek istiyorum. Beşiktaş’tan ayrılmamın nedeni maddi konularla alakalı değil. Burada istenmedim ve gidiyorum.”

“TÜRKİYE LİGİ’Nİ, TÜRKİYE’Yİ VE İSTANBUL’U SEVİYORUM AMA YENİDEN İSTANBUL’A DÖNÜP DÖNMEYECEĞİMİ HENÜZ BİLMİYORUM”

“Bugün için futbol hayatıma nerede devam edeceğimi bilmiyorum. Şimdilik Portekiz’e gideceğim ve menajerim ile oturup konuşacağız. Kararımı daha sonra vereceğim. Gelecekte ne yapacağımı şuan bilmiyorum. Galatasaray’da veya başka bir Türk takımında oynayıp oynamayacağımı da bilmiyorum. Türkiye Ligi’ni, Türkiye’yi ve İstanbul’u seviyorum. Burada mutluydum. Türkiye Ligi, çok mücadeleci ve güzel bir lig! Burada oynamayı seviyorum. Ama şu anda bu konuda bir şey söyleyemem.”

“BENCE BEŞİKTAŞ’IN DAHA YÜKSEK KAPASİTELİ YÖNETİCİLER TARAFINDAN YÖNETİLMESİ GEREKİYOR”

“Beşiktaş’ta futbol oynayamamamın nedeni ben değildim ve Beşiktaş’tan ayrılmak istemezdim. Hem yönetim kurulu, hem de teknik direktör benim Beşiktaş’ta oynamamı istemediler. Bunun sebebini hiçbir zaman anlayamayacağım. Burada sözleşme var, bana para ödeniyor ama beni oynatmıyorlar. Yıllık ücretimi düşürmemi istediler. Bu tekliflerini kabul ettim ama daha sonra sözleşmemi feshetmem için ne istediğimi sordular. Bu olay beni çok sinirlendirdi ve artık menajerim ile görüşün dedim. Ben Beşiktaş gibi büyük bir kulübün bu şekilde yönetilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu daha iyi bir şekilde halledebilirdik. Bence Beşiktaş daha yüksek kapasiteli yöneticiler tarafından yönetilmesi gerekiyor. Sonuçta bugüne kadar geldik ve ben takımdan ayrıldım. Beşiktaş’ta neden oynayamadığımı bana değil, başkana ve teknik direktöre sorun.”

“GEÇMİŞ DÖNEMDE GÜÇLÜ BİR YÖNETİME, SCHUSTER GİBİ KALİTELİ BİR TEKNİK ADAMA VE İYİ OYUNCULARA SAHİPTİK”

“İstanbul’a geldiğimde havaalanında yapılan karşılama, İnönü Stadı’ndaki imza töreni ve Türkiye Kupası’nı kazandığımız gün benim unutamayacağım anılarımdır. Geçmiş dönemde güçlü bir yönetime, Schuster gibi kaliteli bir teknik adama ve iyi oyunculara sahiptik. Çok başarılı maçlar yaptık. Artık hepsi geride kaldı.”

TÜRKİYE’DEN BEŞİKTAŞLI QUARESMA OLARAK AYRILIYORUM
“Beşiktaş taraftarına sonsuz sevgilerimi yolluyorum. Bana her zaman destek oldular ve onları hiç unutmayacağım. Kalbim onlarla ve Beşiktaş ile olacak. Bu takımın ilerleyen dönemde de başarılı olmasını istiyorum. Türkiye’den Beşiktaşlı Quaresma olarak gidiyorum ve hep böyle hissedeceğim. Son dönemde yönetim İnönü Stadı’na gitmemi istemedi. Ben de gitmedim. Ancak o atmosferi hiç unutmayacağım.”

“SERDAL ADALI BENİM BABAM GİBİDİR. BEŞİKTAŞ BAŞKANI OLSAYDI HER ŞEY ÇOK FARKLI OLURDU”
“Serdal Adalı benim için baba kadar yakın. Kendisi Beşiktaş’a transfer olmamda çok önemli bir rol üstlendi. O’nu da asla unutmayacağım. Kendisi ile en yakın zamanda bir araya gelip görüşeceğim. Bana yaptığı iyilikleri unutamam. Belki Beşiktaş başkanı olsaydı her şey çok farklı olurdu. Umarım bir gün Beşiktaş başkanı olur. Bir gün mutlaka Türkiye’ye döneceğim.”
Yolun açık olsun Karaoğlan..
Bize yaşattığın zaferleri hiç unutmayacağız..

Ha unutmadan;
Fenerbahçelilerin neredeyse taptığı Alex, tam 8 yıl oynadı FB’de.
2004–2012 yıllarında Fenerbahçe’de 242 maç, 137 gol attı Alex..

Ouaresma ise 2 yıl oynadı. Atılan tekmelerden dolayı da birçok kez sakatlandı.
2010-2012 yıllarında Beşiktaş’ta 77 maç, 18 gol, 28 asist yaptı Querasma.
Böyle bir adamı evde oturtarak, parasını da ödeyerek gönderdiler..

En Keskin Yorum; elbette, TARİHİN OLACAK..

En Kalbi muhabbetlerimle..
Ben CAN, Orhan Can..